Selim'in tatil fikrini ortaya atmasıyla her zaman olduğu gibi küçük çaplı bir tartışmaya girdik. Ama bu sefer ben kazandım. Hani küçükken hepimiz bir dağ evi çizeriz bacasından yaz kış duman tüter, kenarından da nehir akar ya, Selim de beni şehrin biraz dışında, tam da öyle bir yere getirdi. Ona belli etmek istemiyordum ama Selim ile şehir dışına falan çıkmak kesinlikle istemiyor ona bir türlü güvenemiyordum.
Neredeyse üç aydır buradaydık. Bütün bir yazı bu serin dağ evinde geçirmek çok iyi gelmişti. Selim ile tek olmanın dayanılmaz zorluğu olmasa çok daha iyi olabilirdi ama neyse.
Tek olduğumuz için yemekleri çoğu zaman ben yapıyordum. Selim de temizliğe yardım ediyordu. Ama burada sadece ikimiz olduğumuz için didişmeden duramıyorduk. Daha doğrusu o beni sinir etmeden duramıyordu.
İzlediğim programdan tut okuduğum kitaba kadar karışıp kulp buluyordu. Ben de böyle anlarda aşerdiğimi söyleyip saçma sapan bir şey alması için şehre gönderiyor, bahçeye kurdurduğum hamakta keyif yapıp bazen de nehre girerek serinliyordum. Geldiğinde beni nehirde bulunca önce söyleniyor aşerdiğim şeyleri almamakla tehdit ediyor sonra da dayanamayıp yanıma geliyordu. Onun bu hallerine alışık olduğumdan gülüp geçmekle yetiniyordum. Çünkü bu dağ başında bizden başka kimsecikler yoktu. Endişelenip kıskanması çok yersizdi.
Diğer zamanlarda da bol bol uyuyor yada telefonla abimle ve kuzenlerimle konuşuyordum. Abim biz buraya geldikten sonra Elif ile evlenmeye karar vermişti. Bu haftasonu da düğünleri vardı. Biz de eve dönüyorduk. Gerek Elif ile evliliğini onaylamadığımdan gerekse Selim ve babamdan dolayı nişanlarına gitmemiştim. Abim ile Elif'in mutlu olacaklarına inanmıyordum.
Elif yıllarca kafasında abimi hırs yapmış abimi gözünde çok farklı görmeye çalışıyordu bana göre. Abim ile aynı şehirde olduktan sonra aniden benimle olan irtibatını kesmesini başka bir nedene bağlayamıyordum. Ama ne abim Yağız Elif'in hayallerindeki kişiydi, ne de Elif abimin yorgunluğunu dindirebileceği huzurlu bir limandı.
Bu konudaki fikrimi Selim'e söylemesem de O da benimle aynı fikirde abim ile Elif'in bir çift olabileceğine ihtimal vermiyordu. Neredeyse benim de düşündüğüm her şeyi onun ağzından duymak beni şaşırtmıştı. İlgi odağı sadece benmişim gibi görünse de çevresinde olan bitenin gayet farkındaydı.
Şimdi de arabada Selim'in söylenmelerine kulak tıkayarak yolculuğun keyfini çıkarmaya çalışıyordum. Ama maalesef sadece çalışmakla kalıyordum. Selim'e babam ile olanları, babanem ile tartışmaları yüzünden hastaneye kaldırırıldığımı söylediğimde küplere binmişti. Biraz durup Selim'in söylenmelerine kulak verdiğimde yine aynı şeyleri söyleyip duruyordu. 'Vay efendim düğünlerinden bizeneymiş, ben hamileymişim temiz hava bana iyi geliyormuş, stresten uzak olmam gerekirken orada babamla karşılaşınca daha da stres olacakmışım, hamile birinin gürültü ortamlarda ne işi olurmuş.'
Aslında ben onun karın ağrısını çok iyi biliyordum. Babam 'Leyla torunlarım da sen de kabulümsünüz, gel bu adamdan boşan' der diye ödü patlıyordu. Aslında ne babam bunu söyler ne de ben artık kabul ederdim. Ama tabi ki bunları Selim'e söyleyip onu rahatlatmıyordum. İçi içini yiye yiye mecburen o düğüne gidecek olması beni keyiflendiriyordu.
