Allah kahretsin yoktu oğlum. Selim de evde değildi. Kesin o bir şey yapmıştı. Keçileri kaçırmak üzereydim. Sabahtan beri arıyordum telefonu kapalıydı. Annesini arasam eminim bu saatte onunda hiçbir şeyden haberi yoktu. Biraz daha bekleyip polisi arayacaktım. Ama ne diyecektim babası oğlumu mu kaçırdı diyecektim. Evin içinde başı kesilmiş tavuk gibi gezmekten başka bir şey yapamıyordum. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Beynim durmuştu.
Tam artık üzerimi giyip dışarı çıkmaya karar vermiştim ki Selim'in arabasının sesini duydum. Kim bilir ne yapmıştı oğlumu, nereye götürmüştü? Birilerine mi vermişti yoksa?! Bu sefer kesin onu öldürürdüm.
Üzerimdekileri önemsemeden hemen kendimi dışarı attım. Selim arabadan inmiş arka koltukta bir şeylerle uğraşıyordu. Hemen oraya yöneldiğimde araba koltuğunda mışıl mışıl uyuyan Hazar'ımı gördüm. Selim'i ittirip üşümesin diye kucakladığım gibi eve geçtim. Bir yandan da öpüp koklamadık bir yerini bırakmıyordum. İçeri geçtikten sonra arkamdan Selim'in de geldiğini duydum.
"Bu kılıkta bu soğukta niye dışarı çıkıyorsun Leyla! Sen beni delirtecek misin?!" dediğinde Hazar'ı koltuğa yatırıp hışımla arkamı döndüm.
"Bana bak! Sana hesap verecek değilim! Ben sana değil sen bana hesap vereceksin! Öncelikle oğlumu nereye götürdüğünü, gecenin bu saatinde nereden geldiğinizden başla!" dediğimde önce sabır dilenir gibi havaya baktı sonra cevap verdi.
"Bak gece Hazar'ı göremeyince korkmuşsun seni anlıyorum ama endişelenecek bir durum yok. Gece sizi kontrol etmeye geldiğimde Hazar'ın biraz ateşi olduğunu farkettim. Dereceyle baktığımda 38 dereceydi. Ben de biraz evham yaptım, sen uyanmadan gider geliriz diye düşünüp yakınlardaki polikliniğe gittik. Hepsi bu."
"Yalan söylüyorsun! Ben uyurken ateşini kontrol edip öyle uyuyorum zaten. Ne yaptın? Babalık testi mi yaptırdın, yoksa onu benden kaçırmaya çalışıp vaz mı geçtin, doğruyu söyle bana!"
"Saçmalama Leyla. Doğruyu söylüyorum zaten." dediğinde Hazar'ın huysuzlanmasıyla ona yöneldim. Emzirip uyutsam iyi olacaktı. Kucağıma aldığımda sustu. Sanki hafif ateşi mi vardı ne?
"Bana bak, ben Hazar'ı yatırıp geliyorum. Bu konu burda kapanmadı, geri geleceğim ve konuşacağız. Gerçekten doktora götürdüysen ne dedi, neden ateşi varmış?"
"Tuğçe hanımın dediği gibi bebeklerde ara ara olabilecek bir durummuş. Şurup verdi, yine düşmezse banyo yaptırın falan dedi. Ama düşmeye başladı bile Allah'tan." dediğinde onaylar gibi başımı sallayıp odaya geçtim.
Hayatımda hiç bu kadar korktuğumu hatırlamıyordum. Ömrümden ömür gitmişti resmen. Aklıma daha neler gelmişti neler. Ama yok Selim'in bugün iyice bir ifadesini alacaktım.
Hazar'ı emzirdikten sonra üzerini değiştirip beşiğine yatırdım.
Gül kurusu rengi saten geceliğimin üstünü düzeltip, sabahlığımı da bağladıktan sonra aşağı indim. Selim ayakta beni bekliyordu. Çok dolmuş olacak ki benden önce söze başlamıştı bile.
"Leyla gerçekten Hazar'ı doktora götürdüm. Hâlâ mı inanmıyorsun bana? Hem babalık testi yaptırsam neden onu yanımda götüreyim ki?"
