Selim ile birlikte terapiye başlayalımız nerdeyse altı ay oluyordu. Bu süre zarfında ufak tefek tartışmalar hariç büyük bir kavgaya tutuşmamıştık. Bu terapinin mi yoksa Selim'in kendi kendini düzeltme isteğinden mi kaynaklanıyor merak ediyordum.
Terapisti önce beni dinlemiş daha sonra da Selim ile terapiye başlamıştı. Selim ile hikayemizi en başından beri anlattığımda önce çok şaşırmış sonra da Selim bir vaka olarak oldukça ilgisini çekmiş olacak ki hemen terapilere başlamışlardı.
Ben de bu süreçte Selim'e destek oluyor kendi duygularımı çözümlemeye çalışıyordum. Zira Selim her terapi sonrası ödevini yapmış öğrenci edasıyla eve geliyor ve benden beklediği ödülü görmek istiyordu.
Ona karşı ne hissettiğimden bir türlü emin olamıyordum. Daha önce kimseyi sevmemiştim ki ben. Bu konularda kendimi çok toy ve acemi hissediyordum. Onu görünce kalbim dört nala atmıyordu belki ama onun yanında kendimi özel hissediyor, heyecanlanıyordum. Sürekli ailecek vakit geçiriyor sık sık piknik yapıyorduk. Ama sanki ikimizde Tv programında rol yapıyormuşuz gibi geliyordu bana. Sürekli eski Selim ile şimdikini kıyaslıyordum. Aslında Selim aynı Selim'di eskisi yenisi yoktu. Sadece mevsimsel ruh halinin ibresi artık baharı gösteriyordu. Güneşli ama yakmıyor, esiyor ama üşütmüyordu.
Ama en çok mutlu olduğumuz anlarda aklıma birden bire yaptıkları geliyor, ıssıslaşıyordum. Ona her baktığımda iç sesim onu affedip nasıl seveceksin diyerek modumu düşürüyodu. Yine de kötü düşünceleri def edip tadını çıkarmaya bakıyordum.
En çok da oğullarımla vakit geçirmesini seviyor ve istiyordum. Onların baba sevgisinden mahrum kalmaları en son isteyeceğim şeydi. Selim de hatalarını telafi edermişcesine sürekli onlarla ilgileniyordu.
Ben dalgın dalgın bunları düşünürken Selim de koltukta yanıma oturdu.
"Ne izliyorsun hayatım?"
"Fi'yi izliyorum. Güzel uyarlamışlar. Hatta oradaki bir karakter seni çok anımsatıyor bana?"
"Can Manay mı?" dediğinde onaylayarak başımı salladım. "Hadi canım, benim onunla alakam yok bir kere."
"Evet o Duru'ya zorbalık yapmıyor haklısın." deyip şaka yaptığımı belirtirterek gülümsedim.
"Ben o adam gibi antin kuntin şeyler peşinde koşmam Leyla'm. Oyunlar oynayamam. Benim kartlarım her zaman açıktır. Onun gibi bir kadını elde etmek için türlü planlar kurmam. Severim, isterim ve alırım. Ki zaten seviyorum, istiyordum ve aldım Leyla'm. Bak şimdi içerde uyuyan iki çocuğumun annesisin ve benim de biricik karımsın." deyip dudaklarımdan bir öpücük çaldı. Onunla laf dalaşına girsem de bir şekilde beni alt edeceğinden çareyi konuyu değiştirmekte buldum.
"Abim gelecek bugün bir yere gitme istersen." dediğimde ağzının içinde bir şeyler homurdandı. "Ne dedin canım anlayamadım."
"Diyorum ki bu abin de son zamanlarda bizden çıkmaz oldu. Hayır yani yeni evli sayılırsın otursana karının dizinin dibinde. Ben olacağım da yeni evlendiğim karımı evde bırakıp zırt pırt kardeşimin evine gideceğim. Asla! Hoş biz elli yıllık evli dahi olsak yine de benim ilk tercihim her zaman sen olurdun karıcığım."
"Karısını evde bırakmıyor ki. Elif sürekli seminerlere ve eğitimlere katıldığı için çoğu zaman evde olmuyor zaten."
