Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra
Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım.
"Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor."
"Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum.
"Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?"
"Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor."
"Biraz daha mı saklasaydık Selim ya. Onlar böyle yapınca ben çok üzülüyorum." dediğimde Selim beni kendine doğru çekip sarmaladı. Bu hamilelik beni olduğumdan daha duygusal biri yapıyordu.
"Şşt artık dört aylık oldu. Kızımızın cinsiyetini bile öğrendik. Daha fazla saklamamızın alemi yok. Hem zamanla alışırlar. Sadece kıskançlık genleri şimdilik baskın geliyor."
"Alışırlar değil mi?"
"Alışırlar güzelim. Üzülme bu kadar. Hem sen böyle yaparsan Deniz'imiz de hisseder." dediğinde kendimi toparlamaya başladım. Kızımızın adını duymam bile buna yetmişti. Ona annemin adını şimdiden vermiştik bile. Bu ince düşüncenin Selim'den gelmiş olması beni çok mutlu etmişti.
Hazırlanmak için banyoya gideceğim zaman gözüm komidinin üzerindeki oğullarımın fotoğrafına takıldı. Şimdiki hallerine kıyasla ne kadar büyüdüklerini fotoğraflar olmasa zor idrak ederdim sanırım.

Selim spora gittiğinde geldiğinde hazır olmak için  çarçabuk hazırlanmaya koyuldum

Selim spora gittiğinde geldiğinde hazır olmak için  çarçabuk hazırlanmaya koyuldum. İki yılda çok şey değişmişti. Ufak tefek tartışmalar hariç Selim ile aramızda büyük bir problem olmamıştı. Birbirimizin keskin çizgilerinin farkına varmış, elimizden geldiğince o çizgileri aşmıyorduk.
En sonunda okulum da bitmiş, çalışmak isteyeceğimi çok öncedenön gören kocamın gözetiminde projelerimi gerçekleştirmeye çalışıyordum. Öğrendiğime göre daha ben okula yeni başladığım sıralarda Selim yavaştan inşaat sektörüne yönelmeye, o doğrultuda yatırımlar yapmaya başlamıştı. Böylelikle mezun olur olmaz Selim'in odasının yanındaki yerim hazırdı. Yine onun gözetiminde olacak olmam beni sinirlendirse de başka bir şirkette bu şartlarda çalışamayacağımın bilinciyle konuyu çok fazla uzatmamıştım.
İstediğim zaman erken çıkabiliyor yada oğullarımı kreşe gitmedikleri zamanlar iş yerime getirebiliyordum. Kreşe gitmeleri içime sinmese de çocuklarım bu konuda ısrarcılardı. Çevremizde oynayıp arkadaş olabilecekleri kimse olmadığı için haklı olarak sıkılıyorlardı. Bu nedenle haftada üç gün gitmelerine karar vererek orta yolu bulmuştuk.
Dizlerimin biraz altında biten siyah kalem eteğimin üzerine krem şifon gömleğimi giydikten sonra neredeyse hazırdım. Görüntüm gözüme çok sade göründüğü için pembe detaylı minik inci küpelerimle biraz hareket katmaya karar verdim. Hazırlığım bittiğinde aynada gördüğüm fit kadın hoşuma gitmişti. İlk hamileliğimin aksine biraz çıkıntı haricinde karnım büyümemişti. Bu sayede istediğim şeyleri rahatlıkla giyebiliyordum.
Odamızın kapısı açıldığında spordan gelen Selim hoşnutsuz bir ifadeyle beni süzdü. Ama daha fazla terli kalmaya tahammül edememiş olacak ki bir şey demeden duşa girdi.
Yanında bile olsam çalışmamdan nefret ediyordu. O mimarlığın sadece çizim yapmaktan ibaret olduğunu zannettiği için sık sık tartışıyorduk. Oysaki şantiyeye gidip her projeyle birinci elden ilgilenmeliydim ama Selim buna katiyyen karşı çıkıyordu. Ofisten idare etmeye çalıştığım zaman da odada bir erkek görür görmez içeride bitiveriyordu. Hatta bazen üçüncü çocuğu beni iş hayatından uzaklaştırmak için istediğini düşünmüyor değildim.
Ayakkabılarımı giyip salona indiğimde Aras uyanmış televizyon izliyordu.

Beni gördüğünde gözleri yine karnımla yüzüm arasında gidip geldi
Beni gördüğünde gözleri yine karnımla yüzüm arasında gidip geldi. Kardeşi olacağını öğrendikten sonra bana karşı soğuk davranan oğlumun tavırları beni üzüyordu.
"Günaydın oğlum." deyip yanağını öptüğümde cevabı yarım ağız bir "günaydın" demek olmuştu.