"Haklısın neden yanında götüresin ki. Tabi ben nereden bileceğim. Bu konu hakkında yine en deneyimlimiz sensin. Nasıl yapıldığını en iyi sen bilirsin. Belki de çoktan yaptırdın. Ondan böyle rahatsın!"
"Yaptırmadım diyorum Leyla. Sadece ateşine baktırdım ve geri getirdim. Senin uyanmayacağını düşündüm."
"Tamam Selim. Ama bir daha kendi başına iş yapma. Bana haber verebilirdin. Ben yatıyorum iyi geceler." deyip arkamı dönüp gidiyordum ki Selim'in sesi ile duraksadım.
"Leyla ben özür dilerim."
"Dileme Selim, sakın benden özür falan dileme! Bu ikinci kez oğullarıma dil uzatışın! Ve asla telafisi olamaz!"
"Leyla'm affet beni. Büyüsün oğlumuzdan da af dileyeceğim. Büyük eşeklik ettim. Bu bir bahane değil ama içkiliydim o gün. Zaten bir aydır bize gelen misafirlerin hep ne dediğini en iyi sen biliyorsun. Kafamın içindeki seslerini durduramadım, sen de üzerime gelince içkinin tesiriyle saçmaladım. Bugün Hazar'ı ateşler içinde görünce hatamı daha iyi anladım."
"Evet hem de çok büyük saçmaladın Selim. Dediğin şeyler yenilir yutulur şeyler değildi! Ne oldu? Şimdi ne değişti de hatanı anladın?!"
"Ben o sözleri söylerken bile hatamın farkındaydım. Hepsi sana olan zaafımdan Leyla'm. Beni hep oradan vuruyorlar. Hep senin cephende kaybediyorum. Ölümüne kıskanıyorum seni. Hatta oğullarımızı emzirmeni, ilgilenmeni bile kıskanıyorum. Ama sana köpek gibi aşığım be Leyla'm." dedi ve dizlerinin üzerine yere çöktü.
"Ben sadece senin beni sevmeni istiyorum Leyla. Ne olursun sev beni. Gözlerine baktığımda bana duyduğun aşkı görebilmek, işteyken evde beni özleyen bir karım olduğunu bilmek istiyorum." dediğinde ne diyeceğimi şaşırmıştım. Konu ne ara buraya geldi bilmiyordum. Ama ses tonu ve duruşuyla gerçekten benden sevgi dilenen bir adam vardı karşımda.
Yine de onun bu haline kendimi kaptıramazdım. Bu yüzden "Olmaz Selim. Ne oldu da? Şimdi de bu taktiği mi deniyorsun? Yaptıklarını nasıl affedebilirim? Senin gibi bir adamı nasıl sevebilirim? Hem inan sen de beni sevmiyorsun, sadece öyle sanıyorsun. Dediğin gibi saplantı seninkisi, hastasın sen." dedim.
"Hastaysam iyileştir beni Leyla'm. Sevginle şifam sen ol. Ne dersen yaparım. Yemin ederim yaparım. Bambaşka senin istediğin gibi bir adam olurum. Yeter ki beni sev. Beni senden mahrum etme. Sana olan aşkıma inan." dediğinde ilk kez kalbimin bu kadar fütursuzca mantığımın sesini bastırmaya çalıştığını hissediyordum. Sanki bunca zaman duymak istediğim şeyler bunlardı da bu isteğimin ben bile farkında değildim. Ama her zaman olduğu gibi mantığımın sesini dinlemeye kararlıydım.
"Sadece ben seni iyileştiremem Selim, senin yardım alman lazım. Ben ne yapmam gerektiğini bilmiyorum."
"Bu gözler bana sevgi ile bakacaksa, bu dudaklar bir gün bana adım dışında aşk sözcükleri ile seslenecekce eğer ben ne kadar yardım almam gerekiyorsa alırım Leyla'm." dedi ve dudaklarıma uzandı. Tepkisizce beni öpmesini izliyordum.
"Sadece sev beni." dedi ve öpücüğünü derinleştirdi. Bir süre sonra ben de kendimi ona karşılık verirken buldum. Yerde oturmamızdan rahatsız olmuş olacak ki elimden tutup kaldırdı. Ayakta öpüşmemize devam ederken sırtımın kanepeye değmesiyle gözlerimi açtım. Selim üzerimde yerini almış, yüzünü boynuma gömmüştü.
