Abimin düğününün üzerinden beş buçuk aylık bir süre geçmiş doğum zamanı gelmişti. Kontrollerde küçük olan bebeğimin de gelişiminin iyi olduğunu duruma göre küveze alınabileceği söylendiğinde üzülmüştüm. Çünkü ben onları doğar doğmaz kucağıma almak almak bir an olsun ayrılmamak istiyordum.
Doğum bebeklerin çift yumurta ikizi olmaları nedeniyle sezeryan olarak gerçekleşecekti. Ameliyat fikrine ne Selim ne de ben sıcak bakmasak da önümüzdeki en uygun seçenek buydu. Zaten Selim normal doğuma da karşı çıkmış diğer kadınlar bir taneyi zor doğururken benim iki taneyi doğururken bana bir şey olmasından korkuyordu. Hatta bir keresinde "sezeryan da olsa ameliyat sonuçta Leyla'm ya sana bir şey olursa?" dediğinde günlerce onu rahatlatmakla uğraşmak zorunda kalmıştım. Sanki ilk doğum yapacak kadın benmişim gibi davranmaya başlamıştı.
Bu sabah nihayet doğum için hastaneye yattığımda yanımızda Selim'in annesi ve ablası da vardı. Selma hanımla aramız biraz daha iyi olsa da onu hiçbir zaman tam anlamıyla affedebileceğimi düşünmüyordum. Bir annenin hele de hamileliğinin başlarında olan bir annenin evlatları ile tehdit edilmesi asla kabul edilemez bir şeydi. Ama annesizliğin ne demek olduğunu en iyi bilen biri olarak bu konuyu dillendirip Selim ile annesinin arasını hiçbir şekilde açmak istemiyordum.
Düğünden sonra abim sık sık ziyaretime gelmiş babam ile aramızı düzeltebilmek için elinden geleni yapmaya çalışmıştı. Ama artık babam ile aramdaki bağ geri dönülemez şekilde kopmuştu.
Abimin söylediğine göre babam haftaya evleniyordu. Ben burda evlatlarım için acı çekerken babam orada tanıştığı bir kadınla bugünlerde evlenmek için gün sayıyor olması da ayrıca canımı yakıyordu. Yiğit ile konuştuğumda babam ile o kadının ilişkisinin çok önce başladığını, Türk olduğunu, orada küçük bir cafe işlettiğini, kocası ile yıllar önce boşandığını ve benim yaşlarımda bir oğlu olduğunu öğrenmiştim. Artık bana göstermeyip yapmadığı babalığını o kadının oğluna yapardı. Yerimi doldurmuştu bile. Zaten babamın erkek çocuklarına ayrı bir düşkünlüğü vardı her zaman.
Bu olanları Selim'e anlattığımda 'babamın haklı olduğunu, başka birinin çok daha önce evlilik kararı alacağını' söylemişti. Ben de aynı durumda kendisi olsa ne yapacağını sorduğumda 'benden başka kimseyle meşru bir ilişki içinde olamayacağını, yani üstü kapalı bir şekilde evlenmeden diğer kadınlarla birlikte olacağını ima etmişti. Pot kırdığını anladığında da benden başka kimsenin Karahan soyadına layık olamayacağı gibi bir şeyler zırvalamıştı. Ben de 'tüy dikme istersen' deyip konuyu bir daha açmamak üzere kapatmıştım.
Odaya iki hemşire ve Tuğçe hanım gelip artık doğum vaktinin geldiğini söylediler. Yatağımda ameliyat haneye indirilirken Selim de elimi tutmuş yanımda geliyordu. Ameliyat haneye girdiğimizde Selim'i ardımızda bıraktık. Tansiyonumu ölçtükten sonra kolumdan narkoz verdiklerinde ne bilincim tam açık ne de kapalı diyebilirdim. Bir süre sonra ağlayan bebek sesi duyduğumda hayal meyal 'O iyi mi' diye sorduğumu hatırlıyordum. Ardından ikinci kez bebek sesi duyduğumda rahatlamıştım. Doktorlar kendi aralarında konuşuyorlar ama ben tam anlamıyla algılayamıyordum.
Beni tekrar odaya çıkardıklarında bilincim yavaş yavaş açılmış artık algım normale dönmüştü. Selim'e bebekleri sorduğumda şuanda muayene olduklarını birazdan getireceklerini söyledi. Selma anne de ağız ucuyla nasıl olduğumu sorduktan sonra koltuğa kuruldu. Selim'in ablası da kantine inmişti. Sonunda kapı açıldığında beklenen misafirler gelmişti. Hemşire birini kucağıma verdiğinde gözlerim dolmuştu.
"Bu küçük olan bebeğiniz, kontrollerini yaptık sağlığı ve kilosu gayet yerinde" dediğinde üstümden büyük bir yük kalkmıştı. Oğlum gerçekten de o kadar minikti ki. Gece gibi simsiyah saçları, yeni doğduğunu belli eden kıpkırmızı teni vardı. Diğer oğlum da Selma anne ve Selim'in kucağındaydı.
"Selim, oğlum bu bebek aynı sen maşallah" dediğinde oğlumu görmek için kıpırdandım. Selma anne de anlamış olacak ki küçük oğlumu alıp diğerini kucağıma verdiğinde gözlerime inanamadım. İkisi de birbirinden o kadar farklıydı ki. Kucağımdaki bebeğimin kumral sarı saçları diğer kardeşinin tamı tamına zıttıydı. Büyük olduğunu kanıtlarcasına yüzü daha toplu duruyordu. Selma annenin dediği gibi siması tıpkı Selim'i andırıyordu. İki oğluma da şimdiden görür görmez aşık olmuştum.
