Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık.
Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum.
Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması gerektiğinin farkındaydım. Onları dünyaya getirmeyi ben tercih ettiysem iyilikleri için tüm sorumluluğu sırtlanmak zorundaydım. Sadece çocuklar için ayakta duran bir evlilik ne kadar sağlıklı yürüyebilirdi bilmiyordum ama bir kez daha denemeliydik. Kolay olanı tercih etmeyecektim.
Eve geldiğimiz zaman burada geçirdiğim son gün aklıma gelmişti. Geri dönmeyeceğimden nasıl da emindim. Şimdi ise başladığım noktaya yine kendi isteğimle dönmüştüm.
Selim kucağında Hazar'la önden giderken ağır adımlarla onları takip ettim. Sanki hiç gitmemişiz gibiydi. Bıraktığımdaki enkaz halinden eser kalmayacak şekilde eski haline getirilmişti. Yatak odasına geçtiğimizde Nermin hanım uyumamış Aras'ın başında bekliyordu. Onun hakkını ne yapsam ödeyemezdim. Onunla aramızdaki bağ bir çalışan-patron ilişkisinin çok daha ötesindeydi.
Hazar'ı kardeşinin yanına yatırdıktan sonra Nermin hanımı uyuması için odasına gitmeye zor ikna ettik. Israrla yorgun göründüğümüzü ve bizim de uyumamız gerektiğini söylüyordu. Ama oğlum hastayken uyuyabileceğimi zannetmiyordum. Odadaki berjere kendimi bıraktığımda hemen yanımdakine de Selim oturmuştu. Onun da benim gibi uyuyamayacağını biliyordum. Uzun bir gece bizi bekliyordu ama konuşmayı başlatan tarafın ben olmasını istemiyordum. Ama sessizlikle her geçen dakika daha da rahatsızlık veriyordu.
Selim "Şimdi ne olacak Leyla? Yani sen, siz?" dediğinde uygun kelimeleri bir türlü bulamıyor gibiydi ama ben ne demek istediğini anlamıştım.
"Bir kez daha denemek zorundayız. Önceliğimiz onlar olmalı Selim. Bu şartlar altında ayrılamayız yani olmaz onları daha fazla yıpratamam." dedim bezgin çıkan sesimle.
"Tamam çok önemli bir neden ama bana geri dönmenin tek nedeni bu mu Leyla?" demişti hayal kırıklığı içinde. Ama onunlayken en çok hayal kırıklığına uğrayan taraf bendim.
"Ya ne olacaktı Selim? Bu evden gittikten sonra bizim için çabalamadın bile. Yine de kendi ayaklarımla geldim sana." dediğimde önümde diz çökerek ellerimi avucunun içine aldı. Sanki söyleyeceklerini sadece bu şekilde anlatabilirmiş gibiydi.
"Sen kendimi öldürürüm dedin Leyla. Ben ne yapacağımı bilemedim. Korktum güzelim, deli gibi korktum. Kızgındın, haklıydın. O sözleri söylediğim an pişman olmuştum bile. Deli gibi sana koşmak bir kez daha affını istemek istedim ama yapamadım. Her gün sizi izledim, yokluğunda kendimi çocuklarla avuttum ama yemin ederim senden bir an bile vazgeçmedim." demişti gözlerimin içine bakarak. Söylediklerinin gerçekliğini gözlerinden okuyabiliyordum.
"Peki evde karşılaştığımız zaman kaçar gibi gitmenin nedeni neydi?"
"O gün gerçekten çok yoğundum. Hatta Yağız beni arayıp Aras'ın yemek yemediğini söylemese çocukların bile yanına uğrayamayacaktım." dediğinde gerçekten inanmıştım.
Sağ elimi avucunun içinden çıkarıp yüzünü okşadığımda hemen gözlerini kapattı. Ellerim sakallarından dolayı pürüzlü olan teninde gezinirken ortamdaki elektrik elle tutulur cinstendi. Bu hareketi ilk yaptığımda da aynı tepkiyi vermişti. Aramızda özel bir anlamı taşıyordu. Beni sevdiğine ilk kez o zaman inanmıştım.
Onu özlemiştim. Hem de çok. Ama affedemiyordum. Sarıp sarmalamak, muhteşem kokusunu içime çekmek istiyordum fakat kırgınlığım izin vermiyordu. Ben de orta yolu böyle bulmuştum.