"Bu ne biçim evlilik Leyla'm ya. Benim yaptığımı yapsın karısını evin içinden çıkartmasın sürekli dizinin dibinde otuttursun demiyorum, ki zaten ama altını çizerek söylüyorum kimse birini benim seni sevdiğim kadar sevemeyeceği için böyle bir şey yapmaz. Ama aile olmak bu değil. Ne bitmez eğitimi semineri varmış. Adam bekar hayatı yaşıyor resmen. Bak bizim Begüm'e o da doktor ama böyle değil. Açtı kendine kliniğini, arkadaşları ile birlikte gül gibi çalışıyorlar." dediğinde hak vermemek işten değildi. Ama meşhur övülmeye layık Ruşen amcanın oğlu Sedat gibi Begüm'ü örnek göstermesi komiğime gitmişti.
"Elif abimi sadece hırs yaptı. Bunu en başından da söyledim. Elde edene kadardı onun sevgisi. Abimi Yağız olarak değil ünlü tıp doktoru Deniz Özener'in oğlu olarak görüyor malesef." dedim. Ve tavrımdan artık bu konu hakkında konuşmak istemediğimi belirttim.
"Haklısın hayatım. Kendime kahve alacağım ister misin?" dediğinde onu onayladım. Mutfağa gittiğinde sehpanın üzerinde duran telefonu ilgimi çekti. Bu zamana kadar hiç bakma gereği duymamıştım ama bugün kurcalamak istiyordum.
Elime aldığımda kilitli ekranda ikizlerin fotoğrafı vardı. Kilitli olması canımı sıkmıştı. Aklıma gelen her şifreyi denedim ama açamadım. En son Leyla'm yazdığımda nihayet kilit açılmıştı. Açmışken ilk iş parmağımı kaydedecektim. Ana ekranına benim uyku mahmuru bir fotoğrafımı koymuştu. Hâlâ bu fotoğrafı sakladığına inanamıyordum. Dağ evindeyken ben daha ne olduğunu anlayamadan çekmişti.
Mesajlar kısmına girdiğimde operatör mesaji bile yoktu. Galeride de sadece dördümüzün fotoğrafları vardı. Müzik bile yüklememişti. Zaten sosyal medya da kullanmıyordu. Çok sıkıcıydı. Sadece bildirimlerden yarın erkenden terapisi olduğunu öğrenmiştim. Kilitleyip yerine koyacakken Selim elinde kahveyle yanıma geldi.
"İlgini çekecek bir şeyler buldun mu karıcığım?" dedi. Sesindeki alay tınılarını hissedebiliyordum.
"Hmm ekranına benim fotoğrafımı koymuşsun bunu sevdim ama neden o fotoğraf. Üstelik çok eski."
"Hatırlarsan o fotoğrafın çekildiği günün gecesinde seninle defalarca birlikte olmuştuk. Sabahta üzerinde benim kokumla, hissttirdiğim tatlı yorgunluğunla uyandığında içimden 'bu kadın benim' diye defalarca kez şükretmiştim. Şimdi de her telefonu elime aldığımda benim olduğunu bana tekrar tekrar hatırlatıyor."
"Edepsiz geldin edepsiz gideceksin Selim." deyip güldüm.
"Ahh bunu kabul ediyorum ama ten uyumumuzu inkar edemezsin Leyla'm." dediğinde gözlerimi kaçırdım. Bu günlerde bu adam fazla mı haklı oluyordu ne? Benden bir cevap beklediğini bildiğim için mutfakla ilgilenmem gerektiğini bahane edip salondan kaçarcasına çıktım. Selim'in arkamdan erkeksi kahkahasını duyduğumda elimi kalbime koydum. Bu adamın gülüşü kalbe zarardı.
Abim geldikten sonra hep birlikte vakit geçirmeye başladık. Daha doğrusu o ikizlerle vakit geçiriyor biz de izliyorduk. Onun gerçek bir aileye duyduğu özlemi gördükçe çok üzülüyordum. Ondan öyle güzel bir eş ve baba olurdu ki.
Abim de deli divane Elif'e aşık değildi. Sadece sürekli onun etrafında olmasından ve uzun yıllardır onu sevdiğini söylemesinden etkilenmişti. Umarım Elif ile ortak bir paydada buluşabilirlerdi.
O gittikten sonra biz de uyumak için odaya geçtik. Aras bitmiş şimdi de Hazar diş çıkaıyordu. Sürekli huzursuz olduğundan sürekli ağlayarak uyanıyor çoğu zaman kardeşini de uyandırıyordu. Buna bir çözüm getirmek istesem de onları ayrı ayrı odalarda yatırmaya gönlüm el vermezdi. Yine uykusuz bir gece beni bekliyordu.
