Okuldan eve geldiğimde hızla kendimi yatağa attım. Elif ile yürümek eğlenceliydi ama bir o kadar da yorucuydu. Okul kıyafetlerimi değiştirip elimi yüzümü yıkadım. Mutfağa gittiğimde dolaptan annemin dünden hazırladığı karnıyarık ve pilavı çıkarıp ısınması için fırına koydum. Kardeşim Yiğit de birazdan gelirdi. Yedinci sınıfa gidiyordu gerek ailenin en küçüğü olması sebebiyle gerekse yaşının getirisi olarak oldukça şımarıktı. Ama ailemize karşı bir saygısızlık yapmazdı. Şeytan tüyü vardı, kendini sevdirmesini bilirdi.
Onu beklerken bir yandan salata yapıp bir yandan da sofrayı hazırladım. Zaten Yiğit de gelmişti.
''Abla ne yemek var çok acıktım'' diyerek sofraya oturdu.
"Sana da merhaba canım kardeşim hoşgeldin." dediğimde ağzının içinden geveleyerek 'hoşbulduk' dediğinde ona onaylamaz bakışlarımı gönderdim. Babam ve abim de böyleydi. Aç oldukları zaman gözleri dünyayı görmüyordu.
Karnıyarıkları tabağına koyarken itiraz mırıltıları geldi.
''Abla ne yaptın ya ben bunla asla doymam biraz daha verir misin?'' deyince güldüm.
Yiğit gerçekten de bununla doymazdı. Hepimizden fazla yediği halde asla kilo almazdı. Metabolizması çok iyiydi. Sporla da uğraştığı için çabuk yakıyordu.
Yemeğimizi yedikten sonra odama geçtim. Kulaklığımı bilgisayarda zaman geçirdim. Vakit bir süre geçince annemle babam tartışma halinde eve girdiler. Ne olduğunu anlamak için odamdan çıktığımda anlamam pek uzun sürmedi. Her zamanki gibi konu babam ve onun yersiz kıskançlıklarıydı. Neredeyse doğduğumdan beri sürekli aynı manzara ile karşılaştığımdan bir süre sonra bağışıklık kazanmıştım. Babam iş çıkışı hastaneye annemin yanına gittiğinde annemi hastasından kıskanmış, yine kavga çıkarmıştı.
Annem "bıktım senin bu davranışlarından'' diyerek yatak odasına girdi ve tabi ki arkasından da babam.
Babam emekli askerdi. Erken emekliliği istendiğinde hepimiz çok şaşırmıştık ama babam sebebini bize asla söylemedi. Emekli olduktan sonra askeri eğitim vermek üzere askeriyede çalışmaya devam ediyordu. Annem ile de askeriyede tanışmışlar. Annem o zamanlar yeni atanan genç bir doktor olarak askeriyede görev yaparken babam annemin maviliklerine vurulmuş. O zamandan sonra da hiç ayrılmamışlar. Babamın aşırı kıskançlıkları hariç gayet iyi anlaşırlardı. Ama annemde kıskançlık konusunda babamdan geri kaldığı pek söylenemezdi. Gülümseyip odama geçtim. Nasılsa babam birazdan gönlünü alırdı.
Bilgisayardan gelen arama isteğini görünce gülümsedim. Abim görüntülü arıyordu. Ankara'da inşaat mühendisliği okuduğu için ancak böyle hasret gideriyorduk. Annem ile babam küslüklerini unutup sevinçle odama gelip abimle konuşmaya başlamışlardı. Bir süre abim ile de hasret giderdikten sonra uyumak için odalarımıza dağıldık.
****
Sabah Elif ile okula vardığımızda üstümde bakışlar hissettim.Kafamı kaldırdığımda Selim'in direkt olarak bana baktığını gördüm. Hayatımda kimsenin bakışlarından Selim'inkiler kadar rahatsız olduğumu hatırlamıyordum. Görmezden gelip yanından geçerken adımı seslendiğinde de duymamayı tercih edip Elif'in koluna girerek adımlarımı hızlandırdım. Ama arkamızdan geldiğini duyabiliyordum. Bana yetişip kolumdan sertçe tutmasıyla gözlerimi kapayıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Çünkü birazdan bana büyük ölçekli bir sinir harbi yaşatacağı kesindi. Derin birkaç nefes aldıktan sonra Elif'i yanımdan gönderip hışımla ona döndüm. Kişisel alanıma herkesten daha çok önem veren benim için bana yapılan bu hareket affedilemezdi.
"Ne var!"
"Ne mi var? Sabahtan beri sana sesleniyorum kızım duymuyor musun!"
"Duyuyorum duymuyorum sana ne ya! Sen bana seslendin diye itaat edip seninle muhatap olmak zorunda mıyım!"
"Bana harfiyen itaat ettiğin günler de gelecek güzelim ama konumuz bu değil. Ne bu bir havalar afra tafralar? Ne oluyoruz?"
"Hah sen kimsin de sana afra tafra yapacakmışım? Bence kendini bu kadar da çok önemseme."
"Ben kendimi önemsemesem de yakında sen beni önemsemekten daha fazlasını yapacaksın güzelim. Artık beni görmezden gelmene katlanamıyorum. Ne zaman iki çift laf edecek olsam beni tersliyorsun!" dediğinde onu kendimden beklenmeyecek kadar sakin bir ruh haliyle dinledim.
"İstemiyorum demek ki. Bunu anlamayacak kadar kalın mı senin o kafan?"
"Sana olan ilgimin farkında olmadığını söyleme bana. Sen ilk gördüğüm andan beri nevrim döndü. Bize bir şans vermeni istiyorum peri kızı."
''Ya arkadaşım istemiyorum diyorum duyuyor musun beni İS-TE-Mİ-YO-RUM!"
"Ne demek istemiyorum! Ben anlamam kızım! Benimsin sen artık! Asla vazgeçmem anladın mı beni! Asla!"
''Saçmalıyorsun cidden saçmalıyorsun. Ben hayatımda böyle bir şey duymadım. Benimsin ne demek? Sen benim ne istediğimi önemsemiyorsun bile farkında mısın? Küstah bir şekilde beyan ediyorsun ve ben bunu kabul etmiyorum. Ve senden kesinlikle hoşlanmıyorum, lütfen uzak dur benden!''
''Senden uzak durabiliyorum mu zannediyorsun? Bu duygudan kaçamıyorum. Kaç gündür aklımda kalbimde hep sen varsın. Benden hoşlanıp hoşlanmaman umrumda bile değil, ben seni istiyorum, duygularının şuan için bir önemi yok. Şimdi daha da emin oldum. Sen benimsin ve bir ömür de öyle olacaksın. Kendini hazırlasan iyi edersin."
Dediğinde sinirle yanından ayrıldım. Ölürdüm, yine de böyle bir şeyi kabul etmezdim. İstediği kadar kendini kandırmakta özgürdü.
*Düzenlenmiştir*
Yorumlar
Yorum Gönder