Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 25

(Not: Bu kısımlar tamamıyla gerçek hayattan uyarlanmıştır. Çünkü benim bile hayal gücüm bir yere kadar sınırlı.)
"Hazar'ın babası kim?" der demez tokadı yüzüne indirdim
"Hazar'ın babası kim?" der demez tokadı yüzüne indirdim.
"Sen ne dediğini zannediyorsun! Bir daha söylesene!"
"Ne dediğimi duydun Leyla, niye bu kadar şaşırdın. Böyle bir şeyin tıbben imkansız olmadığını ikimiz de biliyoruz. İşlediğin günah da bu yolla belli oldu işte. Yoksa Hazar'ı Mehmet denen şerefsizden mi peydahladın? Senin kaçtığın gün o herifin iş yerine gittiğimde izinde olduğunu söylediler. Yoksa birlikte mi kaçtınız ha! Yakalanınca da babana o haber verdi benden ayrı kaldığın dönemde onunla birlikte oldun değil mi?! Yoksa o da değil başka biri mi söylesene?!" dediğinde ikinci tokadı da yüzüne indirdim.
"Lanet olsun! İçmişsin sen!"
"Evet içtim tamam mı! Sevgili karımın ihanetini nasıl hazmedebilirim yoksa!"
"Sen beni kendinle karıştırıyorsun galiba. Yatağından kimin gelip kimin geçtiği belli olmayan ben değil sensin! Haklısın sen ne Hazar'ın ne de Aras'ın babası değilsin! Onlar senin gibi aşağılık bir babaya layık değil! İstediğin DNA testini yaptırabilirsin! Allah seni kahretsin! Lanet şizofren!" dediğimde Selim tam cevap verecekken içeri Selma anne girdi. Selim yetmezmiş gibi bir de onunla uğraşacaktım. Oğlu gibi o da namusuma dil uzatmakta bir beis görmeyecekti.
"Ne oluyor size?! Ne oldu da kendinizden bu kadar geçtiniz?! Yukarıda Hazar'la Aras ağlamaktan helak oldu! Nermin hanım sakinleştirmeye uğraşıyor." dediğinde Selim'e izin vermeden konuşmayı ben devraldım.
"Çok merak ettiyseniz söyleyeyim Selma hanım, oğlunuz az önce Hazar'ın kendisine benzemediğini ve babasının kim olduğunu sordu? Hadi siz de çekinmeyin yüzüme karşı istediğinizi söyleyebilirsiniz!" dediğimde bakışlarının yönü Selim'i buldu.
"Sen ne saçmalıyorsun Selim! Hazar kardeşin ile babanın adeta bir kopyası! Kaldı ki onlara benzemese bile sen karının namusuna nasıl böyle dil uzatırsın. Soy yedi nesle kadar çekebilir illa bu çocuk sana benzemek zorunda mı?! Yazıklar olsun sana oğlum. Kıskançlık senin gözünü kör etmiş!" dediğinde gerisini dinlemeden odadan çıktım. Selma Hanımın beni savunması en son beklediğim şeydi.
Odaya girdiğimde Nermin teyze Hazar'ı kucağına almış diğer yandan da beşiğindeki Aras'ı sallayarak sakinleştirmeye çalışıyordu. Hemen gidip Hazar'ı kucağıma aldığımda içini çeke çeke ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Selim'i sırf bu yüzden bile affetmeyecektim. Tam her şey sonunda yolunda derken yine sorun çıkaracak bir şey bulup her seferinde bunu biraz daha ileri taşıyordu.
Dışardan hâlâ Selim'in eşyaları kırma sesleri gelirken Hazar'la Aras'ı sakinleştirmek için çareyi giysi odasına girip müzik açmakta buldum. Allahtan sesler buraya daha az geliyordu. Daha bir aylıklarken böyle bir şeye maruz kalırlarken ilerisini düşünemiyordum bile. Hazar'ı ayağımda Aras'ı kucağımda sallayıp uyuttuktan sonra yere hazırladığım minderlerin üzerine yatırıp yanlarına da ben uzandım.
