Leyla'dan
Selim ile sürdürdüğüm iki kişilik savaşta bir haftayı geride bırakmış, o günden beri onunla tek kelime dahi konuşmamıştım. Evde o yokmuş gibi davranıyor, görmezden geliyordum. Aynı şeyi bu sefer o da yapıyordu.
Artık Selim'in huyunu az çok almıştım. Sessizlik onun için en büyük cezaydı ve şimdiden sabrının sonlarına geldiğini görebiliyordum ama o da direnmeye devam ediyordu.
Benim adım da Leyla'ysa o okula devam edecektim. Eskisi gibi susup oturmaya, kendimden ödün vermeye niyetim yoktu. Ben bir şeyler düzelir belki diye pasif davrandıkça daha çok üzerime geliyordu. Onun hastalıklı ruh halinin ceremesini daha fazla çekemeyecektim.
İyiydi, hoştu, çocuklarımın babasıydı, ona karşı hissettiklerimi de inkar edecek değildim ama beni çok yoruyordu. Bir yandan beni dünyanın en değerli insanıymışım gibi hissettirirken diğer yandan da itaatkar kölesiymişim gibi hissettiriyor ve arada kuramadığı denge beni artık boğuyordu.
İstesem okul kaydımı şimdi bile yaptırabilirdim. Ama içimdeki ses onun da rızasını almamı, onun artık bazı şeylere alışması gerektiğini söylüyordu.
Ben dalgın bir şekilde geleneksel pazar kahvaltımızı hazırlarken, Selim de mama sandalyesinde oturan çocuklarla ilgileniyor, bir yandan da elindeki tabletten bir şeylere bakıyordu.
Kahvaltı için yapmak istediğim patatesli omletin patateslerini keserken bıçakla parmağımı yaralamıştım. Refleks olarak küçük bir çığlık atıp elimi suyun altına tuttum ama çok kanıyordu. Ben elimi suyun altına tutarken Selim de yanıma gelmiş, kestiğim parmağıma büyük bir ciddiyetle bakıyordu.
"Biraz derin kesmişsin, canın çok acıyor mu?" dediğinde olumsuz anlamda başımı salladım. Biraz sızladığını, parmağımın nabız gibi attığını hissediyordum ama onun dışında bir şeyim yoktu. Selim kağıt havluyu parmağıma sardığında daha iyiydim. Saçlarıma öpücük kondurduğunda çok daha iyi.
"Birazdan bant takarız. Sen otur ben kahvaltıyı hallederim." dediğinde Selim'in kalktığı yere ben oturdum. Günler sonra ilk kez benimle konuşmasının şaşkınlığını yaşıyordum. Lütfedip benimle diyaloğa girmesi için ille bir yerlerimi yaralamam gerekiyordu sanırım. Tamam bu küslüğü ben başlatmıştım ama haklı olan bendim. Bana böyle davranmamalıydı.
Kahvaltı faslımız bittikten sonra Selim yine çalışma odasına kapanmıştı. Bu ara ayrı bir haller vardı ama daha nedenini öğrenememiştim. Sürekli düşünceliydi. Bir sıkıntısı varsa Selim dayanamaz bana söylerdi. Sormak yerine beklemek en iyisiydi.
**
Öğleden sonra Selim'in ablası Selvi bize geldi. Eşi de akşam bize katılacak hep birlikte yemek yiyecektik. Selvi'nin önce gelmesi iyi olmuştu, sürekli evdeydim ve artık aşırı bunalıyordum. İkizler de halalarıyla vakit geçirmekten aşırı keyif alıyorlardı.
Öğleden sonra Selim'in ablası Selvi bize geldi. Eşi de akşam bize katılacak hep birlikte yemek yiyecektik. Selvi'nin önce gelmesi iyi olmuştu, sürekli evdeydim ve artık aşırı bunalıyordum. İkizler de halalarıyla vakit geçirmekten aşırı keyif alıyorlardı.
Selvi Selim'in şirketinde işe başlamıştı. Eski çalıştığı firma da sürekli Selim'lerle iş yaptığından pek sıkıntı yaşamamış, burada daha rahat olduğundan söz ediyordu. O geldiğinden beri vaktin nasıl geçtiğini bile anlayamamıştım. Ama aklım hâlâ Selim'in sıkıntısındaydı. Eğer iş ile ilgiliyse Selvi biliyordur diye düşünüyordum.
"Selvi şirkette bir sorun mu var? Selim bu aralar yine kendini odalara kapattı."
"Şirkette değil canım Selim de sorun var."
"Nasıl yani? Anlamadım?"
