Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 17

"Beren ben bilmiyorum, Selim sana anlattığımı öğrenirse hiç iyi olmaz. Onu tanımıyorsun, yapacaklarını bilmiyorsun."
"Leyla sakin ol lütfen. Bu adam seni nasıl bu kadar sindirebilmiş anlamıyorum. Hiçbir şey olmayacak güven bana. Şimdi buradan çıkacağız, kimseye bir şey belli etmeyeceğiz. Ben de eve gider gitmez dayımı arayıp her şeyi anlatacağım. Anlaştık mı?"
Olumlu anlamda başımı salladım. Hemen ümitlenmek istemiyordum ama içimde şimdiden uçmak için heyecanlanan kelebeklerinin kanat seslerini duyabiliyordum. Bu defa sondu, babam benim kahramanımdı ve gelip beni kurtaracaktı. Şimdi sadece biraz daha sabretmem gerekiyordu.
Banyodan çıktıktan sonra Beren ile birlikte bahçede oturduk ve bir daha bu konu hakkında konuşmadık. Beni neşelendirmek oldukça çaba sarf ediyordu. Eski sevgilisinden, okul ile yaptıkları geziden, havaların bu yıl geç ısınmasına kadar her şeyden konuştuk. O gittiği zaman kendimi kuş gibi hafiflemiş hissediyordum.
***
Beren ile görüşeli üç gün olmuştu ama hala babamdan haber yoktu. Acaba babam bunca zamandır Selim'in beni hapsettiğini biliyor olabilir miydi? Artık aklıma başka bir şey gelmiyordu. Belki de Beren aramış babam da 'karı koca onlar sen karışma' deyip kapatmıştı.
Ben bunları düşünürken yine Selim'le yapışık ikizler olarak uyandığımız bir sabahta Selim beni göğsüne yatırmış saçlarımla oynuyordu. Bir eli de karnımdayken "acaba bebeğimiz burada mıdır?" dediğinde sanki bir el kalbimi sıkıp bırakmış gibi oldu.
"Umarım değildir Selim."
"Şşş eğer bebeğimiz burdaysa annesinin onu istemediğini düşünür, kızımızı üzmek istemezsin değil mi Leyla'm?"
"Kız mı?"
"Evet kız. Böyle senin minyatürün olan bir prenses. Hem belki o senin aksine beni sever ha ne dersin?"
"Onu da benim gibi buraya hapset diye mi? Unut bunu Selim, umarım asla bir kızın olmaz!"
"Bunu da nereden çıkardın Leyla. Senin kadar kimseyi sevebilir miyim sanıyorsun. Kendi kızım bile olsa sana olan sevgimle kimse boy ölçüşemez. Hapsetmek falan yok."
"Hastasın sen!"
Tam ağzını açıp bana cevap verecekken telefonuna gelen aramayla yataktan fırladı.
"Allah kahretsin! Efkan'ın işi kesin  bu. O çağırdı. Durmadan 'bu iş burada bitmedi' deyip duruyordu şerefsiz! Yoksa neden şimdi gelsin ki!"
"Biraz sakin olur musun Selim, ne oldu, ne yapmış Efkan? Kim gelmiş?"
"Baban gelmiş, şimdi burda, aşağıda. Sen inme Leyla lütfen." dediğinde sesi acı çekiyor gibi çıkmıştı.
"Saçmalama Selim" deyip üzerime bir şeyler geçirip aşağıya indim. Sonunda babam gelmişti işte. Görür görmez koşarak boynuna atladım.