Gece Aras'ın ağlamasıyla uyanıp Hazar'ı da uyandırmasın diye odaya geçtim. Altını temizleyip besledikten sonra hemen uykuya dalmıştı, onu beşiğine yatırdım sonra da Hazar'ı giysi odasından alıp odaya getirdim. Onlarla sürekli yan yana uyumak istesem de uyku esnasında bir zarar verebileceğimden korkarak bu isteğimi ilerki zamanlara saklıyordum.
Hazar'ı da yatırdıktan sonra evi keşfe çıktım. Selma anne odasında yoktu eşyaları da gitmişti. Bizim aile trajedimize daha fazla tahammül edememişti sanırım. Yavaşça çalışma odasının önüne geldiğimde ne göreceğimi az çok tahmin edebiliyordum.
İçeri girdiğimde de yanılmadığımı anladım. Darmadağın bir oda ve deri üçlü kanepenin üzerinde kucağındaki içki şişesi ile iki büklüm bir halde sızmış bir Selim. Aklıma onu öldürebileceğim en az elli çeşit cinayet planı gelirken hiç birini uygulayamayıp 'beter ol' diyerek kapıyı vurup çıktım.
Önümüzdeki milyonlarca yıl onun yüzünü dahi görmek istemiyordum. Böyle bir iffetsizliği nasıl olurdu da bana yakıştırabilirdi? Ben onunla bile birlikte olmaya tam alışamamışken, onun nikahı altında bir başka adamı nasıl yatağıma alırdım? Selma anne kıskançlık demişti ama bu kıskançlıktan öte bir duyguydu. Nasıl bir bataklığa düşmüştüm böyle. Çırpındıkça daha da batıyor bir türlü kurtulamıyordum.
Neden onu sevmesem bile normal bir evliliğimiz olamıyordu. Neden bu şehir dışındaki çiftliğe sadece haftasonları gelmek yerine burada yaşıyorduk? Neden okuluma devam edemiyordum? Ve neden anlaşamadığımızı kabullenip beni çocuklarımla tehdit etmeden boşanamıyorduk?
Hiçbir zaman çok mükemmel bir hayat hayal etmemiştim ama asgari bir normallik de benim için bu kadar lüks olmamalıydı. Nasıl bu kadar sakin kalabildiğime bazen ben bile şaşırıyordum. Malesef biraz bile kendimi tanıyorsam bu sakin olmamın altında yatan neden yine babamdı. Sorunlarımın onun kulağına gitmesinden, ben sana demiştim demesinden korkuyordum.
Odaya geçtiğimde ikizler mışıl mışıl uyuyordu. Nefes alışlarını ve ateşlerini kontrol ettikten sonra bende uyumak için yatağıma geçtim. Biraz pimpirikli bir anne olacaktım sanırım.
**
Sabah erken saatlerde ikizlerin ağlamasıyla uyandığımda ikisini de emzirip aşağıdaki spor odasına geçtik. Emzirdiğim için diyet yapmaya yanaşmasam da sezeryan doğumdan yadigar kalan göbek kısmım için her gün karın egzersizleri yapıyordum. Doğurur doğurmaz eski fit haline dönen kadınlardan değildim, ama bebeklerimin sağlığı her şeyden önce geliyordu. Kilo dediğin gelir geçerdi.
Ben sakin bir şekilde mekik çekerken odanın kapısı açıldığında içeri Selim gelmişti. Sakinim demiştim değil mi? Eğer çocuklar olmasa odadaki on beş kiloluk ağırlıkları zevkle kafasına fırlatmıştım bile. Çıldırmamak elde değildi. Daha bir de pişkin pişkin yanıma geliyordu.
"Halamlar geldi. Bebekleri görmek istiyorlar. Duş al gel. Kahvaltı için seni bekliyoruz."
"Oldu paşam var mı başka bir isteğiniz!"
"Lütfen sadece dediğimi yapar mısın Leyla?" deyip başka bir şey demeden ikizleri kucağına alıp çıktı. Ergen kızlar gibi ayaklarımı yere vurmak istiyordum.
Dünkü krizden sonra hiç misafir modunda değildim. Eve çıktığımızdan beri sürekli misafir ağırlıyorduk. Sürekli elden ele dolaşan bebeklerimi gördükçe içim cız ediyordu. Mikrop kapacaklar bir yerleri ağrıyacak diye ödüm kopuyordu ama bir şey de diyemiyordum.
