Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 31

Abim bütün olanları anlattıktan sonra Elif'ten intikam almak, kendime verdiğim sözü tutmak için uğraş veriyordum ki fazla bir şey yapmama gerek kalmamıştı.
Elif hanım hâlâ yüzsüz yüzsüz sürekli abimi arayabilmesinden sonra iyice hırslanmıştım. Tabi Elif hanım korkudan böyle davranıyordu. Çok sevdiği kariyeri için daha ne kadar alçalabilirdi merak ediyordum.
Yaşadıkları ilişki hastanedeki herkesin de malumuydu ama abimin de gururunu daha fazla kırmayacak bir çözüm bulmalıydık. Abim gibi naif, mükemmel bir adama bunu nasıl yaşatabilmişti aklım almıyordu.
Abim Selim gibi değildi. Karşısındaki insana kendinden bile daha çok değer verir hatta o kırılmasın diye düşünürken kendi incinirdi. Onunla evlenirken de böyleydi. Aklında asla Elif olmayan abim kendinden ödün verip evlenmişti. Bu yüzden bir an önce Elif hanıma esaslı bir ders vermeliydik.

Çok da düşünmemize gerek kalmadan Selim ile çareyi hastane yönetiminin en başındaki adama durumu haberdar etmekte bulmuştuk. Rasim bey ve Selim birbirlerini iş dünyasından ismen tanıdığı için işimiz daha kolay olmuş ikisinin de işlerine son verilmiş diğer hastanelere de onların olmayan iş etiklerinden bahsedip başka bir iş bulmalarının yolunu engellemişlerdi. Selim'in Elif'e imzalattığı sözleşmeyle tek celsede boşandılar.
Boşanma sürecinde Elif'in banka hesabını boşaltmaya kalkacağı Selim hariç hiçbirimizin aklına dahi gelmemiş, onun sayesinde bu aşağılık durumdan da kurtulmuştuk. Yağız'ın birikimlerini sevgilisiyle harcamaya kalkması kabul edilir değildi.
Abim Selim'in kendini o kadınla muhatap etmeden kurtarmasına minnettardı ama onu işinden etmemizi kesinlikle onaylamamıştı.
Şimdi kendi de işinden istifa etmiş kendini eve kapatmıştı. Bizden başka kimse yaşadıklarını bilmiyor anlatamıyordu. O kadının utanması gerekirken abim bunu yapıyordu. Önce toparlanana kadar bizde kalmasını istemiştim ama Elif ile Yağız'ın boşandıkları haber alan babamlar soluğu burda almıştı. Yağız'la arasında her zaman farklı bir bağ olan babam olanları öğrenince sadece ama sadece beni suçlamıştı. Bugün abimle birlikte bizde otururken soluğu yanımızda almış söyledikleriyle bir kez daha beni yıkıp geçmişti.
"Sen soktun o kızı aramıza ! Senin yüzünden!" diye bana bir sürü ithamda bulunmuştu. Onun sözlerini soğuk kanlılıkla karşılamak benim için çok zor olmuştu.
O gider gitmez arkasından babamın geldiğini haber alan Selim gelmişti. Karşılaşmadıklarına sevinmiştim. Zaten yeterince yıkılmamışım gibi daha da hengamenin arasında kalamazdım.
Kendimi banyoya kapattığım için Selim dakikalardır çıkmam için dil döküyordu ama bir kez daha ağladığıma şahit olmasını istemiyordum. İçimi iyice boşaltmadan buradan çıkamazdım. Selim'in sesini duymamak ve rahatlamak için küveti sıcak suyla doldurup, içine girdikten sonra gözlerimi kapattım. Ama yaşlar hâlâ firar etmeye devam ediyor, durdurmayı başaramıyordum.
Ben neden bu kadar güçsüzdüm? Babamın yaptıklarına alışmam her seferinde bu kadar yıpranmamam lazımdı ama olmuyordu. O böyle yaptığında kendimi yapayalnız hissesiyordum. Babam bile bana bunu yapıyorsa diye başlayan cümlelerim boğazımda yumru oluşturuyordu. Böyle zamanlarda çocuklarımla bile teselli bulamıyordum. Ben nasıl bir anneydim böyle? Anne dediğin güçlü olmalıydı, her zaman.
Gözlerimi açtığımda karşımda gördüğüm Selim'le irkildim. Ses çıkarmadan bir şekilde içeri girmiş küvetin kenarında oturarak beni izliyordu.
Yanağımdaki göz yaşlarını elleriyle sildikten sonra "Bugün seni ben yıkayayım mı Leyla'm." diye sorduğunda başımı sallayarak onayladım. Hâlâ kendimde konuşacak gücü bulamıyordum. Üzerini çıkardığında öne doğru kayarak ona yer açtım. Oturduktan sonra omzumdan öpüp saçlarımı yıkamaya başladı.
O bana böyle şefkat gösterdikçe içimden ona sığınıp hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyordu. Ama onun yerine usul usul döküyordum yaşlarımı. Selim de bu arada saçlarımı tarıyordu.