Selim'in Anlatımından
Hazar'ın ağlama sesi ile bugün bilmem kaçıncı kez uyandığımda saat sabahın altı buçuğuydu. Leyla'm ne kadar yorulmuşsa artık duymuyordu bile. Hazar'ı kucağıma alıp pışpışlarken Aras da çoktan uyanmış meraklı gözlerle bana bakıyor kucağıma almam için çırpınıyordu.
Onun da ağlaması için eline oyuncağını verdim. Bu bir süre onu idare ederdi.
Hazar'ın parmağını emiklemeye başlamasıyla acıktığını anladım. Leyla'yı uyandırmadan arkasına geçip hafif dikleştirdikten sonra Hazar'ı tutup karnını doyurmasını sağladım. Hazar bir yandan emerken diğer yandan eliyle Leyla'nın yüzüyle oynuyordu. Onu iyice doyurduktan sonra yeniden uyutup beşiğine yatırdım.
O kadar güzeldi ki benim oğlum..
Hazar'a her baktığımda yaptıklarım aklıma geliyor, ona bakmaktan utanıyordum. Sırf milletin lafları yüzünden karımdan oğlumdan şüphe etmiş gizlice babalık testi yaptırmıştım. Eğer o testi yaptırdığım gün o kadar içmesem Leyla'ya da şüphelerimden asla söz edip yaralamazdım.
Babalık testinin sonuçlarını aldığım gün ayaklarım beni bu odaya getirmişti. Oğlumu görmeli ondan o anlayamasa bile af dilemeliydim. Onu alnından öptüğümde hissettiğim hafif ateşinde bile aklım başımdan gitmişti. Kucakladığım gibi nasıl polikliniğe gittiğimi bile hayal meyal hatırlıyordum.
Eve geldiğimizde Leyla'nın haklı suçlamaları vicdanıma ok gibi saplanıyordu. Bir şeyler yapmalıydım. Annem bile aramızdaki uçurumu anlamış "böyle yaptıkça onu hiçbir zaman kazanamadığın gibi daha da kaybedeceksin. Ben sürekli onu kötü olarak gördüm ama ona büyük haksızlık etmişim." deyip o gün evden ayrılmıştı.
Bütün bu olanlar beynimde dolanırken en başta yapmam gerekeni yapıp af dileyip sevgisini istedim ondan. Onun kalbi kocamandı. Beni bile affedip sevecek kadar.
Bunca yaptıklarıma rağmen beni affedip sevmeye çalışan kadınıma büyük haksızlık yapmıştım. Ama ne yaparsam yapayım kendimi durduramıyor bir türlü tatmin olamıyordum.
Onunla evlendiğimde artık tam anlamıyla mutlu olacağımı düşünmüştüm ama bu bile kısa bir süre sonra bana yetmemeye başlamıştı. Leyla'yı buraya getirdiğimde, her gece defalarca kez seviştiğimizde, bana iki çocuk verdiği zaman, her seferinde artık tamam olacağını düşünüyordum ama olmuyordu. Hep bir şeyler eksikti.
O eksikliği görmezden geliyor, yanımda olmasıyla bile mutlu olmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Leyla bana alışıyor ama sevmiyordu. Onun sevgisizliği beni derinden yaralıyor, yüz çevirdiğim gerçekler beynime tek tek kıymık gibi batıyordu.
Eskisi gibi küstah değildim artık. Beni sevecekse olduğum gibi sevsin, sevmezse de 'o benim' nasıl olsa diyemiyordum.
Bütün bunlar onun kocaman kalbini görmeden önceydi. Bu zamana kadar onun kimseye sevgi ile baktığını görmemiş, birine duyduğu derin sevgisini hissetmemiştim.
O çocuklarımıza sevgi ile baktıkça kendimi ciğerci kedisi gibi hissetmeye bana vereceği bir parça sevgininin kölesi olmaya hazır duruma gelmiştim.
Aras'ın sesiyle bu düşüncelerimi bilinç altımın en karanlık odalarına ittim. Leyla ona ve oğluma yaptığım büyük hakareti asla bilmeyecek artık aşkını bana verecekti.
Çünkü o bana aşık olursa yaptıklarım gözüne batmaz, aylardır olduğu gibi kendimi zor bela dizginlemek zorunda kalmazdım...
**Bölüm Sonu**
Yorumlar
Yorum Gönder