"Selim ha bire Efkan mıdır nedir bir adamın kuyruğuna basıp duruyor. Onu piyasadan sileceğim diye yeminler ediyor. Sebebini de kimse bilmiyor. Çok hırs yapmış ve onun bu hırsı diğer ortaklarla da ters düşmesine neden olmaya başladı." dediğinde soğuk soğuk terlemeye başladığımı hissettim. Hâlâ bu adamla uğraştığına inanamıyordum. Beni eliyle koymuş gibi bulup kaçıran bir adamdı o. Böyle yaparak bizi nasıl bir tehlikeye attığının farkında değil miydi bu adam!
"Leyla ne oldu canım? Yüzünün şekli değişti resmen. Yoksa sen tanıyor musun o adamı? Ne husumetleri var Allah aşkına Selim'le?"
"Ben tam bilmiyorum. Eski arkadaşlarmış sanırım. Sonra bir şekilde araları bozulmuş. Bilirsin Selim bu konuları konuşmayı pek sevmez." demek zorunda kalmıştım. Selim en yakın arkadaşının sevdiği kadınla yattığı için aralarının bozulduğunu, daha sonra da adamın Selim'den intikam almak için beni kaçırdığını nasıl söylerdim? Birde adamın kendi çocuğunu Selim'inmiş gibi göstermeye çalışması vardı tabi.
Akşam abimlerin de çat kapı gelmesiyle güzel kalabalık bir yemek yemiştik. Selim'in yüzü Elif'i gördükten sonra kaskatı olmuş, geldiğinden beri ona adeta avını parçalamak isteyen bir kurt gibi bakıyordu.
Nedenini sormaktan kendimi alıkoyamadım. Çünkü biraz daha böyle bakmaya devam ederse olası bir problemin önüne geçemeyecektim.
"Selim Elif'e nasıl bakıyorsun öyle? Bir sorun mu var?"
"Yok bir şey. Sen çocuklarla ilgilen. O kadınla da fazla muhatap olma."
Bana bunları söylerken bile gözünü onun üzerinden çekmiyor sanki yanlış bir haretini kolluyordu. Beni de iyice germiş keşke abimler gelmeseydi derdirtmişti bana. Ama çocukların dayılarıyla, dayılarının da onlarla nasıl eğlendiğini gördüğümde bu sözümü geri almıştım.
Abimin sürekli ikizlerle ilgilendiğini ve çok sevdiğini gören Selvi cevabı hep aynı olan malum soruyu sormaktan kendini alamamıştı.
"Ee Yağız senden çok iyi baba olur hani. Yeğenlerini bile bu kadar severken kendi çocuğun olduğunda seni düşünemiyorum bile. Artık çocuk düşünmüyor musunuz?" dediğinde abim gülümsemiş elini Elif'in dizinin üstüne koymuştu.
(Malumunuz üzre Yağız Özener)
"Ah haklısın. En büyük isteğim baba olmaktı ama bugüne kadar sevgili karımı bir türlü ikna edemiyordum. O da haklı tabi çok yoğun bir programı var. Ama artık o da benimle aynı fikirde. En kısa zamanda ailemize minik bir üye katmak istiyoruz." dediğinde beklediğim cevabı duyamamanın şaşkınlığını yaşıyordum. Daha düne kadar çocuklardan nefret eden, sürekli kariyerini bahane eden Elif'in ne olmuştu da fikri değişmişti böyle? Dayanamamış fikrini nasıl bir anda değiştiğini sormuştum.
"Sağolsun Yağız isteyince çok ikna edici olabiliyor. Ben de artık böyle mükemmel bir adamdan dünya tatlısı bir minik istiyorum. Hatta kim bilir belki şuan o da aramızdadır."dediğinde abimin gözlerinin içi parlıyordu.
Onun bir aileye duyduğu özlemi en iyi ben biliyordum. Ama onun benden bile talihsiz olduğunu düşünmekten kendimi alamıyordum. Elif'e öyle aman aman bir sevgi beslemiyordu. Kafasında kurduğu mükemmel aile hayallerini onunla gerçekleştirebileceğini düşünüyordu ama bu benim gözümde puzzle'a yanlış parçayı zorlayarak oraya takmak gibi bir şeydi. Umarım hayal ettiği aileye kavuşurdu.
Günün son bombası da Selvi'den gelmişti. İki aylık hamile olduğunu söylediğinde hepimiz çok şaşırmıştık. İstediğinde çok ketum olabiliyordu. Sabahtan beri beraberdik ama bana bile hiç çıtlatmamıştı.
Günün sonunda misafirler gittiğinde rahat bir nefes aldım. Kazasız belasız atlatmıştım ama Selim'in neden böyle davrandığını öğrenmeliydim. Benim bilmediğim bir şey olduğu kesindi. Salona girdiğimde Selim odayı arşınlıyordu.