 Görür görmez koşarak boynuna atladım
(Ertuğrul Özener)
"Baba! Geldin!"
"Geldim kızım geldim. Özür dilerim, ben seni nasıl bir ateşin içine atmışım böyle? Affet beni kızım." Bir yandan saçlarımı öpüyor bir yandan da af diliyordu.
"Geldin ya baba, bana yeter. Üzülme baba lütfen." sesim ağlamaklı çıkıyordu.
"Artık yepyeni bir hayata başlayacağız birlikte, götüreceğim seni burdan kızım."
"Leyla hiçbir yere gitmiyor Ertuğrul amca!"
"Ben de bu nerde diyordum! Lan sen daha konuşuyor musun şerefsiz! Daha dün bana yalvardığını ne çabuk unuttun! 'Kızını köpek gibi seviyorum, tırnağına dahi zarar veremem, bana güvenebilirsin' demedin mi lan! Bu mu senin tırnağına zarar vermeme anlayışın!" derken yumruğunu Selim'in yüzüne ardı ardına indirmeye başladı. "Kölen mi lan benim kızım ha! Sen kimsin lan dünkü köpek, adam mı oldun başımıza!"
Ben ne yapacağımı bilmezken babam hala hırsını alamamış Selim'i yumruklamaya devam ediyordu. Selim'in yüzü neredeyse kandan görünmüyordu ama babama karşılık vermiyordu. Sanki uzun zamandır bunu beklermiş gibi bir hali vardı. Ben tam babamı durdurmaya çalışacakken Edim amca imdadıma yetişmiş babamla ikisini ayırmıştı.
"Bırak Edim! Öldüreceğim senin bu oğlunu!"
"Sakin ol Ertuğrul, Leyla kızımızı da korkutuyorsun içerde konuşalım. Sen de gel Selim."
Babam ve Edim amca çalışma odasına girerken Selim de ayağa kalktı. Bana dönüp "ne olursa olsun senden asla vazgeçmem Leyla'm. Bunu sakın aklından çıkartma." deyip o da çalışma odasına gitti. Ben de ne konuşacaklarını merak ettiğim için kapıyı dinlemeye karar verdim. Babam Edim amca ile konuşuyordu.
"Böyle konuşmamıştık Edim! Birbirimize can borcumuz var, kızını oğluma istiyorum dedin ben de verdim. Ona oğlumdan iyi kimse bakamaz dedin, bu mu senin iyi anlayışın! Eğer hala borç diye tutturacaksan bir tane kafama sıkarım gene de kızımı burada bırakmam Edim bitti bu iş!"
"Ben böyle olacağını tahmin etmedim Ertuğrul, ama biraz sakin ol. Onlar artık evli, buraya  gelip kızımı alacağım diyemezsin."
"Derim, alır ve giderim Edim, karşımda sen bile duramazsın! Benim kızım sahipsiz değil! Oğlun çok istiyorsa öyle bir kadın bulup evlensin!" deyip kapıyı açtı. Karşısında beni görünce "Hadi Leyla gidiyoruz. Bu evden hiçbir şey almana gerek yok, bir an önce gidelim."
"Leyla benim karım Ertuğrul amca, onun yeri benim yanım!"
"Edim şu oğlunu sustur yoksa elimden bir kaza çıkacak! Hadi Leyla." Biz çıkışa ilerlerken Edim amca Selim'i tutuyordu.
"Leyla gittiğin gibi geleceksin! Bunu unutma! Burda bitmedi Leyla! Senden vazgeçmem!"
Sonlara doğru sesi kısılmıştı, ya da bana öyle gelmişti. Babam arkama bile bakmama müsaade etmeden hızlı hızlı evden çıkarıp arabaya bindirdi. Eve geldiğimizde ikimizden başka kimse yoktu.
"Anlat şimdi Leyla bu adam sana başka ne yaptı? Sakladığın bir şey var mı? Dövdü mü yoksa!"
"Hayır baba, kendini ne kadar kaybederse kaybetsin öyle bir şey yapmadı. Beni sürekli sizinle tehdit ediyordu. Size söylersem bizi bir daha görüştürmeyeceğini söylerdi. Yapardı da."
"Bir halt yapamazdı korkma Leyla. Bir daha o adamın adını dahi duymayacaksın kızım."
"Baba senin Edim amcaya nasıl bir can borcun var? Ben neyin bedelini ödedim artık bana söyler misin?"
"Leyla benim Edim amcana borcum can borcundan da öte. Benim sen küçükken dağda görev yaptığımı hatırlarsın. Benim görevim emrimdeki askerlerle bulunduğum bölgeyi temizlemekti. Ama şerefsiz teröristler bize pusu kurup sınırın diğer yakasına kaçıyorlardı. Bizim de sınırı geçmemiz kesinlikle yasaktı. Ben bir gün onlarla çatışırken askerlerimle birlikte sınırı geçtim. Amacım orayı tamamen temizlemekti. Ama bize pusu kurdular. Edim amcan haberi alınca askerleri ile geldi. Hepsini geri püskürttük. Eğer o gelmeseydi orda hepimiz şehit olacaktık. Benim de adımı vatan hainine çıkartacaklardı. Olayı bir şekilde kapattık ben de görevimden ayrıldım biliyorsun. Yani anlayacağın benim Edim'e her şeyden önce şeref borcum var Leyla."
Babamı şimdi daha iyi anlamıştım. Neden görevi bıraktığını, ben evlenmek istemiyorum dedikçe neden bu kadar üzerime geldiğini. Kızmam gerekirdi ama kızamıyordum, korkularını, kaldığı ikilemi anlayabiliyordum.
Kapı çaldığında Beren gelmişti, bizim de babamla konuşmamız yarım kalmıştı. Ama ben öğrenmem gerekeni öğrenmiştim. Sonra sıra sıra herkes bize gelmişti. Halamlar, teyzemler, abim..
Her şeyi tekrar tekrar yaşıyormuşum gibi hissediyordum. Bana üzülerek bakıp teselli ettiklerinde boğulacak gibi oluyordum. Kendimi sürekli yorgun hissediyordum. Bu eve geleli bir hafta olmuştu ama ben pencereden bile bakmamıştım. Günlerimin çoğunu uyuyarak geçiriyordum. Evde Selim'in adı dahi geçmiyordu. Hiçbir şey yapmak içimden gelmiyordu. Yerli yersiz ağlıyordum. Bu zamanlarda sadece bana Beren iyi geliyordu. Odamın kapısı açıldığında gelen yine Beren'di.
"Kuzum ben geldim, nasılsın?"
"İyiyim canım, hoşgeldin."
"Ama sen pek iyi görünmüyorsun kuzum, geldin geleli çok solgunsun ve ne zaman gelsem uyuyor oluyorsun."
"Bilmiyorum Beren, sürekli yorgunum, gereksiz bir duygusallık var üzerimde."
"Leyla telaşa vermek istemem ama acaba hamile olmayasın?" dediğinde kalbim korkuyla atmaya başladı. Yattığım yerden hızla doğruldum. Takvime baktığımda Beren'in haklı olma ihtimali daha da fazlalaştı.
"Olabilir mi Beren, ben gecikmişim!"
"Sakin ol şimdi, ben eczaneye gidiyorum, sen kimseye bir şey belli etme. Anlarız ne olduğunu."
"Tamam Beren lütfen çabuk ol."
Beren gittiğinde titremeye başladım. Eğer hamileysem ne yapacaktım? Tam da Selim'den kurtulmuşken bu kaderin nasıl bir oyunuydu bana?
Ama eğer hamileysem onun kesinlikle öğrenmemesini sağlayacaktım, bunu biliyordum.

**Bölüm Sonu**

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım. "Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor." "Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum. "Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?" "Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor." "Biraz dah...