Klinikten çıktıktan sonra ikimizin de yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Bebeklerimi benim kadar benimseyip sevinen birine ne kadar çok ihtiyacım olduğunu yeni fark ediyordum. Babam açık açık tavrını belli etmişti. Ama diğerleri de ne kadar bana belli etmemeye çalışsalar da bebek konusu onları rahatsız etmişti.
Sonra birlikte AVM'ye gidip bebek mağazalarından elimize ne geçmişse almaya başladık. Selim'e kalsa çocukların bisikletini bile şimdiden alacaktı. O'nun bu yaptığına çok şaşırsam da baba olma heyecanıyla kıskançlığını bir yana bırakmıştı sanırım, ilk kez bir mutluluğu beraber paylaşıyorduk.
Şimdiden bir sürü zıbın, emzik, biberon, oyuncak almıştık. Selim'e diyordum ama ben de ondan eksiz kalmazdım. Aldığımız şeyler o kadar güzeldi ki bir an önce bebeklerimi kucağıma alıp, seçtiğimiz şeyleri üzerlerinde görmek için sabırsızlanıyordum.
Girdiğimiz mağazalarda kadınlar sürekli Selim'i süzüyorlardı. Yanında ben olmama, parmağında alyansı olmasına, birlikte bebek alışverişi yapmamıza rağmen. Gerçekten bir kadının diğer kadına yaptığı, yapmak istediği kötülüğü anlayamıyordum. Onların arsız bakışları içimde daha önce hiç hissetmediğim duyguları hissettiriyordu. Ne olursa olsun o benim eşimdi, böyle bir durumu görmezden gelemiyordum. Tabi kesinlikle alışkanlıktan ve eşim olmasından dolayıydı. Yoksa başka ne olabilirdi ki?
İkimiz de yorgunluktan bitmek üzereydik. Benim midemde alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Bunu fark eden Selim yine beni şaşırtarak güzel nezih bir restoranta getirmişti. O kadar acıkmıştım ki çekinmesem masadaki ekmekleri kemirmeye başlayacaktım.
Yemekler geldiğinde benim iştahla yememe Selim sevinerek bakıyordu. Bir yandan o elleriyle besliyor bir yandan da ben elime ne geçerse ağzıma tıkıştırıyordum. Şimdilik diğer hamileler gibi mide bulantılarım yoktu ama iştahım bir çok açılıyor bir kapanıyordu, şu an olduğu gibi. Ve duygularım sürekli karışıyordu. Bazen dokunsalar ağlayacak gibi, bazen de dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyordum. Bu duygu geçişlerinin aralığı bazen öyle kısa oluyordu ki duygularımı yönetmek konusunda şimdiye kadar hiç sıkıntı yaşamamış beni bile şaşırtıyordu.
Eve geldiğimizde üzerimde tatlı bir yorgunluk vardı. Şimdiden bebeklerimizin odasını seçmiştik bile. Kendimi çok mu kaptırıyordum bilmiyordum ama kendimi hiç bu kadar mutlu hissettiğimi hatırlamıyordum. Odamıza geldiğimizde Selim konuşmaya başladığında gözlerimi kaçırdım.
"Bugün ilk kez aile olduğumuzu hissettim Leyla'm. Sen yanımdasın, karnında ikimizin bebeğini taşıyorsun, bu öyle güzel bir duygu ki." deyip çenemden nazikçe tutarak kendisine bakmamı sağladı.
"Artık savaş baltalarımızı kaldıralım Leyla'm. Sen ailemiz için bir şans verdin bana da direnme lütfen. Dediğin gibi beni kabullsensen" deyip dudaklarıma kısa bir öpücük kondurdu "anlamaya çalışsan" bir daha öptü "bana karşılık versen" dediğinde belimden tutup öpüşünü derinleştirdiğinde ben de bir süredir aklımda olan fikirle direnmeyi bırakıp karşılık vermeye başladım. Düşmemek için omuzlarından tuttuğumda Selim beni kendine daha çok bastırdı.
Üzerimizdeki kıyafetlerden bir bir kurtulduktan sonra sırtım soğuk saten çarşaflarla buluştuğunda Selim de üzerimdeydi. Bugün en başta yaşamamız gereken ilkleri yaşadığımız gündü. Birlikte olurken Selim öyle nazik davranıyordu ki bir süre sonra ben huysuz mırıltılar çıkarınca Selim kahkaha atarak aslında ikimizinde istediği ritimde birlikteliğimize devam etti.
