Babamın arkasından giderken evlatlarım için söylediği sözler hala beynimin içinde yankılanıyor, üstümdeki tedirginliği atamıyordum. Gelin ile damat odasının karşısında bir odanın önüne geldiğimizde içeri önce babam ardından da ben de girip dışarı ses gitmemesi için kapıyı kapattım. Babam girdiğimiz odada volta atarken söyleyeceklerini kafasında toparlamaya çalışıyor gibiydi. Onu izlerken ne kadar özlediğimi fark ettim.
Heybetli duruşunu, sarılınca sımsıkı saran kollarını, silah tutmaktan nasırlaşmış ellerini, ne kadar sert olmaya çalışırsa çalışsın içi merhamet dolu kalbini.
Benim babam böyle bir adamdı işte. En azından annem hayattayken böyleydi. Annemden sonra hep babamın bir gün eskisi gibi olabileceğine inanmıştım. Sanırım içimde bir yerler de inanmaya devam edecekti. Telafisi imkansız sözler söylese de onu affetmek, eskisi gibi birlikte olmak istiyordum. Babamın gözlerinin yüzümde gezinmesiyle artık konuşma vaktimizin geldiğini anladım. İşte başlıyorduk, bugün babamla yapacağım konuşma hayatımda bir nev-i dönüm noktası olacaktı.
"Sen o herifi benim oğlumun düğününe nasıl getirirsin ha! Yaptıkların yetmedi şimdi de beni daha da mı zıvanadan çıkaracaksın! Katil mi edeceksin sen beni Leyla!"
"O senin oğlunsa benim de abim baba! Tabi ki Selim ile gelecektim. Unuttuysan hatırlatayım, hani senin beni zorla evlendirdiğin kocam!"
"İki de bir de önüme şunu getirip koyma. Kucağında o herifin veletleri olmadan, o adamın hiç bir izinin kalmadığı yep yeni bir hayat vaad ettim sana ben.Elinin tersi ile itip beni yok saydıktan sonra karşıma geçip böyle konuşamazsın, onu koluna takıp benim oğlumun düğününe getiremezsin anladın mı beni! Onu da alıp def olup gideceksiniz!"
"Senin karşında o her dediğini sorgusuz yapan eski Leyla yok artık baba! Sen dedin diye evlendim, sen dedin diye çocuklarımın katili olmayacağım! Beni daha kaç kez ateşlere atıp atıp çıkaracaksın! Ben sırf annemden sonra seni de kaybetmemek için razı oldum bu evliliğe. Ayak diretemez miydim? Kaçıp gidip itibarını yerle bir edemez miydim?! Ama yok sana bütün bu yaptıklarım da yetmedi. Beni kimsesiz o adamın yanına attın! Hayatımın hiç bir alanında senin kadar bencil olmadım baba! Madem sen söylediklerinde ısrarcısın ben de artık yapacaklarımdan sorumlu değilim!"
"Ne yapacakmışsın? Zaten o adamın çocuklarını doğuracağım diyerek yaptın yapacağını, sen daha artık ne yapacaksın Leyla!"
"Benim çocuklarım onlar, anladın mı benim! Üzgünüm baba ama sen bu yaptıklarınla artık bu sıfatı hak etmiyorsun! Bundan sonra ne benim bir babam var, ne de senin Leyla diye bir kızın! Babalık bu değil tamam mı! Evladının en zor anlarında bencilce kendi isteklerini dayatıp onu yalnızlığa terk etmek değil!"
"Terbiyesiz! Sen benimle nasıl böyle konuşursun! Kim var senin karşında!"
"Kusura bakma baba ama malesef benim seninle terbiye anlayışım pek örtüşmüyor. Çünkü benim için terbiye haklıyken susmak, kendini savunmayıp ezdirmek demek değil! Bu saatten sonra karşımda kim olup olmadığı inan artık hiç önemli değil! Hoşçakal baba!" deyip kapıyı çarpıp çıktım.
Dışarda Selim babanemin kıskacından kurtulmuş olacaktı ki beni bekliyordu. Konuşmamızı duydu mu, duyduysa ne kadarını duyduğunu merak ediyordum. Onun babamı ret ettiğimi duymasını benim artık yapayalnız olduğumu bilmesini istemiyordum. Sahi ya ben artık hep korktuğum gibi yapayalnız kalmıştım değil mi? Bunlar da aklıma geldikçe gözyaşlarım gözlerime daha da hücum etmeye başlamıştı. Gerçek buydu işte bu hayatta bebeklerim ve Selim'den başka kimsem yoktu. Abim de bugün yuvasını kurup kendi yoluna gidecekti zaten.
Selim adım atıp yanıma geleceği sırada gelin ile damat yazan kapı açılıp abim ile Elif dışarı çıktılar. Onları böyle görünce koşarak abime sarıldım. Onun güven verici kollarına ulaştığımda ağlamam daha da şiddetlendi kendimi durduramıyordum. Hayatım boyunca ağlamadığım kadar evlendiğim ve hamile kaldığım günden beri ağlıyordum.
Abim "Şşşt Leyla bilmesem beni Elif'ten kıskandığın için ağlıyorsun diyeceğim." deyip şakaya vurdu. Gözlerimi ceketinin cebindeki mendille sildi. Şuan yüzümü görmüyordum ama gözlerimin ağlamaktan ve akan makyajdan dolayı kunduza benzediğine emindim.
