Selim'in parmaklarını oynattığını görür görmez herkese müjdeli haberi verip doktor çağırdık. Onlar Selim'e bakmak için oda girdiklerinde biz de sevinçle birbirimize sarılıyorduk. Kendimi o kadar mutlu hissediyordum ki en son Aras ile Hazar'ın doğumunda bu kadar mutlu olmuştum. Doktor dışarı çıktığında bu sefer onu beklemeden yanına koşturup Selim'in nasıl olduğunu sordum.
"Gözünüz aydın. Eşiniz koma halinden çıktı. Ama hareket etmemesi gerektiği için bir süre daha uyuttuktan sonra yavaş yavaş ilacı keseceğiz. Biz bu kadar erken beklemiyorduk ama Selim bey çok güçlü. Geçmiş olsun." deyip yanımızdan ayrıldı. Biz de derin bir oh çektik.
Yeniden abimlerin yanına döndüğümde Türkan hanım da gözlerindeki ışıltıyla bakıyordu bana. Ben de koridorun sonunda, hâlâ teşrif edip yanıma gelmeyen babama..
Türkan hanım nereye baktığımı farkettiği zaman bir anne edasıyla elini omzuma koydu. "Sen bakma ona kızım. Onun da içi gidiyor yanına gelebilmek için ama gururundan yapamıyor. Yaptığı hataların farkında. Ama zannedersem yanına gelebilecek cesareti kazanabilmesi için zamana ihtiyacı var."
"Nedense babamın cesareti beni paylayacak bahaneler bulduğunda gayet yerinde oluyor. Ne yapmaya çalıştığınızı anlıyor, hatta bunu takdirle karşılıyorum. Ama ne yazık ki ben babamı sizden biraz daha iyi tanıyor, yansıtmaya çalıştığınız gibi biri olmadığını biliyorum. Ondan hiçbir şey beklemiyorum. Üzgünüm Türkan hanım ama sizden küçük bir isteğim olacak, lütfen onu benden ve ailemden uzak tutun. Bu bana yapabileceğiniz en büyük iyilik olur." deyip yanlarından ayrıldım.
Selma annelere de bilgi verdikten sonra kaç zamandır görmediğim oğullarımı görmek ve duş almak için eve geçtim. Yanlarında çok kalamayacak olsam da yakın zamanda bunu fazlasıyla telafi edecektim, edecektik.
Salona girdiğimde ikisi de yerde yığılmış oyuncaklarıyla oynarken Nermin hanım da elinde örgüsüyle ara ara onları kontrol ederek başlarında bekliyordu. Bu iki canavarla nasıl oluyor da baş edebiliyor merak ediyordum. Oğullarım diye demiyordum ama ayaklandıklarından beri resmen evde terör estiriyorlardı.
Beni ilk fark eden Hazar olmuştu. Hızlı hızlı sürünerek yanıma geldiğinde hemen eğilerek kucağıma aldım. Ardından da Aras'ı. Artık biraz ağırlaştıkları için onları aynı anda taşımakta zorlandığımdan kanepeye oturdum. İkisi de koala gibi bana sıkı sıkıya sarılıyordu. Hatta Hazar Aras'ı ittirmemişti bile.
"Siz çok mu özlediniz anneyi bakayım?" dediğimde ikisinden de ses çıkmamış bana daha sıkı tutunmuşlardı. Benim sadece iki kelime konuşabilmelerine rağmen bıcır bıcır konuşan oğullarıma ne olmuştu böyle?
Soran gözlerle Nermin teyzeye baktığımda ne demek istediğimi anlamıştı sanırım. "Hoşgeldin Leyla kızım. Geçmiş olsun. İkinizin birden evde olmayışını çok yadırgadılar. Gece bile kısa aralıklarla zar zor uyuyorlar, ikisi de çok huzursuz. Ve sanırım seni çok özlemişler sesleri ondan çıkmıyor."
"Anladım. Karınları aç mı peki?"
"Toklar kızım. Ama güzel bir uykuya ihtiyaçları var. Belki senin yanlarında olduğunu bilirlerse daha rahat uyurlar." dediğinde teşekkür edip ikisini de kucağımda odamıza götürdüm. Zaten çok mahsun duruyorlardı. Çok geçmeden uyuyacaklarına emindim.
İkisini de yatağımıza yatırıp yanlarına yastık koyarak destek yapıp ortalarına da ben uzandım. İkisi de bana doğru dönmüş yüzümle oynuyorlar dudaklarıma gelen minik parmaklarını öptüğümde gülümsüyorlardı.
Onları uyuttuktan sonra ben de duş alıp hemen gitmeyi plânlıyordum ama onlara ben de katılıp uyuyakalmıştım. Uyandığımda yatakta kocaman bir cüssenin benimle olmayışını hissetmek beni derin bir boşluğa düşürmüştü. Ayrı ayrı uyuduğumuz zamanlar bir elin parmaklarını bile zor geçerken buna birkaç rakamın daha eklenmiş olması beni hüzünlendirmişti.