Duşumu alıp aşağıya indiğimde Hazar Selim'in halasının Aras da hala kızı Gülcan'ın kucağındaydı. Selma anne ile Selim de yanyana oturmuş birbirlerine hiç bakmıyorlardı. Yanlarına gidip hoş geldiniz dedikten sonra malesef Selim'in karşısındaki boş sandalye oturdum. Sonra bir yandan sohbet ederken kahvaltımızı yapmaya başladık. Ama Hala hanım sürekli bana dokundurmadan duramıyordu.
"Maşallah güzel gelinim hamileyken kiloların hepsi sana gitmiş. Çocuklar daha el kadar. Sütün mü yetmiyor yoksa?"
"Doktorumuzun dediğine göre her şey olması gerektiği gibi halacığım lütfen içiniz rahat olsun, sütüm de gayet güzel yetiyor."
"Şimdiki nesil de doktora sormadan adım atmıyor. Bizim zamanımızda böyle miydi? Gülcan'ımı doğurduğumda tamı tamına beş kiloydu. Bunlar kadar olduğunda gören altı aylık zannederdi." dediğinde duymamazlıktan geldim.
Benden beklediği cevabı duyamamış olacak ki sonra ilgisi Selim'e yöneldi.
"Selim oğlum sen küçükken de pek bir güzeldin. Aynı senin bu oğlan gibi sarı sarı saçların vardı. Sana hep seni Gülcan'ıma alacağım derdim. Ama sen arkandan atlı kovalıyormuş gibi erkenden sözlenip evlendin." dediğinde Gülcan utangaç bir edayla Selim'i süzüyordu. İçimden 'keşke evlenselermiş' dedikten sonra evlatlarım aklıma gelince geri hemen pişman oldum. Ne olursa olsun onlar benim yaşama sebebimdi.
Selim halasının bu lafından sonra benim cevap vermemi istermiş gibi bana bakmış ama umduğu tepkiyi bende görememiş olacak ki sonra kendisi cevap vermişti.
"Üzgünüm Hala ama kendimi Leyla'mdan başka kimseyle düşünemiyorum. O olmasa ben hayatta evlenip böyle güzel bir yuvanın sahibi olmazdım." dediğinde ikisinin de yüzü düşmüştü. Ama Hala kendini çabuk toparladı.
"Kısmet oğlum. Allah yuvanızı bozmasın. Oğlanların da çok güzel maşallah ama ben öbür kara oğlanı daha bir sevdim. Ama sana hiç benzememiş nedense." dediğinde elimdeki çatalı sıkmaktan parmak boğumlarım beyazlamıştı. Ben biliyordum Selim'in aklına da böyle diyerek giriyorlardı. Her gelen misafirden aynı sözü duyuyorduk. Hoş bu sayede Selim'in aklına girmenin ne kadar kolay olduğunu bir kez daha görmüştüm.
"Öyle Hala oğlum dedesine çekmiş, ona benziyor." dediğinde şaşırmıştım ama üzerinde durmadım.
***
Böyle sıkıcı muhabbetlerin geçtiği bir günü tamamladığımızda ikizleri Belgin hanımın yardımıyla yıkayıp yatırdım. Karınları tok olduğu ve yeni yıkandıkları için uzun süre uyanmazlardı. Sonra ben de geceliğimi giydikten sırtım kapıya dönük bir şekilde uykuya daldım.
Gece büyük bir susuzlukla uyandığımda baş ucumda bulunan bardağımdan içerek susuzluğumu dindirmiştim. Uyanmışken ikizlere de bakmak için kalktığımda Aras mışıl mışıl uyuyordu. Ateşini kontrol edip üzerini örtükten sonra Hazar'ın beşiğine geçtim. Ama yoktu.
Allah kahretsin nereye giderdi bu çocuk gece gece? Üzerime sabahlığımı giyip önce Selim'in yattığı odaya sonra da bütün odalara bakmıştım ama evde ne Selim ne de Hazar yoktu. Bir yandan ağlarken aklıma  gelen şeyin başıma gelmemesi için dua ediyordum.
Ve aklıma tek bir şey geliyordu.
Selim!!!
**Bölüm Sonu**

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım. "Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor." "Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum. "Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?" "Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor." "Biraz dah...