"Bilirsin hamilelik hormonları Yağız, izninle karımın bir süre hava almaya ihtiyacı var." diyerek beni tuvaletlerin olduğu yere götürmeye başladı. Ben de Elif'e başımla hafif bir selam verip Selim'le ilerledim.
Kadınlar tuvaletine geldiğimizde bizden başka kimse yoktu. Sanırım herkes gelin ve damadın gelişini karşılamak için salondaydı. Benimse oraya tekrar dönebilmem için toparlanmam, babamın söylediklerini hazmetmem lazımdı. Hafiften sancılar beni yoklamaya başlamıştı. Güçlü olup bu geceyi sağ salim atlatmak istiyordum.
Aynaya baktığımda yüzüm ağladığımı bas bas bağırıyordu. Gözlerim, yüzüm aşırı derecede şişmiş, yaptığım makyaj tüm yüzüme yayılmış bir halde çok kötü görünüyordum. Selim suyu açıp iyice yüzümü yıkadıktan sonra lavabodan çıkıp bahçeye geçtik. Şimdi biraz daha iyiydim.
"Nasıl oldun Leyla'm iyi misin? Sancın ağrın falan var mı?"
"İyiyim, biraz sancım vardı ama geçti."
"Yürü doktora gidelim, iyi değilsin sen."
"İyiyim dedim Selim abartma." dediğimde Selim beni kendine çekip sıkı sıkı sarıldı.
"Sen iyi ol Leyla'm, üzülme ben seni asla bırakmayacağım. Hem oğullarımız da yakında aramızda olacak, yalnız değilsin sen. Ama sakın ağzından bir daha baba kelimesi duymak istemiyorum." dediğinde karşısında düştüğüm aciz durumdan nefret ettim.
"Duydun mu sen her şeyi?"
"Duymam gerekenleri duydum Leyla, benimle ilgili, doğmamış çocuklarım ile ilgili duymamış olmayı dilediğim her şeyi malesef duydum, hadi biraz daha iyiysen içeri geçelim biraz durur kalkarız." dediğinde istemeyerek de olsa içeri geri döndük. Kendime 'abim için' olduğunu hatırlatarak sakinleşmeye çalıştım.
Oynayanlara baktığımda babamı görmek beni nedense hiç şaşırtmadı. Karşısına iki oğlunu da almış gönüllerince eğleniyorlardı. Bu ailenin kara kedisi, günah keçisi de ben olmuştum. Kendimi fazlalıkmış gibi hissettiğim bu yerden gitmek istediğimde halamın ısrarıyla biraz daha kalmak zorunda kaldım. Babam dışarı çıktığında Selim ile birlikte abimleri tebrik edip hamileliğimi bahane ederek oradan ayrıldık. Artık babam da biricik oğlunun düğününde daha da rahat ederdi.
Eve geldiğimizde Selim'i salonda bırakıp odama geçtim. Zaten hala onu affetmediğim için bu süre zarfında ayrı ayrı yerlerde uyuyorduk. Ama ona uzun süre kızgın kalamıyordum. Onunla kavgalarımız beni yaralamıyordu. Bunu da ona değer vermediğime yoruyordum. Çünkü babamın en ufak kötü sözünde oluk oluk kanadığımı hissederken Selim'in yaptıkları yanında kağıt kesiği gibi kalıyordu.
Duşumu aldıktan sonra bir şeyler atıştırmak için mutfağa indim Selim hala salonda oturmuş elinde viski bardağı ile bahçeyi izliyordu. Buzdolabından bir kaç şey atıştırdıktan sonra bardağıma suyumu doldurup odama çıktım. Yatağa uzandıktan sonra bir yandan oğullarımla konuşurken bir yandan da elimde tabletle hamilelikle ilgili sitelerde geziniyordum. Bir süre sonra kapım açıldığında gelen Selim'di.
"Git burdan hemen Selim!"
Beni duymazdan gelip yanıma uzandı.
"Duymuyor musun beni sana git dedim!" Yine beni dinlemeyip başını göğsüme yaslayıp elini karnımda gezdirmeye başladı.
"Özür dilerim." dedi. Dilediği özür benim için mi yoksa oğullarım için mi olduğunu anlayamadım. Ardından "Beni sevmiyorsun?" dedi.
"Evet" dedim, "sevmiyorum."
"Ama onları seviyorsun ve hep seveceksin."
"Seviyorum ve seveceğim."
"Ben bu yüzden çıldırdım zaten Leyla'm, sana onlara olmayacak sözler söyledim. Benden olanı severken beni sevmemene katlanamadım. Onların büyüyünce ilk aşklarının sen olacağın fikrine katlanamadım. Ama bugün sizi duyduktan sonra ben öyle bir baba olmak istemiyorum Leyla'm. Ben onları ve seni asla yalnız bırakmayacağım." deyip alkolün de verdiği mahmurlukla bir süre sonra uyuyup kaldı.
Ben de "Umarım Selim, umarım" dedim, duyup duymamasını önemsemeden. Selim'in gel gitli ruh hali onların yanında olmasına izin verir miydi bilmiyordum ama ben onları asla yalnız bırakmayacağıma emindim.
**Bölüm Sonu**
Yorumlar
Yorum Gönder