Boğuk sesiyle "Ne olursa olsun benden kaçma Leyla'm. Bırak düştüğümüzde birbirimizi kaldıralım. Bu bizi aciz yapmaz." dediğinde sessizce söylediklerini dinledim. Sesi o kadar sıcaktı ki.
"Hem ben senin annen baban neyin olmamı istersen olurum. Seni asla bırakmam." dediğinde deminden beri yapmak için kendimi tuttuğum şeyi yaparak ona dönüp sımsıkı sarıldım. Sonra başımı göğsüne koyduğumda kalbi deli gibi çarpıyordu. Evliliğimizin üzerinden onca zaman geçmiş ve birbirimizle sayısız süre geçirmişken hâlâ kalbinin böylesine çarpması beni hem şaşırtmış hem de gururumu okşamıştı.
Selim'in söyleyip durduğu büyük sevgisinden emin olmaya asıl şimdi başlamıştım. Dil yalan söyleyebilirdi ama kalpte yalan olmazdı değil mi?
Bir süre daha öyle kaldıktan sonra Selim kucağında beni taşıyıp, üzerime havlu serdikten sonra yatağa taşıdı. Kendi de banyoya geçip beline havlusunu sardıktan sonra yanıma geldi. Hep yaptığı gibi sanki bir bebekmişim gibi üzerimi giydirip saçlarımı havluyla kuruladı. Ben ağlamış olmanın ve banyo yamanın verdiği rehavetle yarı uykulu kısık gözlerimle onu izliyordum. O da giyinip yanıma uzandığında bu sefer ben yüzümü onun boynuna gömüp uyku moduna geçmiştim. Selim de saçlarımla oynadığından iyice mayışık haldeydim.
En son Selim'in "Saçlarının telinin bile yıpranmasına dayanamıyorum. Sen çok değerlisin. Kimsenin seni üzmesine izin verme. Benim bile." dediğini duymuş sonrasında derin bir uykuya geçmiştim.
Sabah yüzümde gezinen minik ellerle uyandığımda Aras kocaman maviş gözleriyle bana bakıyordu. Eliyle burnumu yanaklarımı çok hafif sıkıyor benim çıkardığım mırıldamalarla kahkaha atıyordu. Gülmeyi çok seviyordu benim oğlum. Hele önde çıkan iki dişiyle öyle tatlı oluyordu ki.
Biz anne oğul yatakta keyif yaparken Selim de kucağında Hazar ile keyifle bizi izliyordu ama kucağındaki küçük beyimiz aynı keyiften pek nasibini alamıyor olacak ki Selim'i ittirip bizim yanımıza gelmek için çırpınıyordu. Daha dokuz aylıktı bu çocuk. Ne ara kıskançlık duygusuyla tanışmış bu kadar haşır neşir olmuştu anlamıyordum.
Selim onu da yatağa bıraktığında emekleyerek yanıma gelmiş, Aras'ı ittirip kafasını göğsümün arasına koyduktan sonra poposunu da havaya dikmişti. Selim ile ikimiz onun bu haline kahkahalarla gülerken Aras da Hazar'ın izin verdiği ölçüde bana sokulmaya çalışıyordu.
"Hadi bakalım uyuşuklar kalkın. Leyla sen okula gitmekten vaz mı geçtin yoksa?"
Selim öyle dediğinde çocukları yatağa yatırıp hemen banyoya geçtim. Banyoya girdiğimde Selim'e "Çocuklarla sen ilgilenirsin!" diye seslenmeyi ihmal etmedim.
Tabi ya bugün benim yaz okulum başlıyordu. Devam zorunluluğu çok da zorunlu tutulmuyordu ama ben derslerden baya uzak kaldığımdan girebildiğim her dersine girecektim.
Üzerimi değiştirdikten sonra Hazar'ı da emizirip yola çıktık. Selim az önce şen şakrak kahkaha atan adam değildi. Arabayı çok hızlı kullanıyor ve gergin olduğunu her halinden belli ediyordu. Alışırdı. Alışmak zorundaydı. Kendinin küçük dünyasında yeterince vakit geçirmiştim.
Okula geldiğimizde Selim arabadan inip benim kapımı da açmıştı. Onun bu centilmenliği bazen gözlerimi yaşartıyordu. Selim'in bininci uyarısına 'peki tamam' derken artık fenalık gelmişti.
"Seni bugün ben alacağım. Sakın bir yere gitme. En kısa zamanda sana da araba alacağım. Bu sayede daha rahat edersin." dediğinde onu onayladım. "Seni seviyorum." deyip yanıt beklemeden dudaklarımdan öptükten sonra arabasına binip uzaklaştı. Şuan parmak uçlarıma kadar kızardığıma emindim. Çünkü bahçedeki herkes de az önce olanları görmüş bana bakıyorlardı. Selim yine yapmıştı yapacağını. Sanki ben neden böyle yaptığını bilmiyordum.
Sınıfıma geçtiğimde çok da samimi olmadığım ama aynı bölümden olduğumuz üç kız yanıma geldi. İsimlerini bile hatırlamıyordum.
İçlerinden biri "Leyla nerelerdesin sen? Okulu dondurduğunu duyduk. Neden?" diye sorduğunda kısaca "Evlendim" dedim. Ama onların kısa kesmeye pek niyetleri yok gibiydi.
"Biliyordum! Yoksa demin siyah maseratisi olan aşırı yakışıklı adamla mı? Ne iş yapıyor?"dediğinde yerimde huzursuzca kıpırdandım. Ona neydi canım Selim'in yakışıklılığından!

