Selim ile birlikte bebeklerin kontrolü için kliniğe giderken düşünceli bir şekilde yolu izliyordum. Dün annesinin dedikleri bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Hayatımın kontrolü iyice elimden çıkmıştı. Yapmak istemediğim her şeyi tehditle ve zorla mı yaptıracaklardı şimdi bana? Bu uğurda Selim de beni çocuklarımla tehdit etmekte bir beis görmeyecekti belki de. Değil onlardan ayrılmak, böyle bir ima beni mahvetmişti bile. İrkilerek ellerimi içgüdüsel olarak karnıma sardım. Sanki bu şekilde onları koruyabilirmişim gibi.
Selim "Sancın mı var güzelim?" dediğinde daldığım düşüncelerimden ayrıldım.
"Yoo hayır, nerden çıkardın?" dediğimde gözleri ile karnımı işaret edip,
"Ellerini karnına sıkı sıkı sarmışsın da o yüzden endişelendim." dediğinde "Öylesine" deyip geçiştirdim. Zaten geri kalan yolda da başka bir şey konuşmadık.
Kliniğe geldiğimizde direkt Tuğçe hanımın odasına geçtik. Selim'e Begüm'ü görmek istediğimi söylediğimde Begüm'ün bugün klinikte olmadığını istersem başka zaman görüşebileceğimizi söyledi.
Selim'in onay verdiği ve görüşebileceğim insan sayısı sınırlıydı ben de elimden geldiğinde bu sınırlı sayıdaki insanları hayatıma daha çok dahil edip yalnızlığımı gidermek istiyordum. Selim ile baş başa kaldığımız yaklaşık üç ay beni daha da insancıl bir hale getirmişti sanırım.
Tuğçe hanım ultrasona almadan önce hamileliğimin nasıl geçtiği ile ilgili sorular sorduğunda gayet rahat bir hamilelik geçirdiğimi ve hiçbir sorunumun olmadığını söyledim. Gerçekten de öyleydi, internetten okuduğum diğer anneler gibi ne ağrılarım ne de bulantım vardı. Sağ olsunlar bebeklerim beni hiç incitmiyorlardı. Selim'e göre sorun olmuş olacak ki Tuğçe hanıma sürekli uyuduğumu, bunun normal olup olmadığını sormuştu.
Tuğçe hanım da Selim'in sorusuna gülümseyerek 'her kadının hamilelikte vücudunun verdiği tepkiler farklıdır, şimdi Leyla hanım'ın değerlerine baktıktan sonra daha net bir bilgi verebilirim ama ben bir sorun olduğunu düşünmüyorum' demişti.
Tuğçe hanım kilomu ölçmek istediğinde utanarak tartıya çıkmıştım. Sürekli yemek yiyordum ve şu an acayip şişmiş hissediyordum. Öyle ki ayakkabım bile ayağıma olmamış buraya terlikle gelmiştim. Ama Tuğçe hanım beni baya bir rahatlatmıştı.
"Leyla hanım aldığınız kilo normal ama vücudunuz bu süreçte ödem topladığı için kendinizi bu kadar şiş hissediyorsunuz. Ödeminiz için beslenme listenizi tekrar düzenleyeceğim. Ayaklarınızı da tonikle ovmanızı öneririm. Ayrıca gün içinde yapmanız gereken egzersizlerinizi de aksatmaz, verdiğim beslenme planına uyarsanız bir sorununuzun kalmayacağını düşünüyorum."
"Teşekkür ederim, dediklerini hepsini uygulayacağımdan emin olabilirsiniz." dedikten sonra Selim'in diğer sorusu beni utancımdan yerin dibine sokmuştu.
"Peki Tuğçe hanım karımın hamileliği özel hayatımız için bir sorun teşkil ediyor mu?" dediğinde, bakmakla birisi öldürülebilse bakışlarımla Selim'i çoktan öldürmüştüm.
"Leyla hanımın kanaması veya sancısı olmadığı müddetçe bir sorun teşkil etmiyor Selim bey. Ama anne adayının da kendini rahat hissedip onun da istemesi önemli. Bildiğiniz üzere doğumdan sonra annelerin loğusalık süreci oluyor. O süreç bitene kadar tavsiye etmiyoruz." dediğinde rengimin kırmızıdan mora döndüğüne emindim. Tuğçe hanım da utandığımı anlamış olacak ki "İsterseniz artık bebekleri görelim" demişti.