Onun bu tavırlarına daha fazla katlanamayacağımı fark ettiğim zaman eve on dakika kalan yolda büyük bir tartışma içine girdik. Benim söylediğim her şeyde tartışma daha da hararetleniyordu. Evin bahçe kapısından girdiğimizde bile biraz olsun sakinleşememiştik. Hizmetliler de bizim kavgalarımıza alışık olduğunu düşündüğümüzden midir nedir o sinirle kimseyi gözümüz görmüyordu ta ki salonda bizi bekleyen Selim'in annesini görene kadar.
Kadın şok olmuş gözlerle bize bakıyor, biz de mahçup bir şekilde gözlerimizi kaçırıyorduk. Bunun böyle olmayacağını düşünüp kontrolü elime aldım. Selim tabiri caizse gözüne ışık tutulan tavşan gibi kalakalmıştı çünkü.
Selma anneye 'hoşgeldiniz' deyip kucakladım. Selim de şoktan kurtulmuş olacak ki aynı şeyi o da yaptı birlikte bahçeye geçip sohbet etmeye başladık. Allah'tan biraz önceki halimiz hakkında en ufak bir imada bulunmamıştı. Aslında o tartışma Selim ile yaşadığımız en normal tartışmalardan biriydi. Ama kadın bunu nerden bilebilirdi ki tabi.
Biz bir süre daha sohbet ettikten sonra Selim iş ile ilgili ilgilenmesi gereken bir konu olduğunu söyleyip evden ayrıldı. Nedense onun gidişinden sonra tedirgin olmuştum ve hislerimde malesef haksız da değildim.
"Az önceki haliniz neydi sizin Allah aşkına Leyla?" dediğinde içimden işte başlıyoruz dedim.
"Sadece ufak bir tartışma anne, önemli değil." deyip geçiştirmeye çalıştım. Ama Selma annenin yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla onun bu konuyu geçiştirmeye pek niyeti yoktu.
" Sadece ufak bir tartışma öyle mi? Evlendiğiniz günden beri olan her şeyden haberim var. Sence bunlar ufak bir tartışma katagorisine girebilecek şeyler mi?"
"Madem evlendiğimizden beri bütün olanlardan haberdarsınız benim bu evliliği hiç bir zaman istemediğimi de biliyor olmanız lazım yanılıyor muyum?"
"Yanılmıyorsun ama inan ben de oğlumun seninle evlenmesini istemedim. Senin yüzünden yıllarca oğluma hasret kaldım ben! Sırf seni rahat yaşatabilmek için gece gündüz başka ülkede çalıştı. Ayda yılda bir yüzünü zor görür olduk. Evlenince bile huzur vermedin oğluma! Her gün kavga kıyamet. Bir gün mutluysa beş gün mutsuz! Kimin yüzünden? Şımarık, evliliğin yükümlülüklerinin farkında olmayan burnu havada bir kadın yüzünden!"
"Size inanamıyorum! Selim'in böyle olmasının sebebini uzaklarda aramamak lazımmış! Eğer çok istiyorsanız benimle ilgili sorunlarınızı kıymetli oğlunuzla halledin! Benim elimde olsa bir dakika bile kalmam bu evde!"
"Benim de elimde olsa sen burada olmazdın. Ama Selim'in sana olan ilgisi geçsin bak bakalım şimdi şikayet ettiğin bu hayatı sana mumla aratıyor muyum aratmıyor muyum! Torunlarımı da elinden alıp seni kapı dışarı edeceğim günler yakındır!"
"Ben çocuklarım ile tehdit edilmeyi ilk önce Selim'den bekliyordum ama siz ondan bile önce davrandınız! Derhal defolun bu evden, çabuk defolun!" diye bağırdığımda Selma hanım küstah bir bakış atıp çantasını alıp gitti.