"Hiç güvenmedin bana değil mi? Hiç inanmadın. Sen de haklısın, belki bende hissettiremedim sana olan sevgimi. Yine de ben seni seviyordum Selim, hâlâ da seviyorum. Ama affedemiyorum." dediğimde hızla gözlerini açtı. Söylediğim şeyler onu mutlu etmemişti.
"Sakın kendini suçlamaya kalkma Leyla'm. Bir suçlu varsa o da sadece benim. Sen bana sevgini öyle güzel hissettirdin ki hep kendimi sorguladım. Hak etmediğimi bilirken her seferinde gözlerinde gördüğüm duygulara hayret ediyordum. Sanırım altında yatan tek neden bu, benim seni, sevgini haketmemem."
"Olabilir Selim. Seni sürekli iten birinin sevgisine inanmamış da olabilirsin ki bu çok normal. İtiraf etmem gerekirse ben de seninkine inanmamıştım." dediğimde şaşkınlıkla bana baktı. Ama sonunda söylemiştim. Bu gece hiçbir şeyi içimde tutmayacaktım.
"Nasıl yani Leyla? Ben sen diye ölürken sen bana inanmıyor muydun?"
"Sanırım şöyle demek daha doğru olur, ben aşkı sevgiyi bilmiyordum. Çevremle seni kıyasladığımda yaptıkların söylediklerin onlar gibi değildi. Bana sahipmişsin gibi davranıyordun. Hatta her seferinde bunu dile getirmekte bir beis görmüyordun. Kalbimi kazanmak için çabalamamıştın bile. Benimsin demiştin ve bitmişti. Sanki her şeyi ikimiz adına sen yaşıyordun. Ben de bu yaptıklarını basit bir saplantı olarak değerlendiriyordum. Çok sonra anladım ki seni çevremle, okuduklarımla kıyaslamam çok yanlışmış. Senin sevgi anlayışın kendine özgüymüş. Ama sadece bir şey var ki aklıma her geldiğinde beni senden uzaklaştıran, işte onun cevabı bende yok Selim. Bir insan birini böyle severken nasıl başka tenlere dokunabilir? Bunu nasıl yapabildin aklım almıyor. Sanırım en çok bu yüzden inanmadım ben sana." dediğimde başını öne eğdi. Bu konu hep içimde derin bir yara olarak duruyordu. Benden önce yahut ona karşı hislerimin olmadığı bir dönemde olması bir şey değiştirmiyordu.
"Ben sana senin bana geldiğin gibi tertemiz gelmek isterdim. Haklısın buna verebilecek hiçbir cevabım yok. Ama bunun sana olan sevgimle de ilgisi yok Leyla'm. Bu tamamen benim kendimi kontrol edemememle ve fiziksel ihtiyaçlarımı dizginleyemememden kaynaklı. Ben sana benim olmadıkça, beyaz gelinliğinle bana gelmedikçe dokunamazdım. Diğer yandan da bedensel ihtiyaçlarım ağır basıyordu. Meşrulaştıramam ama yemek yemek gibi düşünebilirsin. Benim sana olan sevgim hiç kimsenin ulaşamayacağı bir noktada. Hiçbir ten onu kirletemez güzelim." dediğinde onu anlıyordum ama Allah kahretsin ki bu bir işe yaramıyordu. Yine de yapmamalıydı.
"Sadece senin mi fiziksel ihtiyacın olabilir Selim? Aynısını ben yapsam kabullenebilir miydin?"
"Kabullenemezdim belki ama yine de senden vazgeçmezdim Leyla'm. Bu dünyada beni senden vazgeçirecek tek bir neden bile olamaz. Beni aldattığını düşündüğümde bile aklımda senden vazgeçmek yoktu."
"O kadar kırgınım ki sana Selim düzeltemiyorum. Hep elim yüreğimde, bu sefer ne sorun çıkartacaksın diye beklemekten yoruldum. En mutlu olduğumuz anların ertesinde bir şekilde tatsızlık çıkarıyorsun. Mutlu olmakla bir problemin var gibi. Bu böyle devam etmez. Çocuklara da kötü bir örnek bu." dediğimde beni kendine çekerek sıkıca sarıldı. Kucağına alıp berjere oturduğunda ona itirazsız uyum sağlıyordum. O benim saçlarımla oynarken benim de elim sakallarındaydı. Sanki kendimizce iç güdüsel olarak yaralarımızı sarıyorduk.