"Duydun değil mi! Daha bir de Elif hanım da artık çocuk istiyormuş! Yok yok yanlış oldu mükemmel adamından dünya tatlısı bir bebek istiyormuş! Hah!"
"Senin Elif ile derdin ne Selim? Ne oluyor artık söyleyecek misin?"
"Bak sana söyleyip söylememekte kararsızım. Ne yapacağımı ben de şaşırdım. O kadını bir kaşık suda boğmamak için inan bugün kendimi çok zor tuttum!"
"Tabiki bana söylemelisin Selim. Elif seni bu kadar kızdıracak ne yapmış olabilir ki?"
"Ne mi yapmış olabilir! Mesela çalıştığı hastanedeki kırkbeş yaşındaki üç çocuklu baş hekimin metresliğini yapıyor yapıyor olması yeterli mi!"
"Bu-bu olamaz. Yalan söylüyorum de! Yanlış bir anlaşılma da olabilir de!"
"Üzgünüm güzelim inan ilk öğrendiğim andan beri ben de aynı temenniler içindeyim. Ama söylediklerimde ne yalan var ne de yanlış bir anlaşılma."
"Sen ne diyorsun Selim! Bu kadarı çok fazla! Yağız bunu duyarsa mahvolur! Ne olduğunu baştan sona anlatır mısın lütfen." dediğimde beynim uğulduyordu. İçimden 'Allah'ım' dedim 'lütfen Selim her şeyi yanlış anlamış olsun'. Ama bunu dilerken bile o kadar inançsız dilemiştim ki. Biliyordum, Selim emin olmadığı bir konu hakkında asla konuşmazdı.
"Bu kadın tam bir şeytan Leyla. Abini senin de şüphelendiğin gibi eğitimdi seminerdi diyerek ayakta uyutuyor. Elif hanımı şehit doktor Deniz Özener'in gelini olmak kesmemiş. Aylardır bu adamla birlikteler. Bütün hastane onları konuşuyor ama kimse yüksek sesle dile getirmeye cesaret edemiyor. Peşine adam taktım. Kendilerine özel evleri var inanabiliyor musun? Bekle beni burda. Fotoğraflarını getireceğim." dediğinde hayatımın en büyük şoklarından birini yaşıyordum. Tamam davranışları beni şüphelendirmişti ama bu kadarı benim bile aklıma gelmezdi. Her şeyi mi yalandı bu kızın? Yıllardır abini seviyorum dememiş miydi? Hırs bile olsa abime bunu yapmaya ne hakkı vardı!
Selim fotoğrafları getirdiğinde midem bulanmıştı. Binanın girişinde, balkonda sarmaş dolaşlardı. Adam yaşını her yönden belli ediyordu. Gri saçları kırışık soluk bir cildi vardı. Elif ile aynı boydaydılar.
Elif'in yüzünde gördüğüm hırslı ifadenin aynısı bu adamda da vardı. İkisi de iğrençti. Bu adamın koynundan çıkıp rahatlıkla abimin yanına gidebiliyordu. Bugünkü söyledikleri aklıma geldikçe çıldırıyordum. Selim gerçekten çok iyi sabretmişti.
"Sen söyle şimdi ne yapmalıyım ben Leyla. Yağız gibi bir adama karın seni aldatıyor nasıl denilir?! Ama ben Elif'e suç bulmuyorum. Suçun büyüğü Yağız'da. Kadınının ipini bu kadar gevşek bırakırsan olacağı bu!"
Bu kadar olan şeyin üzerine bir de Selim'in sözleriyle çığrımdan çıkmıştım.
"Sen ne demek istiyorsun!"
"Gayet açık konuştuğumu düşünüyorum."
"Ne yani abim karısına olması gerektiği gibi davrandığı için suçlu. Sen de hâlâ seni aldatacağımı düşündüğün için böyle davranıyorsun! Bu yüzden mi okuluma devam edemiyorum ben! Sen benim iplerimi sıkı tutuyorsun öyle mi!"
"Aynen öyle güzelim."
"Bana bak! Seni öldürürüm anladın mı! O zaman senin düşüncene göre sen beni kesin aldatıyorsundur. İşe gittiğini nerden bileceğim ha söylesene!"
"Leyla'm, benim güzeller güzeli karım. Sen de gayet iyi biliyorsun benim senden başkasına yan gözle bakmayacağımı. Durmadan şu konuyu önüme getirip durma ve bir an önce okul mevzusunu kafandan sonsuza kadar sil."
"Görürsün Selim! Ben o okula gideceğim ve sen de hiçbir şey yapamayacaksın!"
"Görürüz güzelim, görürüz." deyip güldüğünde kendi kendime söz verdim.
Bu artık gurur meselesi olmuştu. Ne olursa olsun o okula gidecektim ve Selim de karışamayacaktı!
Yorumlar
Yorum Gönder