"Bebeğim gece yine kabus mu gördün annecim sen?" dediğimde kaşlarını çatıp gözlerini kaçırdı.
"Anne ben artık bebek değilim. Babam uyandı mı?" deyip cevap beklemeden yukarı çıktı. Bu konuyla ilgili ne yapmam gerektiğini düşünürken kucağıma tırmanıp bana sıkı sıkı sarılan oğlumla az önce girdiğim hüzünlü havadan bir anda çıktım. En azından hâlâ Hazar hamileliğimden mutlu olmasa da beni seviyordu. Aras'ın aksine bu durum onda tam tersi etki yapmış, zaten bana kuvvetli bağlarla bağlı olan oğlumun bana daha çok düşkün olmasını sağlamıştı. Artık kreşe bile gitmek istemiyor, kucağımdan ayrılmıyordu. Yapışık ikiz gibi geziyorduk bütün gün.
Merdivenlerden gelen seslere bakılırsa sonunda baba oğul hazırlanmış bir şekilde kahvaltıya teşrif etmeye geliyorlardı. Son iki yıldır değişmeyen bir diğer şey de Aras'ın babasına olan hayranlığıydı. Artık üç buçuk yaşında olduğu için bu hayranlık giderek babasını taklit etmeye doğru gidiyordu. Selim traş olurken her seferinde pür dikkat onu izliyor, traş olamadığı için yüzüne bol bol Selim'in losyonundan sürüyordu. Şimdiden kokusu burnuma ulaşmıştı bile. Saçından kıyafetlerine kadar Selim'e uydurmaya çalışıyordu. Geçen gün babasının saatinden istediği için bizi mağaza mağaza dolaştırmıştı. Tabi o saatler onun minik bileklerine aşırı bol olduğu için Aras sonuçtan memnun kalmamış, elimiz boş olarak eve dönmüştük.
Kahvaltı masasına geçtiğimizde Aras utana sıkıla yanıma geldi. Onun bir anda değişen tavrına şaşırmıştım.
"Anne ben özür dilerim." dediğinde yere eğik olan başını elimle kaldırıp gözlerimin içine bakmasını sağladım.
"Ne için özür diliyorsun annecim?"
"Be-ben sana kötü davrandım ama kardeş istemiyorum. O senin karnından gitsin istiyorum. Özür dilerim anne." dediğinde böyle bir şey beklemiyordum. Selim'e baktığımda yüzünde memnun olmuş bir ifade vardı. Sanırım yukarıda hazırlanırlarken bu konu hakkında aralarında bir konuşma geçmiş, Selim de Aras'ı uyarmıştı. Aras'ın bu davranışı hoş olsa da çocuklarımın kendi özgür iradeleriyle hareket etmelerini, zorlamadan, hatalarını anlatarak anlamalarını istiyordum. Bu konu hakkında en kısa zamanda Selim ile konuşacaktım.
"Tamam bebeğim, önemli değil. Bu konu hakkında akşam hep birlikte konuşuruz olur mu?" dediğimde başını sallayarak yerine geçti. Selim ile bakılmalarını yakaladığımda düşüncelerimde yanılmadığımı anladım.
Hazar hâlâ kucağımdan inmeyi reddettiği için zor da olsa birlikte kahvaltı yapmaya çalışıyorduk. Ne Selim'in ne de benim konuşmam Hazar'ı bu davranışını bırakmaya ikna edemiyordu.
"Anne Hazar artık kreşe gitmeyecekmiş."
"Aa neden? Hani çok istiyordun annecim?"
"Orda Aras hep başkalarıyla oynuyor anne. Ben ona biz kardeşiz diyorum ama o hep beni yalnız bırakıyor." dediğinde yine aynı şeyi yapmıştı. Asıl nedeni söylemek yerine bulabildiği en yakın bahaneye sarılıyordu.
"Ama senin de arkadaşların var Hazar. Tamam Aras'ın seni yalnız bırakması yanlış ama sen de onlarla vakit geçirmeyi deneyebilirsin." dediğimde Aras hemen söze atıldı. Zaten bu kadar beklemesi bile mucizeydi.
"Ben Hazar'ı yalnız bırakmıyorum anne. O gelmek istemiyor. Merve ile oynadığımızda o kız diye oynamak istemiyor. Kızlarla oynayamazmışız." dediğinde Selim ile göz göze geldik. İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk sanırım. Zira Hazar Selvi halasının kızlarıyla ve Yağız ve Begüm'ün minik kızıyla vakit geçirmeye bayılıyordu. Benim de yeğenimi gördüğüm her dakika aklım gidiyordu. Yağız sonunda aradığı mutluluğu Begüm'de bulmuş, altı ay önce aramıza katılan Alin ile bu mutluluğu taçlanmıştı.