"Hepsini telafi edeceğim güzelim, sana söz veriyorum açtığım bütün yaraları kapatacağım. O kadar mutlu olacağız ki bu günlerimizi hatırlamayacaksın bile. Eğer olur da yine saçmalarsam sen durdur beni. Vur, kır, dağıt ama gitme. Beni kendime sadece sen getirebilirsin."
"Bu kez de çok yüz göz olan, aralarında zerre saygı olmayan çiftlerden ne farkımız kalır Selim? Zaten şimdiden birbirimizi on yıla bedel şekilde yıprattık. Kesinlikle kabul etmiyorum? Kendini frenlemeyi öğreneceksin. Her defasında bunun arkasına sığınmaktan vazgeç lütfen."
"Deneyeceğim güzelim. Hem senin hem de onlar için." dediğinde gün yavaş yavaş aymaya başlamıştı. İçimde ona söylemek istediğim bir şey bırakmamıştım. Sevgimi de kırgınlığımı da ne varsa ortaya sermiştim. Düşününce uzun zamandır bunu yapmak istediğimi fark ettim. Konuşmak iyi gelmişti. Yavaşça kucağından indim. Artık uyusak iyi olacaktı.
İkizleri son kez kontrol ettiğimde ikisi de derin uykularına devam ediyorlardı. Hazar'ın da ateşi normal seyrindeydi. Eskisi gibi ben Hazar'ın yanına o da Aras'ınkine kıvrıldık. İçeri yavaş yavaş aydınlanırken yüzlerimiz karşılıklı birbirimizi seyrediyorduk. Tam anlamıyla affedebilir miydim bilmiyordum ama gözlerinde gördüğüm saf sevgi tüm surlarımı yıkıyordu.
Varlığımı hissedip bana sokulan Hazar'la ben de onu sardım. Daha fazla düşünmenin anlamı yoktu. Oğullarım yanımdaydı ve iyilerdi. Bir anne için bundan daha önemli bir şey olamazdı. En iyisi bugünlük her şeyi bir kenara bırakıp kendimi yarı huzurlu bir uykunun kollarına bırakmaktı.
*****
Sabah gülüşme sesleriyle uyandığımda güne keyifli bir şekilde gözlerimi açtım. Selim Aras'ı yatakta havaya kaldırırken ikisi de kahkahalarla gülüyordu. Hazar'a baktığımdaysa yine üzerime çıkıp başını boynuma gömerek yarım bir tebessümle onları izliyordu. Hastalığı tam olarak atlatamamıştı.
Aras'ı böyle görmek her şeye bedeldi. Bazen keşke Hazar da onun gibi olsa diyordum. Daha açık, istediği şeyleri belli eden bir çocuk olmasını isterdim. Ama Hazar her şeyi içinde yaşıyor, kendini ifade edemiyordu. Bu onun derin karakterli biri olacağının sinyallerini verirken büyüdüğü zaman hep yıpranan taraf olacaktı benim oğlum. Bunun olmasını istemiyordum.
Birkaç saat uyumama rağmen kendimi oldukça dinç hissediyordum. Kahvaltıya indiğimizde Nermin hanım erkenden uyanıp her şeyi hazırlamıştı bile. Bir yandan atıştırırken diğer yandan kucağımda oturan oğlumu yedirmeye çalışıyordum. Hiç iştahı yoktu. Patatesli omleti çok sevmesine rağmen birazcık yiyebilmişti. Bende çok zorlamamak için kakaolu süt içirdim. Az az yiyebildiği kadar yedirip bunu sık aralıklarla yapacaktım. Yemezse tam iyileşemezdi.
Kahvaltıdan sonra içeri geçtiğimizde Aras Hazar'la oyuncaklarını paylaşıyor Hazar da hali olmasa da ona katılmaya çalışıyordu. İkisi de gün içinde sayısız kez küsüp barışsa da bir şekilde birlik olmayı biliyorlardı. Böyle güzel çocuklara sahip olduğum için bir kez daha şükrettim. Yanımda oturan Selim'e iyice sokulup bu huzurlu anımızın tadını çıkardım.
Yine de şu an içinde olduğum an yaşadığım her şeye değerdi.
**Bölüm Sonu**
Yorumlar
Yorum Gönder