Ultrason için yatağa uzandığımda aklımda deminki utancımdan eser kalmamıştı. Bebeklerimi göreceğim çok heyecanlıydım. Tuğçe hanımın karnıma jeli sürdükten sonra ultrason aletini karnımın üzerindeki küçük tümsekte gezdirmeye başladı. Artık monitörden onları görebiliyordum. Miniciklerdi.
"Bebeklerin biri 18 diğeri 15 haftalık olduğu için artık kemik yapıları tam anlamıyla oluşmuş. Gördüğüm kadarıyla ikinci bebeğiniz neredeyse abisinin gelişimine ulaşmış bile." dediğinde Selim ile birbirimize bakıp "Abisi mi?" diye şaşkınca sormuştuk.
"Evet diğer küçük beyimiz de sonunda kendini gösterdi, tebrik ederim iki tane oğlunuz olacak." dediğinde içimden Allah'a bana bu mutluluğu yaşattığı için binlerce kez teşekkür ettim. Mutluluktan ağlayan insanları hiçbir zaman anlayamazken şimdi ben de ilk kez mutluluktan ağlıyordum. Selim'e baktığımda o da monitörden gözlerini alamıyordu. Biraz sinirli gibi gözüküyordu ama önemsemedim.
Karnımı silip üzerimi düzelttiğinde Selim'in yardımıyla ayağa kalktım.
"Leyla hanım artık bebeklerinizin hareketlerini hissedebilirsiniz bu yüzden telaş yapıp endişelenmenize gerek yok. Tekrardan tebrik ederim." dediğinde birlikte klinikten çıktık.
"Selim geçen sefer gittiğimiz restorana gidelim mi? Güveci çok güzeldi." dediğimde Selim aksi bir şekilde "Daha kahvaltı yapalımız ne kadar oldu da acıktın Leyla" dedi.
"Acıktım işte üç canlıyım ben hem Tuğçe hanım kilomun normal olduğunu söyledi."
"Tamam Leyla tamam." dediğinde zafer benimdi. Şimdiden bile ağzım sulanırken o yemeği yemezsem ölürdüm heralde. Bu yüzden de 'peki tamam' diyemeyecektim. Restorana gidene kadar abimi ve Beren'i arayıp müjdeyi verdim. Selim hala telefonumu istememişti ben de abim ve arkadaşlarım ile rahat rahat konuşabiliyordum. En son Selim'in ablası ile de konuştuktan sonra kapattım. Zaten gelmiştik.
Siparişim geldiğinde afiyetle yemeğimi yemeye başladım. Selim de denizi seyrediyordu. Birkaç kez dikkatini çekmek için bir şeyler yapmıştım ama oralı bile olmamıştı. Yemeğim bittikten sonra yüksek sesle "Ben doydum" dediğimde Selim hafif irkilerek bana dönüp "Haydi kalkalım o zaman" dedi.
Eve geldiğimiz zaman artık kendimi tutamayacaktım. "Derdin ne senin Selim klinikten çıktığımızdan beri bir afralar bir tafralar?!"
"Yok bir şeyim Leyla üzerime gelme!"
"Nasıl yok bir şeyin ya? Cinsiyetlerini öğrendiğimizde sevinmedin bile!"
"Çünkü zaten sevinmedim anladın mı!"
"Ne demek bu!"
"Lanet olsun Leyla her şey senin yüzünden. Beni kabullenip her fırsatta terk etmeye çalışmasaydın böyle olmayacaktı!"
"Ne diyorsun sen açık konuş!"
"Beni terk etmesen karnındaki bebekler olmayacaktı senin hayatındaki tek erkek ben olacaktım, onların kız olması gerekiyordu tamam mı!"
"Sen delirmişsin, onlar daha bebek sen düşmanından bahsediyormuş gibi konuşuyorsun!"
"Öyleler çünkü! Seninle arama girecekler!"
