Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 32

Selim'den
Odamda geçen ayın ihracat raporlarını incelerken asitanımın gelmesiyle 'ne vardı?' dercesine yüzüne baktım. Benim tavırlarıma alışık olduğu için demek istediğim şeyi anlayıp konuşmaya başladı.

"Selim bey bir beyefendi geldi, sizinle görüşmek istiyormuş
"Selim bey bir beyefendi geldi, sizinle görüşmek istiyormuş. İsmini vermedi. Siz Selim beye söyleyin o anlar dedi. Ne yapmamı önerirsiniz?"
"Tamam Nazlı, gelebilir."  dedikten sonra gelen kişiyle kaşlarımı çattım. Ne işi vardı burda bunun?
"Ne var Orhun! Ben sana benimle iletişime geçmek için beni bekle demedim mi?"
"Sorun yok. Zaten sizin hanım şuan okulda derstedir. Kimse de görmedi zaten." diye gevşek gevşek konuşup karşımdaki koltuğa yayılarak oturdu.
"Ee anlat bakalım var mı karımı rahatsız eden?"
"Yok valla Selim bey. Olursa da ben icabına bakarım zaten siz rahat olun." dediğinde nedense hiç de rahat olamıyordum. Orhun eski bir arkadaşımın hayta kardeşiydi. Sözde Leyla'ya göz kulak olacaktı ama gösterdiği tavırlarından anladığım kadarıyla bu adama güvenilemeyeceği çok belliydi.
"Bir de şey bilirsiniz öğrenciyim, haliyle masraf da çok oluyor." dediğinde gelme sebebini belli etmişti sonunda.