Hemşire nasıl emzireceğimi gösterdikten sonra hafif canım acısa da sonunda onları emzirebilmiştim. Gece olduğunda onları izleyerek uykuya daldım ama saat başı kontrol edip beslemeyi de ihmal etmiyordum.
Ertesi gün eve geçtiğimizde büyük bir isim krizi bizi bekliyordu. Selim bebeklerin isimlerinin 'Emir ve Emre' olmasında ısrar ediyor bense sırf ikiz oldukları için kafiyeli bir isim koymayı saçma buluyordum. İkisinin de bambaşka kişilikleri olacaktı ve Emir'in ismi Emre ile uyumlu diye çocuklarımın isimleri bu olmamalıydı. En sonunda pes etmiş olacak ki "İyi tamam Leyla sen söyle ne diyorsan o olsun isimleri. Bu çocuklar gökten zembille indi ya benim isimlerini seçmeye hakkım yok. Sen seç o zaman."
"Abartma Selim ben öyle bir şey söylemedim. Bir isim sen söyle bir isim de ben. Olsun bitsin artık."
"Tamam o zaman ilk önce sen seç ismini." dediğinde sarı kuzumu kucağıma aldığımda içimden geçen ilk ismi söyledim. "Aras olsun, büyüğün adını Aras koyalım." dediğimde Selim kaşlarını çatmış bana bakıyordu.
"O isim kimin? Nerden aklına geldi? Bak unutamadığın eski sevgilinin falan ismi çıkmasın böyle şeylere asla gelemem bilirsin!" dediğinde gözlerimi devirdim.
"Saçmalama Selim, yok benim unutamadığım eski sevgilim falan. Onu kucağıma aldığımda içimden ona Aras diye seslenmek geldi hepsi bu."
"Tamam o zaman madem içinden Aras ismi geçti büyüğün adı artık Aras."
"Hadi bakalım Selim sıra sen de, bakalım sen ne isim koyacaksın bizim küçük oğlumuza."
"Benim aklımda da bir isim var aslında. Küçüğün adı da Hazar olsun. Ailemize barışı ve mutluluğu getirsin" deyip Hazar'ı alnından öpüp beşiğine bıraktı. Selim'den böyle ince bir düşünce ve güzel bir isim duymayı beklemediğimden oldukça şaşırmıştım. Ama küçük kuzumun ismini çok sevmiş kendisine de oldukça yakıştırmıştım.
Benim annem olmadığı için Selim'in annesi bir süre bizde kalıp yardımcı olacaktı. Hazar ve Aras doğduğundan beri daha da iyi olmuş sürekli onlarla vakit geçiriyor beni üzecek davranışlarda bulunmuyordu şimdilik. Benimse bütün dünyam onlar olmuştu bile. Aras ne kadar sakin bir bebekse Hazar bir o kadar hareketliydi. Ağladığı zaman susturabilmemiz çok zor oluyordu ve sürekli huzursuzdu.
Biz böyle tatlı telaşlı günlerimizi geçirirken bebeklerimiz bir aylık olmuştu bile. Aras gün be gün Selim'e benzerken Hazar da kapkara gözleri ve bembeyaz teniyle görenleri kendine hayran bırakıyordu. Kış ayında olduğumuz için sürekli evdeydik onlarla ilgilenirken vaktin nasıl geçtiğini bile anlamıyordum. Şimdilik sürekli uyusalarda yürüdükleri ve konuştukları günleri iple çekiyordum.
Anne olmak böyleydi sanırım. Önce sabırla doğmalarını beklerken doğduktan sonra büyümelerini beklemekti. Ben onlarla ilgilenmekten geç fark etsemde Selim'de bu aralar bir haller vardı. Benden uzak duruyor sürekli Aras'la vakit geçirip Hazar'ın huysuzluğunu bahane edip ondan uzak duruyordu. Selim ne zaman böyle davransa altından mutlaka saça sapan bir şey çıkıyordu ve ne kadar ertelesem de sorununun ne olduğunu bugün öğrenecektim. Bugün de Aras'la ilgilenmiş soluğu çalışma odasında almıştı. Ben de ikizleri uyutup çalışma odasına geçtim. Selim dalgın dalgın bilgisayara bakıyordu geldiğimi farketmemişti bile. Hafif öksürüp geldiğimi belli ettiğimde Selim toparlanıp bana baktı.
"Ne yapıyorsun Selim?"
"Çalışıyorum Leyla, ne oldu?"
Bana Leyla'm değil de Leyla dediğine göre kesinlikle bir sorun vardı ama hadi hayırlısı.
"Seninle açık konuşacağım Selim, yine sorun ne? Ne yapmaya çalışıyorsun? Bir afralar odalara kapanmalar, ne oluyoruz söyler misin?!"
"Yok bir şey dedim Leyla çık lütfen, üzerime gelme kalbini kırarım."
"Geliyorum işte, üzerine geliyorum. Ne yapacaksan yap ne söyleyeceksen söyle bugün bu odadan sorununu çözmeden çıkmayacağız."
Evde Selma anne olduğu için ses tonumu ayarlamaya çalışıyordum ama Selim'in tavırları bunu yapmakta beni zorluyordu.
"Sorun ne mi? Sorun şu Leyla Aras'a baktığımda onda ikimizden de bir parça görebilirken Hazar da görememem. Benim oğlum nasıl bana bu kadar zıt olabilir? Sanki gizlenmiş bir günahı ortaya dökmek istiyor gibi. Şimdi itiraf sırası sende Leyla. Hazar'ın babası kim!"
**Bölüm Sonu**
Yorumlar
Yorum Gönder