 Ona neydi canım Selim'in yakışıklılığından!
"Evet o. Lojistik işiyle uğraşıyor, bir firmanın ortaklarından biri."
"Tebrik ederim canım. Valla turnayı gözünden vurmuşsun ne diyeyim. Ee çocuk düşünmüyorsunuz heralde sen okuluna devam ettiğine göre?" dedi diğeri.
"Bizim iki oğlumuz var zaten." deyip sahte bir gülücük gönderdim. Artık bu muhabbet bitsin istiyordum. Okula sadece çevre yapmak, vakit geçirmek için gelen ve yıllardır mezun olamamış bu kızların sohbetleri beni aşırı germişti. Nasıl diye sormalarına izin vermeden "ikizler" demiştim. Zaten daha sonra da hoca geldiğinden yerlerine geçmek durumunda kalmışlardı.
Ders çıkışı bölüm hocamla konuşup hangi dönem kaç kredili dersleri almam gerektiğini kararlaştırdık. Erken mezun olabilecektim. Ama daha staj da yapmam gerekiyordu. Bir de onun tartışmasını yaşamazsak iyiydi.
Selim gelip beni aldıktan sonra eve geçtiğimde çocuklarımı deli gibi özlemiştim. Onlar da benimle aynı hisleri paylaşıyor olmalıdılar ki beni görür görmez bana doğru atılmaya başladılar. Aras beni biraz sevdikten sonra hemen babasının kucağına geçmişti. Babasına aşırı düşkünlüğünü kıskanmadan edemiyordum.
Selim sana bir sürprizim var dediğinde bahçeye ordan da garaja geçtik. İçeri girdiğimde gözlerime inanamadım. Selim'in arabasının yanında, aynı model beyaz renk bir araba bana göz kamaştırıyordu.

 Selim'in arabasının yanında, aynı model beyaz renk bir araba bana göz kamaştırıyordu
"Selim bu benim mi?" diye şaşkınlıkla sorduğumda beni başıyla onayladı. "Ama bu çok fazla Selim!"
"Benim karıma daha iyileri layık. Güle güle kullan." dediğinde ağzım kulaklarımdaydı. Şimdi bu benimdi yani.
"Çok teşekkür ederim. Çok beğendim." diye boynuna atladığımda sevincimden yerimde duramıyordum.
Plakasını adımızın baş harfleriyle evlilik yıl dönümümüz yapmıştı. Kendisininki de öyleydi ama sadece harfler yer değiştirmişti.
***
Yeni arabamla okula gidip gelirken çok daha rahattım ve kendimi daha özgür hissediyordum. Arada Selim ile de geldiğim oluyordu ama yine de kendi arabam tercihimdi.
Okulda Selim'in kulağına gitmesinden ölesiye korktuğumdan kimseye selam dahi vermiyordum. Ama bu Orhun'a engel olmuyordu. Benimle ne zaman karşılaşsa seviyesiz seviyesiz konuşup midemi bulandıyordu. "Ne buldun o asık suratlı nemrut adamda Leyla? O adamdan iki çocuk yaptığına inanamıyorum Leyla. Birlikte vakit geçirmek istersen seni bekliyor olacağım Leyla." ve daha bir sürü saçma sapan şekilde konuşup beni sinir ediyordu. Bugün de onu görmemek için dua ediyordum.
Arabamdan inip okula ilerlerken birinin adımı seslenmesiyle duraksadım. Arkamı döndüğümde en son aklıma gelecek kişi şuan karşımdaydı.
"Mehmet?"

*Bölüm Sonu*
*Bölüm Sonu*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım. "Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor." "Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum. "Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?" "Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor." "Biraz dah...