"Çabuk defol bu odadan, aklını başına almadan da gözüme gözükme! Nerede yatarsan yat!" deyip kapıyı yüzüne kapattım. Hay lanet kapının üzerinde bir kilit dahi yoktu. Ama Selim kapıyı açıp içeri girmedi. Onun yerine "Bana evdeki bütün kapıları söktüreceksin en sonunda Leyla! Şimdilik dediğin gibi olsun gidiyorum." deyip gitmişti.
Tam kendimi bırakıp ağlayacağım sırada karnımda hareketlilik hissettim. Sanki oğullarım 'sen üzülme anne biz buradayız' dermiş gibi. Yine de onların ilk hareketlerini böyle bir olay akabinde hissetmek istemezdim. Onlar daha küçücüktü ve babaları olacak adam onlar için sevinmemişti bile. Ama ben de Leyla'ysam Selim'in bu yaptıklarını burnundan fitil fitil getirecektim.
***
Selim ile kavga edelimiz iki gün olmuştu. O günden sonra onu birkaç dakika haricinde görmemiştim. Eve geç geliyor, vaktinin çoğunu çalışma odasında geçirip orada uyuyordu. Karşılaştığımız zaman karnıma düşmanına bakıyormuş gibi bakıp yanımdan geçip gidiyordu. Bana duyduğunu söylediği o büyük aşkı bu kadarlıktı işte.
Şimdi odamda akşam abimin düğünü için hazırlanıyordum. Bugün için Selim ile pudra pembesi üzerinde de püsküllü bir şalı olan elbise seçmiştik. Malesef alabileceklerimin arasında en şık olanı buydu. Giydikten sonra da sevmiştim. Elbise uzun olduğu ve topuklu giyemeyeceğim için boyunu kısalttırmıştık. Hafif çıkan göbeğimle gayet şık göründüğüme karar verip odadan çıktım.
Selim de üzerini değişmiş beni bekliyordu. Hiç konuşmadan bahçeye çıkıp arabaya bindim, ardımdan da Selim.
"Aramızda olanları ailene belli etmezsen sevinirim Leyla, zaten gitmeyi hiç istemiyorum bunu ikimiz için de zorlaştırma."
"Zorlaştıran ben değilim sensin Selim. Merak etme senin aksine nerde ne yapacağımı gayet iyi bilirim ben." dediğimde bir daha konuşmadık. Onun gerginliği beni de geriyordu. Aylar sonra ilk kez babamla karşılaşacaktım gururuma yediremesem de onu özlemiştim. Belki artık o da yumuşamıştır diye ümit ediyordum.
Düğünün yapılacağı otele geldiğimizde babam ve Yiğit kapıda misafirleri karşılıyorlardı. Abimin bu gününde benim de orada olmam lazımdı ama buna ne babamın ne de Selim'in müsade edeceğini zannetmiyordum. Babam beni gördüğünde yanındaki dünürlerinden çekinmiş olacak ki ikimize de yarım ağız hoş geldiniz demişti. Onun bu tavrı gözlerimin dolmasına sebep olurken hemen kardeşim Yiğit'e sarılıp kamufle ettim. Onu çok özlemiştim. Düğün için kısa bir süreliğine burdaydı. Daha sonra uzun uzun konuşacağımızı söyleyip içeri geçtik.
Babanem, halalarım ve amcamın olduğu masaya geçtiğimizde babanem halinden memnun görünüyordu. Selim'i yanına oturtup konuşmaya başladılar. Masaya babamın gelmesi ile herkes bir babama bir de bana bakıyordu. Babam herkese 'sorun yok kızımla biraz konuşacaklarım var' deyip kalkmamı işaret etti. Selim korktuğunun başına geleceğini düşünmüş olacak ki o da benimle birlikte gelmek için ayağa kalktığında babanem Selim'i yerine oturtup "sorun yok damat, baba kız konuşsunlar" dediğinde Selim mecbur oturmak zorunda kaldı.
Ben de babam ile birlikte rahat konuşabileceğimiz bir yere doğru yürümeye başladım. Babam sonunda inadını kırıp bebeklerimi kabullenmişti sanırım. Artık bebeklerim ve ailem arasında seçim yapmak zorunda kalmayacaktım.
**Bölüm Sonu**
Yorumlar
Yorum Gönder