Geceliğimin eteğinin yukarı doğru çıkmaya başladığını hissettiğimde "Ne yapıyorsun Selim?" dedim nefes nefese çıkan sesimle.
"Seni bugün bahçede üzerinde bu gecelikle gördüğümden beri yapmak istediğim şeyi karıcığım." derken bir yandan da sabahlığımın kuşağını çözüyordu.
"Olmaz Selim hem daha kırk gün olmadı." dedim irademin son kırıntılarıyla.
"Leyla'm üç aydır sana hasretim yetmez mi? Hem sen sezeryan doğum yaptın, kırk gün olmasına üç-dört gün var, bir şey olmaz." dedi. Sabahlığımı çıkarırken geceliğimin üzerinden bir hayli belli olan dolgunluklar hoşuna gitmiş olacak ki gözlerini oradan alamıyordu. "Hem baksana bunlar ben görmeyeli baya bir büyümüş. İlgi göstermek lazım." deyip kaldığı yerden devam etmeye başladı. Bu hareketi bende kalan son iradeyi de götürmüş, karşı koymayı bırakıp ona katılmıştım.
***
***
Sabah gözlerimi açtığımda Selim'in kollarındaydım. O da uyanmış beni izliyordu.
"Günaydın karıcığım."
"Günaydın" dedim sabah mahmuru çatallı çıkan sesimle.
"Artık beni sevmeye bugünden başlıyor musun, yoksa hazır uyanmışken ben seni sevmeye yatağımızda devam mı etsem?"
"Edepsizleşme Selim. Hem seveceğim demedim. Sen yardım almaya başla, duruma göre bakacağım dedim."
"Beni edepsizleştiren sensin be Leyla'm. Benim yerimde olsan kendinle nasıl baş ederdin çok merak ediyorum. Hem sorun değil senin beni sevebilme ihtimalin bile çok güzelmiş karıcığım." deyip bana boncuk boncuk bakmaya başladığında gözlerimi kaçırdım. Ne ara bu kadar romantik olmuştu bu adam böyle. Sözleri resmen kalbime kalbime işliyordu.
"Bana bak Selim sen böyle değildin. Bu sözler bu davranışlar anlatamıyorum ama sanki başka biri gibisin. Birinden akıl falan mı alıyorsun sen?"
"Tabiki hayır! Saçmalama Leyla'm. Sence ben seni, en özelimi birine anlatıp da akıl alacak bir adam mıyım? Benim içimden hep sana böyle davranmak böyle konuşmak geçiyor ama ne oluyor bilmiyorum bir anda kendimi seninle kavga ederken buluyorum."
"Bulma Selim. Lütfen artık kendine hakim ol. Zaten yeterince telafisi olmayan şeyler yaptın. Bunlar bize ömrümüzce yeter. Yenilerini ekleme. Ben seninle sürekli savaş halinde olmaktan çok yoruldum."
"Ben de Leyla'm ben de. Görürsün bak affettireceğim sana kendimi."
"Umarım Selim." demekle yetindim. Zaten o sırada da bizim ikizler birbirlerinin seslerinden uyanıp koro halinde ağlamaya başladılar. Hazar'ı Selim'e verip Aras'ı koltukta emzirmeye başladım.
Selim aç bir şekilde bana bakıyordu. "Ciddiyim Leyla'm bence bir tane süt anne tutalım, yada sen sütünü sağ biberondan içsinler. Bu tamamen haksızlık, bu veletler yokken ben vardım ve güzelim dolgun ikizler de sadece benimdi."
"Gene saçmalama Selim. İstemem ben süt anne falan. Sağıp biberona koymalıymışım. Damızlık Hollanda ineği miyim ben be! Adama bak!"
Ben bunları derken Selim kahkaha atarak gülüyor, Hazar da şaşkın şaşkın babasına bakıyordu. O an için kendimi sonsuza kadar bu anının içine hapsetmek istedim. Çünkü kucağımdaki oğlumla beraber hepimizi tam bir aile olarak hissetiğim ilk andı.
**Bölüm Sonu**
Yorumlar
Yorum Gönder