Şimdilik bu kreş konusununda üzerine gitmemenin daha hayırlı olacağını düşünerek sessiz kaldık. İlerde kendiliğinden bir şekilde düzelirdi umarım. Daldığım düşüncelerden Selim'in sesi ile sıyrıldım.
"Hazar yeter artık. İn annenin kucağından!"
"Hayır."
"Bak in diyorum. Haftalardır kadına yapıştın kaldın. Senin yüzünden ne yemek yiyebiliyor ne dinlenebiliyor. Annen hamile, yorulmaması lazım." dediğinde araya girme ihtiyacı duydum. Ses tonu ve kullandığı kelimeler hoşuma gitmemişti.
"Selim, tamam hayatım. Önemli değil. Oğlum annesini yormuyor." desemde fayda etmemişti. Bir süredir bu konudan rahatsız olduğunun ve sabrettiğinin farkındaydım ve Selim ne zaman bir şeylere sabretse taştığı noktada ağzından çıkanı kulağı duymazdı.
"Nasıl önemli değil Leyla. Kocaman oldu artık. Aras neden böyle yapmıyor?" dediğinde artık benimde tahammül sınırıma dayanmıştı.
"Önemli değil diyorum Selim. Onlar daha küçük. Ayrıca ikisini bu şekilde kıyaslamaktan vazgeç!"
"O da sana yapışmaktan vazgeçsin Leyla! Doğduğundan beri böyle. Benimle inatlaşmaktan vazgeçemiyor!"
"Çünkü senin oğlun Selim. Farkında değil misin? Bu yüzden ters düşüyorsunuz."
"Her defasında aynı şey! Bıktım artık Leyla!" dediğinde hiddetle ayağa kalktım.
"Öyle mi Selim! Bizden bu kadar bıktıysan değerimizi anlayana kadar bizi görmezsin olur biter! Hadi çocuklar gidiyoruz." deyip ikisinin de elinden tutup çıkışa yöneldim.
"Hey, dur, yanlış anladın Leyla'm. Ben sen yoruluyorsun diye öyle söyledim." dese de aldırmadım.
"Aras!" diye seslendiğinde duran oğlumla birlikte otomatikman biz de durduk. Durmamızla Aras elimi bırakıp babasının yanına gitmişti.
"Hazar!" diye seslendiğinde aynı şeyi Hazar'dan da bekliyordu.
"Ama annem gidecek baba." diye masum masum konuştuğunda içim burulmuştu.
"Sen gitmezsen annen de gitmez oğlum. Yanıma gel." dediğinde Hazar minik adımlarla babasının yanına gitmişti. Bense bu yaptığına şok olmuştum.
"Onları böyle yönetmen doğru değil Selim!"
"Doğru veya değil. Ben onların babasıyım Leyla. Olması gereken bu. Hadi içeri geçelim. Fevri davrandım özür dilerim." dediğinde yüzümü göğsüne koyup ağlamaya başladım. Bu hamilelik beni iyice dengesiz yapmıştı. Normalde hoş görebileceğim şeyleri çoğu zaman abartıyordum. Ama Selim beni nasıl yumuşatacağını iyi biliyordu. Yaptığı şeyler yanlış olsa da çoğunu ben üzülmeyeyim diye yaptığının farkındaydım.
Kendimi toparladıktan sonra içeri geçtiğimizde Hazar da üzerini giyinmiş Aras ile bizi bekliyordu. Onların yanında tartışmamalıydık ama kendimi tutamamıştım. Selim Hazar'ın yanına gittiğinde ne yapacağını merak ediyordum. Onun seviyesinde dizlerinin üzerine çöktüğünde sanırım tahmin ettiğim şeyi yapacaktı.
"Özür dilerim oğlum. Ben annen yorulmasın diye öyle söyledim. Seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?" dediğinde Hazar babasının boynuna atladı. Sımsıkı sarıldıklarında yine duygularıma hakim olamamıştım.
"Biliyorum baba. Ben de seni çok seviyorum."
Bu mesele de hallolduğuna ve Hazar da artık kreşe gitmeye karar verdine göre bir problemimiz kalmamıştı. Hepimiz birbirimizin gönlünü tekrar kazanmıştık.
•Bölüm Sonu•
Bu arada bir türlü hayal ettiğim Hazar'ı bulamadım. Eğer siz bulduysanız yada bir yerde rastlarsanız bana ulaştırdığınızda çok mutlu olurum. Çünkü onun yeri hepimiz için ayrı.
Final tadındaki yeni bölümle karşınızdayım. Belki bilmeyeniz vardır, bir sonraki bölüm final arkadaşlar.

Okuyan, destek veren herkese sonsuz teşekkürler. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...