Ama yine de onu bizden almadığı için Rabbime binlerce kez şükredip duş almak için yataktan çıktım. Çocuklar hâlâ uyuyorlardı. Oyalanmadan çarçabuk duşumu alıp giyindim. Fazla vakit kaybetmiştim. Aklım burda kalsa da Selim'in yanında olmalıydım.
Çocukların yanına gidip öptükten sonra arabama binip evden ayrıldım. İçim bir nebze olsun daha rahattı.
Hastaneye gittiğimde Selim'i normal odaya almışlardı. Artık yanında kalabilecektim. Selma anne de Selvi'nin hamileliğinin riskli bir döneme girmesi yüzünden onunla ilgilenmek zorunda kaldığı için Selim ile de ben ilgileniyordum ve halimden gayet memnundum.
Selim'in yanından bir saniye bile ayrılmadan yatağının yanındaki koltukta oturup onu izliyor, sanki beni duyup cevap verebilecekmiş gibi aklıma ne gelirse anlatıyor onu aslında ne kadar çok sevdiğimi dile getiriyordum sık sık. Ama artık uyansın, koyu mavi gözleri bana tekrar baksın istiyordum.
İlk kez Selim'i anlayıp hak vermeye başlamıştım. İnsan sevdiği zaman gerekirse kendinden bile sakınıp kıskanabiliyordu. Bunu odaya girip onunla ilgilenen her hemşireyi öldürmek istediğimde daha iyi anlamıştım. Özellikle ona dokundukları zaman kendimi zor zapt ediyordum. Ama az kalmıştı. Nihayet Selim'in uyuması için verdikleri ilacı kesmişlerdi, artık uyanmasını bekliyorduk.
Ben ilaç kesilir kesilmez uyanacağını düşündüğüm için umutla uyanmasını beklerken saatler geçmesine rağmen Selim hâlâ uyanmamıştı. Bir süre sonra ben de uyuyakalmış olmalıyım ki saçlarımda gezinen elleri hissederek gözlerimi açtım ve Selim'in bana bakan maviş gözleriyle karşılaştım. Ne yalan söyleyeyim kaza Selim de kalıcı bir hasar bırakır da bizi unutur diye çok korkmuştum ama Selim yine aynı Selim'di. Ondan başka kimse bana böyle bakamazdı.
Şoktan kurtulduktan sonra "Selim!" diye haykırıp sıkı sıkı yattığı yerde sarılabildiğim kadar sarıldım. Yüzüne baktığımda canını acıttığımı anlamıştım ama hiç belli bile etmemişti.
"İyi misin? Ağrın var mı? Canını mı acıttım? Ben en iyisi doktoru çağırayım. Allahım şükürler olsun." diye ard ardına konuşunca Selim'in yüzünde gördüğüm muzip ifadeden abarttığımı fark ettim.
"İyiyim Leyla'm ama su içsem daha iyi olurum." dediğinde komidinin üzerinde bulunan sürahiden bardağa koyduğum sudan içirdiğimde gerçekten çok susamıştı.
"Doktor çağırıyorum?" dediğimde beni onayladı. Çok geçmeden doktor gelip muayene ettikten sonra kokulacak bir şeyi yoktu. Sadece iki ayağındaki kırıkların iyileşmesi zaman alacaktı. Omzu da iyileşmek üzereydi. Nihayet onlar da gittiğinde ikimiz odada tekrar yalnız kalmıştık.
"Gördün mü bak bir şeyim yokmuş."
"Şükürler olsun Selim. Bizi öyle korkuttun ki."
"Sen? Sen çok mu korktun Leyla'm?"
"Korkmak benim yaşadıklarımın yanında çok hafif bir tabir olarak kalır Selim." dediğimde o anları tekrar yaşamış ve istemsiz gözlerim dolmuştu.
"Şşt ağlama Leyla'm. Geçti artık. Ben iyiyim." deyip yatakta yana doğru kaymaya çalıştı.
"Ne yapıyorsun Selim? Senin kımıldamaman lazım!"
"Karıma yanımda yer açıyorum?" dedi gayet doğal bir şekilde.
"Olmaz Selim! Daha yeni uyandın. Hem oraya sığmamız imkansız!"
"Bir şey olmaz. Hem kendine baksana çok zayıflamışsın Leyla'm." deyip hemşireyi çağırmak için düğmeye bastı. Büyük yatak istediğini söylediğinde hemşirenin yüzünde oluşan ifade çok komikti.
"Olmaz beyefendi. Siz daha tam olarak iyileşmediniz. Hem burası sizin yatak odanız değil. Eşiniz isterse açılıp kapanan kanepede size refakat edebilir."
"Size sadece daha büyük bir yatak ayarlamanızı söyledim. Yorumlarınızı kendinize saklayıp işinizi yaparsanız memnun olurum." dediğinde hemşire sinirden kıpkırmızı olmuş bir şekilde odadan çıktı. On dakika sonra daha büyük bir yatak odaya gelmiş ve biz yan yana uzanmıştık bile.