"Tamam, muhasebeye hesabına para yatırması için talimat vereceğim ama bu son
"Tamam, muhasebeye hesabına para yatırması için talimat vereceğim ama bu son. Karımla ben ilgilenirim ve senin onun yanına dahi yaklaşmanı istemiyorum. Burada artık seninle yollarımız ayrılıyor."
**Leyla'dan**
Mehmet?"
"Benim Leyla. Sence de konuşmamız gerekmiyor mu?" dediğinde sadece yüzüne bakmaya devam ediyordum. Ne konuşacaktık ki bu saatten sonra. Bizimkisi zamanında sadece basit bir hoşlantının önüne geçmemişti.
"Ne konuşacağız?"
"Bizim hakkımızda, senin hakkında. Kocan olan o adam hakkında. Onunla ilgili bilmen gereken şeyler var." dediğinde şaşırmıştım. Mehmet, Selim hakkında benim bilmediğim ne söyleyebilirdi ki? Benim kararsızlığımı görmüş olacak ki konuşmasına devam etti.
"İnan bunları duymak istersin Leyla. Sadece yarım saatini bana ayırmanı istiyorum senden." dediğinde onu dinlemeye karar verdim.
"Sen gideceğimiz yeri söyle. Oraya geleyim." dediğimde kabul etti. Arabasına binmek istemediğimin o da farkındaydı. Ben de taksi ile gitmeye karar verdim. Adım gibi biliyordum ki hem arabada hem de telefonumda GPS vardı. Selim'in ben dışardayken beni eliyle koymuş gibi bulmasından anlamıştım. O yüzden telefonu arabaya bırakıp taksiye bindiğim gibi Mehmet'in söylediği yere gittim.
Güzel salaş bir yerdi. Saat daha erken olduğu için tek tük insanlar vardı. Mehmet'i gördüğüm zaman yanına ilerledim. Bana gülümsediği zaman sanki aramızdan onca zaman geçmemiş gibi hissetmiştim.
"Hoş geldin Leyla. Ne alırsın?"
"Soğuk bir şeyler olsun lütfen." dediğimde ikimize de naneli limonata söylemişti. Ama ben bir an önce konuşup gitmek istiyordum. Burda onunla otururken içim rahat etmiyordu.
"Leyla sen şimdi diyeceksin ki bunca zaman sonra nereden çıktı bu adam? Haklısın. Ben olsam ben de öyle düşününürdüm. Ama bunları senin bilmen gerekiyor."
"Açıkçası tam da öyle düşünüyordum Mehmet. Artık anlatır mısın neyi bilmem gerekiyor?"
"Ben iznin olursa en başından anlatmak istiyorum Leyla."
"Dinliyorum Mehmet." dedim. Bakalım ne anlatacaktı?
"Leyla ben seni okulda ilk gördüğüm an adeta çarpılmıştım. Gel zaman git zaman bu hoşlantı sevgiye dönüştü. Bir erkeğin bir kadını sevebileceği en güzel şekilde sevmiştim ben seni. Ve hâlâ o duyguyu buramda hissedebiliyorum." deyip elini kalbine koyduğunda gözlerimi kaçırdım. Tamam çok güzel şeyler söylüyor olabilirdi ama ben bunları dinlemek istemiyordum.
"Seninle konuştuğumuz her an rüya gibiydi benim için. Biraz utangaç, biraz bilmiş hallerine bayılıyordum. Hele yemek teklifimi kabul ettiğin zaman mıtlulukların en güzelini bahşetmiştin bana. Ama ne olduysa o adam çıkageldi ve apar topar onunla evlendiğinizi öğrendim. İlk duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım hatta o gece kendimi sizin düğününüzün olduğu yerde buldum. Sen o adamın yanındaydın, artık onun karısıydın ama benim yanımda olduğun gibi mutlu gözükmüyordun. Kendimi 'sevdiğim kadın evlendi ama en azından mutlu' diye bile teselli edemiyordum." dediğinde o günü hatırladım.
Nasıl evlenişimizi, Mehmet'in gelişini, Selim'in onu farkedip bana yakınlaşmasını ve daha sonra Mehmet'in gözünde gördüğüm derin hüznü. Biraz duraksadıktan sonra Mehmet devam etti.
"O gün seni son kez gördüğüme ve bir daha senin karşına çıkmayacağıma dair yemin ettim. Ama bundan sekiz ay önce kocan benim evime geldi. Sarhoş olduğu her halinden belliydi, neden geldiğini merak etmiştim. Yemin ederim ilk önce sana bir şey oldu zannettim." dediğinde altından yine büyük bir şey çıkacağı belliydi. Zar zor bulduğum sesim ile "Devam et lütfen" dedim.
"Kocana 'Ne oldu? Yoksa Leyla'ya mı bir şey oldu?' dediğimde alay edercesine güldü. Sonra da dedi ki 'sen daha iyi bilirsin benim karımın iyi olup olmadığını. Şu an benim evimde yanında sizin oğlunuzla uyuyor' dediğinde ne saçmaladığını anlamamıştım. Tam ne dediğini soracakken bana yumruğunu savurmasıyla kavga etmeye başladık. Anladığım kadarıyla sizin bir oğlunuz olduğunu ve babasının ben olduğumu zannediyordu. Sarhoş olduğu için önce önemsemedim ama söyledikleri şeyler çok ağır ithamlardı Leyla." dediğinde bunları duymayı beklemiyordum. Artık Selim'in yaptıkları bini geçmişti. Bu yaptığını hazmedemezdim!
"Mehmet lütfen onun kusuruna bakma. Biz o gün kavga etmiştik. Sarhoş kafayla saçmalamış işte." diye toparlamaya çalıştım.
"Leyla sizin evliliğinizi sorgulamak bana düşmez ama siz her tartıştığınızda böyle mi oluyor? Seni nasıl bir kadın olarak gördüğünün ve lanse ettiğinin farkında mısın? Bu evliliğin içinde iş var Leyla, sen birden bire o adamla evlenecek ve bu yaptıklarına tahammül, sarhoştu bahanesinin arkasına sığınacak bir kadın değilsin." dediğinde kaşlarımı çattım. Ne kadar kolaydı öyle dışarıdan bakıp ahkam kesmek!
"Kızma bana lütfen. Ben senin mutlu olduğunu bilmek istiyorum. O adama ne zorunluluğun var çocuğunuz olmasından mı çekiniyorsun bilmiyorum ama ihtiyacın olduğunda bana ulaşman yeterli. Ben seve seve senin arkanda olurum." dediğinde bir an için Mehmet ile birlikte olsaymışım hayatımın nasıl olacacağını gözümün önüne getirdiğimde boğazıma koca bir yumru oturmuştu.
Güzel sıcak benimsediğim ve özgür olduğum bir yuva. Anlayışlı, beni yormayan, fikirlerime değer veren bir koca. Ve sırf ben onu bırakıp gidemeyeyim diye değil ailemizi daha da genişletip neşelendirmek için dünyaya gelen çocuklar.
Daldığım hayallerin gidiş yönü tehlikeli yerlere gidince hemen kendime gelip Mehmet'e veda edip oradan ayrıldım. Giderken bana numarasını da vermişti ama arar mıydım bilmiyordum.
Selim'in yaptıklarını öğrendiğimden haberi olmamalıydı. Aksi halde nerden öğrendiğimi sorgulayıp anlar daha sonra da beni okula göndermemek için aradığı bahaneyi bulmuş olurdu.
Arabama binip eve gittiğimde kendimi damarlarımdaki bütün kanım çekilmiş gibi hissediyordum. Ben artık Selim beni üzecek şeyler yapmaz diye umarken o rezilliği çok ileri boyutlara taşımıştı. O sözleri duyacağıma ölmek istedim.
Belli etmemem lazımdı ama ne yapacağımı bilmiyordum. Kendime gelmek için elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa geçtim. Bir şeylerle uğraşmak kafamı dağıtabilirdi. Bu yüzden çeşit çeşit yemek yapmıştım.
Eve gelince sofrayı gören Selim'in gözleri parlamıştı. Birlikte masaya oturduğumuzda onunla diyaloğa girmemek için mama sandalyesindeki ikizlerle ilgileniyor onların yemeklerini yediriyordum. Selim konuşmaya çalıştıkça kısa cevaplar verip sohbet etmekten kaçınıyordum.
Yemekten sonra ikizleri uyuttuktan sonra ben de yatağa geçtim. Henüz uykum yoktu ama kendimi çok yorgun hissediyordum. Kapının açılıp kapanma sesini duyduğumda içeri Selim'in geldiğini artık buram buram kokan sert kokusundan anlıyordum. Gözlerimi araladığımda Selim gömleğini çıkarmış, yatağa doğru geliyordu. Onu böyle görünce gözlerimi derhal geri kapattım.