Şimdi yatağımızda tükenmiş bir vaziyette yüzlerimiz karşılıklı şekilde birbirimizi izliyorduk. Daha doğrusu ben sanki Selim'i ilk kez görüyormuşcasına yüzünün her santimetresini dikkatle inceliyordum. Dışardan yüzüne vuran ay ışığı ile birlikte öyle güzel görünüyordu ki. Hep yakışıklı olduğunu biliyordum ama bugün gözlerimden bir perde kalkmış gibiydi.
Sert bir çehre, bembeyaz bir ten, kalemle çizilmiş gibi kaşlar, güzel bir burun, üstü altından çok daha ince dudaklar ve hırçın bir denizi andıran koyu mavi gözler. Şuan öyle uysal öyle masum bir şekilde bana bakıyordu ki ben bile bana bütün o yaptıklarını yapıp yapmadığı hakkında çelişkiye düşüyordum.
Ellerimi hafif kirli sakallı yüzünde gezdirdiğimde daha iyi hissetmek istiyor gibi hemen gözlerini kapattı. Bunu ikinci kez yapıyordum. İlkinde de aynı bu tepkiyi verdiğini hatırlıyordum. Havada öyle bir duygu yoğunluğu vardı ki sanki ikimizde hipnotize olmuş bir şekilde hareket ediyorduk.
Bir süre sonra Selim beni kendine çekip her zamanki gibi başını boynuma gömdükten sonra uyku moduna geçmişti. Bende boşta kalan ellerimle saçlarıyla oynamaya başladım.
"Leyla'm çok özledim, ölecek kadar özledim. Bir daha bunu bana yapma." diye mırıldandıktan sonra uykuya daldı.
İtiraf etmem gerekirse ben de her uyuduğumda yanımda Selim'in varlığını aramış, yokluğunu hissetmiştim. Onun boynumdaki nefesine, saçlarından gelen ferah kokusuna ne zaman bu kadar alışmıştım bilmiyordum.
"Ben de özledim Selim ben de." diye fısıldadığım da Selim kıpırdanıp daha huzurlu bir yüz ifadesinde uykusuna devam etti. Ben de yüzümü saçlarına gömüp kendimi uykunun kollarına bıraktım.
***
Sabah uyandığımda Selim yüzümün her yerini küçük küçük öpüyordu. Uyandığımı fark edince "Uykucu karım, sonunda uyandın. Dün seni çok yordum anlaşılan bu saate kadar uyuduğuna göre" dediği zaman kaşlarımı çattım. Ne saçmalıyordu bu adam Allah aşkına?
"Çatma hemen o güzel kaşlarını, bizim yumurcaklar karnında açlıktan zafiyet geçirdi, o yüzden uyandırdım." dediğinde gülümsememe mani olamadım. Düşüncelerimin aksine iyi bir baba olacak mıydı ne?
"Hadi bakalım banyoya, ordan da doğru mutfağa." deyip beni kucakladığında ufak bir çığlık attım.
"Selim ne yapıyorsun?! İndir beni, ben giderim. Hem bakmasana çıplağım ben, utanmıyor musun?!" dediğimde güçlü bir kahkaha attı.
"Hala mı benden utanıyorsun Leyla'm. Karnındaki bebekleri yaparken ben de oradaydım hatırlarsan." deyip arsızca gülümsediğinde dayanamayıp göğsüne çimdik attım. Tabi bu onu daha da keyiflendirdi.
"Bu uysal görüntünün altındaki vamp kadını ne zaman ortaya çıkaracağını merak ediyordum karıcığım." dedi zaman utançla yüzümü boynuna gömdüm. Onun utanması gerekirken yine ben utanıyordum.
Yine evliliğimizin ilk günlerindeki gibi beni kendi yıkamış, elleriyle giydirmiş, kucağında kahvaltı masasına taşımıştı. Dediği kadar vardı, gerçekten çok acıkmıştım. Bunu kahvaltı masasına gözlerimden kalpler çıkarak baktığımda daha iyi anladım.