Selim "Off hayır!" dediğinde endişeli bir şekilde ona döndüm.
"Ne oldu Selim. Bir yerin mi ağrıyor yoksa."
"Yok ağrımıyor Leyla'm da bana sonda takmalarına nasıl izin verirsin?"
"İlahi Selim takıldığın şeye bak. Gerekli görmüşler ki takmışlar. Ben de bir şey oldu sandım."
"Sen bu durumun bir erkek için ne kadar zor bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin güzelim." dediğinde gülümsedim. Ellerimi yüzünde gezdirdiğimde gözlerini kapadı. Hâlâ yüzündeki yaralar iyileşmemişti.
"Yüzüm çok mu korkutucu Leyla?"
"Tabiki hayır Selim. Sadece biraz yaralı. Onlarda zamanla iyileşecekler."
"Ama çocuklarımız beni görünce korkabilir. Çok özledim ama iyileşene kadar onları görmesem daha iyi olur sanırım." dediğinde bu kadar ince düşünmesine sevinmiştim ama dediklerinde haklı olması beni üzmüştü.
"Selim?"
"Hmm?"
"Sen hani komadayken ne hissettin. Bizi duyabiliyor muydun?" diye sordum. En çok bunu merak ediyordum.
"Bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. Rüya dahi görmedim sanırım. Neden sordun güzelim?"
"Sen komadayken hepimiz seninle konuştuk. En son da ben. Onun üzerine komadan uyanınca ne bileyim bende belki bizi duyuyorsundur sandım." demiştim hayal kırıklığıyla.
"Hmm ne konuştun ne söyledin mesela?" dediğinde gözlerimi kaçırdım. Tekrar aynı cesarete sahip olmak için kendimi ikna etmeye ihtiyacım vardı.
"Uyanman gerektiğini, hepimizin seni çok özlediğimizi bir de seni ne kadar çok sevdiğimi söylemiş olabilirim." dediğimde "Ne dedin sen?" diye yerinden aniden doğrulmaya çalışmıştı ama boynu için çok sakıncalı olduğu için fark edip hemen engel oldum.
"Seni seviyorum Selim. Bunu söylemek için geç kaldığım düşüncesi bile mahvetti beni. Ama söyledim işte. Hatta yine gözlerinin içine bakarak söylüyorum ve sen bıkana kadar da söylemeye devam edeceğim. Seni seviyorum." deyip bir öpücük çaldım dudaklarından. Selim hâlâ şaşkın şaşkın bana bakıyordu.
"Bunu duymak için ölümden dönmem gerektiğini birileri söyleseydi inan bana o saniye yapardım. Eğer beni sevdiğini söylediysen şuan hatırlamasam da tüm benliğimle hissettiğime eminim. Beni dünyanın en mutlu adamı yaptın güzelim. Ama hâlâ inanamıyorum beni gerçekten seviyor musun? Tüm yaptıklarıma rağmen?"
"Ben de bunu anlamıyorum Selim. Nasıl olur da bir saat önce seni öldürebilecekmişim gibi hissedip bir saat sonra deli gibi özleyebildiğimi bilmiyorum. Yaptıklarını bir bir hatırlayıp nasıl affedebildiğimi de. Bu hayatta en çok sana kırılıyor en çabuk sende iyileşiyorum. Ama sen sabrınla ilmek ilmek işlenmişsin kalbime. Bir bakmışım her şeyim sen olmuşsun. Hem annem, hem babam, bazen hiç doğurmadığım çocuğum, çoğu zaman da beni kanatlarının altında saklayan kocam."
"Ben senden 'seni seviyorum' kelimesini duymak için o kadar bekledim ki. Ama bu söylediklerin hayal dahi edemeyeceğim kadar güzel şeyler. Aşk tıpkı anlattığın gibi güzelim. Ben bu hastalıklı duygunun en derininde seninle nefes alıyorum. Çok hata yaptım. Ama seni ilk gördüğümden beri aşkım öyle büyüdü ki içimde, nasıl baş edilir bilemedim. Kırdım döktüm parçaladım. Daha önce kimseyi sevmemiştim ki ben. Her şeyi sende öğrendim, seninle öğrendim. Şimdi de sevilmenin ne kadar eşsiz bir duygu olduğunu tattırıyorsun bana." dediğinde iyice sokuldum ona. Hissetsin istedim. İkimiz de yaralıydık. Ben de çoğu defa yaralamıştım onu. Sevdiğin kadın tarafından istenilmemek çok yaralayıcı olmalıydı onun için. Birbirimizin şifası olacaktık.
Gözlerim yavaş yavaş uykuya yenilirken bir kez daha onu sevdiğimi söyledim. Karşılığının gecikmeden gelmesi beni gülümsetmişti.
"Ben de seni seviyorum Leyla'm"
*Bölüm Sonu*
Yorumlar
Yorum Gönder