Yanıma uzandığında dudaklarımın üzerindeki dudaklarının baskısını hissedince karşılık vermeden öylece bekledim
Yanıma uzandığında dudaklarımın üzerindeki dudaklarının baskısını hissedince karşılık vermeden öylece bekledim. Usul usul öperken bir yandan da geceliğimin askısını indirmeye başladığını hissettiğimde telaşa kapıldım.
"Selim dur lütfen!" dedim. Sesim istediğimden daha yüksek çıkmış olacak ki 'neden' dercesine yüzüme baktığında yutkunmak zorunda kaldım. Çünkü gözleri arzudan koyulaşmış bir Selim'i yolundan döndürebilmek imkansıza yakındı.
"Kendimi çok yorgun hissediyorum, sadece uyusak?" diye sorduğumda sesimin çekingen çıkmasına engel olamamıştım. Bu adamın karşısında benliğimi yitiriyordum.
"Neyin var senin Leyla? Yine buz kütlelerinin ardından bakıyorsun bana? Eve geldiğimden beri bir tuhafsın. Okulda mı bir şey oldu?" dediğinde bu adamdan bir şey saklamanın zorluğunu bir kez daha farkettim. Dediği gibi beni benden iyi tanıyordu sanırım.
Ne öğrendiklerimi yüzüne vurabiliyor ne de ondan uzak durabiliyordum. Yine arada kalmışlığın derin çukurundaydım. Hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranmayı başaracaktım bilmiyordum. Ama en azından okulum bitene kadar sabretmeliydim.
"Yok bir şey Selim. İyiyim ben. Dedim ya, sadece yorgunluk."
"İyi o zaman Leyla'm. Seni çok özledim. Ne halde olduğumu tahmin edemezsin. Seni yormayacağım, sadece kendini bana bırak." deyip tekrar dudaklarımı öpmeye başladı. "Bir de seni öptüğüm zaman karşılık ver." deyip boynuma yöneldi.
Onunla birlikte olurken gözlerimden damla damla yaşlar şakaklarıma süzülüyordu. Ama Selim anın hezeyanından farkına bile varmıyordu. Kadınlık gururum bir kez daha ağır bir yara almıştı.
Mehmet'i gördüğümden beri aklımda sürekli Selim ile kıyaslamadan edemiyordum. En azından hayatımda bana kendi dürtülerinden daha çok önem veren bir adam olmuş olurdu.
Selim uyuduğunda elimde kalan gururumun son kırıntılarıyla kendimi banyoya attım. Yine ağlama nöbetlerimden birini yaşıyordum. Ağladıkça aciz hissediyor, aciz hissettikçe daha da çok ağlıyordum. Artık aldığım nefes bana yetmemeye başlamıştı.
Duşun altında ne kadar kaldım bilmiyordum ama buruş bıruş olmuş tenimden ve odaya geçtiğimde ciğerlerime dolan hava ile bunun uzun sayılabilecek bir süre olduğunu anladım. Hâlâ küçük çocuklar gibi istemsiz içimi çekerken sessiz olmaya çalışıyor bir yandan da giyebileceğim en kapalı pijama takımını arıyordum. Sanki onun kapalılığı içimi ısıtabilirmiş gibi.
Üzerimi değiştikten sonra Selim beyin talimatıyla artık bizim odamızda kalmayan oğullarımın odasına geçtim. Karşılıklı beşiklerinde birbirlerine sırtlarını dönmüş uyuyorlardı. İkisi de ay ve güneş kadar güzel bir o kadar da zıtlardı.
Odalarındaki ikili kanepeye kıvrılıp onları seyre daldım. İçimden kendi kendime 'onlar için' dedim. Her şey onlar içindi. Büyüdükleri zaman aciz, pasif bir kadını anneleri olarak görmelerine izin vermeyecektim.
Bu düşüncelerle huzursuz bir uykuya dalmıştım.

*Bölüm Sonu*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım. "Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor." "Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum. "Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?" "Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor." "Biraz dah...