"Ahh bir kere bana şu masaya baktığın gibi baksan şimdiye kadar belki de çocuklarımızı kucağımıza almıştık bile." dediğinde onu duymazdan gelip kahvaltımı yapmaya başladım. Allahım bu yiyecekler her zaman bu kadar lezzetli miydi? Yerken kendimi durduramıyordum. Kafamı kaldırıp Selim'i beni izlerken bulduğumda yavaşça elimdeki lokmayı sofraya bırakıp "Ben doydum"diye mırıldandım. Sesim öyle isteksiz çıkmıştı ki buna üç yaşındaki çocuk bile inanmazdı.
"Hadi ama güzelim, sen üç canlısın. Lütfen kendini frenleme, bizim yumurcaklar biraz iştahlı ama daha çok küçükler, sen ye ki onlar da çabucak büyüsün." deyip ekmeğe sürdüğü yağ ile balı bana uzattı. Ben de işime geldiği için uzatmayıp kahvaltıma devam ettim. Sonunda doyduğum da karnımda küçük bir tepecik çıkmıştı.
Selim "Bugün işe gitmeyeceğim hadi film izleyelim." dediğinde ben de ona uyup birlikte film izlemek için ayırdığı küçük odaya geçtik.
"Ne izleyeceğiz?"
"Hmm Notre Dame'ın Kamburu?"
"Çok güzel film de neden özellikle o?" dediğimde aslında ne cavap vereceğini biliyordum.
"Çünkü başroldeki adam çirkin Leyla'm. Artık onu da yakışıklı bulmazsın herhalde?" dediğinde bu sefer kahkaha atma sırası bendeydi. Ona onaylamaz bakışlarımı gönderip yerime oturdum. Selim de filmi başlatıp yanıma geldi.
İnsanların ellerinde meşalelerle Notre Dame'ın yaşadığı yere gelip onu linç etmek istedikleri kısma geldiğinde göz yaşlarımı tutamadım. Sadece dış görünüş bu kadar mı önemliydi? İnsanlar aynı fabrikadan çıkan ürünler gibi tek tip mi olmak zorundaydılar birilerinin gözünde güzel olarak addedilebilmek için?
Allah kim olursa olsun onu sevebilecek insanın gönlüne sevgisini koyardı. Ben öyle düşünüyordum. Selim'e baktığımda onun ne kadar yakışıklı olduğunu görebiliyordum. Ama gönül gözüme güzel görünmedikten sonra ne faydası vardı ki onda ki yakışıklılığın? Zaten benim de dış görünüşüm yüzünden böyle olmamış mıydı?
Düşüncelerimin gittiği yönü beğenmediğimden onları hızla uzaklaştırıp filme konsantre olmaya çalıştım. Ama hala göz yaşlarımı durduramıyordum. İç çekmeye başladığımda Selim de ağladığımı fark edip filmi durdurdu.
"Şşşt tamam Leyla'm, özür dilerim, ağlama lütfen sadece bir film." dediğinde başımı omzuna koyup daha çok ağlamaya başladım. Kendimi durduramıyordum. Duygularım hep uç noktalardaydı ve bu bir süre sonra beni şimdiden yormaya başlamıştı.
"Hormonlar Selim, yoksa ağlamıyorum ben."
"Aynen güzelim hormonlar evet haklısın. Şimdi biraz daha iyi misin?" dediğinde olumlu şekilde başımı salladım. "Bak sana ne diyeceğim? İkimiz bir süre buralardan uzaklaşıp tatile çıkalım mı ne dersin?" dediğinde "Nereye?" diye sordum. Sesim ağladığım için çatallı çıkmıştı.
"Şöyle bol oksijenli, bebeklerimiz ve sana iyi gelebilecek bir yere. Ben Rize veya Amasra olarak düşündüm. Sen istersen başka bir yer de olur. Gidelim bebeklerin cinsiyetlerini öğrenene kadar, sen kendini huzurlu hissedene kadar da gelmeyelim. Olmaz mı?" dediğinde söyledikleri kulağa çok hoş geliyordu. Hem bu belki ikimiz için de güzel olabilir diye düşünüyordum. O yüzden hemen kabul ettim.
Buradan başka bir yerde bebeklerimle baş başa olma fikri şimdiden beni heyecanlandırmıştı bile.
Yorumlar
Yorum Gönder