O gittiğinde ben de kendimi daha fazla tutamadım. Nermin ve Belgin hanım olanları duyduğundan beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı ama hamileliğin de verdiği duygusallıktan olsa gerek bir türlü toparlanamıyordum. Bir başkası tarafından bebeklerimle tehdit edilmek çok ağrıma gitmişti. Ben zaten bunca olan şeye zaten onlar için katlanıyordum.
Nermin hanımın "Kızım böyle yapma, karnındakiler için güçlü olman lazım. Sen kendini harap ettikçe onlar da içerde hissediyorlar." demesiyle bir nebze kendime geldim. Anne olmak böyle bir şeydi. Kendimi onları korumak için her konuda güçlü olmak zorundaymışım gibi hissediyordum.
Olanları Selim'e anlatmamaları konusunda ikisini de tembihleyip odama çıktım. Duş aldıktan sonra daha iyiydim ama yüzüm gözüm ağladığımı belgelercesine şişmişti. Şimdi bir de Selim'e neden ağladığım ile ilgili bir yalan bulmakla uğraşamayacaktım. Zaten her şey üst üste geldiği için kendimi acayip yorgun hissediyordum. Bu yüzden kendimi huzursuz da olsa uykuya bıraktım. Ama kadar uyudum bilmiyorum ama Selim'in endişeli sesiyle uyandım.
"Leyla'm ne oldu hasta mısın? Ne zamandır uyuyorsun? Yemek yedin mi?" diye ardı ardına sorularını soruyordu.
"İyiyim, aç değilim uyumak istiyorum!" dediğimde sesim olması gerekenden daha aksi ve yüksek çıkmıştı. Benim bu davranışım Selim'i de şaşırtmış olacak ki üstüme gelmeyerek "Peki, tamam" deyip odadan çıktı. Ben de yarım kalan uykuma devam ettim.
Tam yeniden uykuya daldığım sırada Selim'in başımı eliyle kaldırarak bana süt içirdiğini hayal meyal fark ediyordum ama göz kapaklarımı açamadığımdan bir türlü ayılamıyordum. Sonra bana içirdiği süt bitmiş olacak ki beni kendine çekip her zamanki gibi başını boynuma gömdü. Bedenim de bunu bekliyormuş gibi kendimi az önceki halinden daha rahat hissederek uyumuştum.
Uyandığımda düne göre çok daha iyi hissediyordum. Selim de beni göğsüne yatırmış saçlarımla oynuyordu. Saate baktığımda onbiri geçmişti. İlk kez bu kadar saat uyumuştum.
"Selim off saat kaç olmuş. Sen niye işte değilsin? Neden beni uyandırmadın?"
"Aklım sende kalacağı için bugün de işe gitmemeye karar verdim. Bana söylemiyorsun ama dün bir şey olmuş Leyla yoksa sen asla o saatte aç karnına yatmazdın. Yüzün ağlamaktan şişmişti, gözlerini dahi açamıyordun neden?"
"Abartma Selim hamilelik halleri işte." deyip gözlerimi kaçırdım. Bu adamın bu kadar zeki olmasından nefret ediyordum. Eninde sonunda dün olanları öğrenecekti zaten ama bunu söyleyenin ben olmasını istemiyordum.
"Şimdilik öyle olsun güzelim. Bak ne diyeceğim Tuğçe hanımdan bugün için randevu aldım. Dediğine göre artık bizim kızlar cinsiyetini gösterebilirlermiş."
"Kız kız deyip durma benim çocuklarıma Selim. Cinsiyetleri belli olsun sonra ne demek istiyorsan dersin."
"Bu sefer gerçekten şaka yaptım bebeğim. Hadi hazırlan karnımızı doyurduktan sonra gidelim" dediğinde üzerimde ne uyku mahmurluğu kalmıştı ne de başka bir şey. Aylar sonra ilk kez monitörden de olsa bebeklerimi görebilecektim. Selim şaka yaptım dese de biliyordum o kız çocuk istiyordu.
Ama benim için cinsiyetlerinin gerçekten hiçbir önemi yoktu. Bugün onları tekrar görebilmek için sabırsızlanıyordum.
Yorumlar
Yorum Gönder