Selim'in yaptıklarını öğrenmemin üzerinden iki buçuk aylık gibi bir süre geçmiş içimdeki buzları hâlâ eritememiştim. Beni geçtim oğluma yaptığını, düşürdüğü durumu hazmedemiyordum.
Bugün oğullarımın doğum günleriydi. Ekim ayında olmamız rağmen hava güzel gidiyordu. Bu yüzden bahçemizde küçük bir kutlama yapacaktık onlar için. Doğum günleri olduğunun farkında olacaklarından değildi ama hep birlikte bir anımız olsun, vakit geçirelim istemiştim.
Ne çabuk bir yaşına gelmişlerdi hiç anlamamıştım. Artık paytak da olsa yürüyebiliyor, bir kaç kelime konuşabiliyorlardı. Aras Selim'i gördüğü zaman ona doğru ellerini sallayarak adımlıyor bir yandan da 'bab bab' diyordu.
Bence Aras Selim'i hepimizin yerine yeterince seviyordu. Albümleri karıştırırken ne kadar büyüdüklerini daha iyi anlamıştım. Bana sanki hep aynılarmış gibi geliyorlardı.
Selim'in kucağında Aras'la çekilen fotoğrafını gördüğümde o günlere geri döndüm. Nasıl da Aras'ı korka korka ve bir o kadar istekli kucağına aldığını çok net hatırlıyordum. Selim'in babalık duygusuyla ilk defa tanışmasının görsel haliydi bu fotoğraf.
Diğer fotoğrafta da kardeşim Yiğit ve kucağında Hazar'laydı. Benim doğum yaptığımı haber alır almaz gelmişti. Bugün de doğum günlerinde yanlarında olacaktı.
Ben anılara dalmışken Selim'in elimden albümü almasıyla irkildim. Fotoğrafları incelerken sanırım o da duygulanmıştı. Gözlerinde gördüğüm saydamlık benim hayal gücüm olamazdı.
"Ne kadar büyümüşler değil mi?" dediğinde "evet" deyip ayağa kalktım. Onunla sohbet etmek istemiyordum. Hayır yanlış oldu onunla sohbet etmek istiyor hatta özlüyordum bile ama gururum izin vermiyordu. Onunla her hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya çalıştığımda sanki bir ses yaptıklarını sürekli kulağıma fısıldıyor, unutup devam etmemi engelliyordu.
Gitmeye yeltendiğimde Selim'in kolumdan tutmasıyla duraksadım.
"Leyla yeter." derken sesi çok yorgun geliyordu. Cevap vermeyip kolumu çekmeye çalıştığımda canımı acıtmayacak şekilde daha çok sıktı.
"Artık söyle bana. Neyin cezasını çekiyorum ben. Allahım kafayı yemek üzereyim. Ne yapmış olabilirim diye sürekli düşünüyorum. Zaten bu aralar iş ile ilgili de pürüzler var. Bir de üstüne sen böyle yaptıkça her şey daha da çok zorlaşıyor? Hadi söyle güzelim, ne yaptım ben?"
En kısa tabirle 'sen benim içimi çürüttün görmüyor musun?' demek istesem de konuşmadım. Onun yerine "Sana ceza falan verdiğim yok Selim, bir şey de yapmadın. Kendi kendine kuruntu yapıyorsun." dedim.
"Hadi ama Leyla'm. Söyle neye kızdığını. O gün yorgunum dediğin halde birlikte olmak istememe mi sinirlendin. Yoksa başka bir şey mi var farkına varamadığım? Ne yaptıysam özür dilerim tamam mı. Yeterki benden vebalıymışım gibi kaçma." dediğinde çok samimi görünüyordu. Ama ona tamam dememe engel olan şeyler dört bir yanımdan beni kuşatmışlardı. Bugün affetsem yarın başka bir şey yapacaktı. Benim zaten kanayan binlerce yaram varken daha fazlasına ihtiyacım yoktu. Ona olan hislerimi kontrol edebiliyorken uzak durmam en iyisiydi. Yoksa kendimden eser kalmayacaktı.
Ona ne cevap vereceğimi düşünürken kapının tıklatılıp açılması kurtarıcım olmuştu. İçeri giren Yiğit ile küçük bir çığlık atıp koşa koşa boynuna sarıldım. Uzun sayılabilecek bir süre kucaklaşmamız devam ettiğinde Selim'den gelen öksürük sesiyle birbirimizden ayrıldık.
"Hadi ama enişte. Hâlâ mı ablamı herkesten kıskanıyorsun?" dedi Yiğit muzip bir şekilde.
"Evet hâlâ sevgili kayın biraderim. Ve sonsuza kadar da öyle olacak." dediğinde Yiğit'ten 'oooow' diye bir ses çıkmıştı. Gülümseyerek onları onaylamadığımı belirtir şekilde kafamı sağa sola salladım. Birbirleri ile sohbet ederlerken odadan çıkıp ikizlerin odasına yöneldim.
Aras yatağında mışıl mışıl uyuyordu.
Ama Hazar beyimiz uyanmış ve her zamanki gibi ağlayıp uyandığını belli etmek yerine hırsla beşiğinden inmeye çalışıyordu. Kime çekti bu çocuk diyecektim ama kime çektiğini uzaklarda aramama gerek yoktu. Neredeyse bütün huyları Selim ile aynıydı. Uyuyuş şekilleri bile birbirlerinin kopyasıydı.
Beni gördüğü zaman 'ma ma ma' diyerek kollarını açmıştı. Benim obur oğlum annesine böyle sesleniyordu. Onun gözünde ben 'ma ma'ydım. Beşiğine doğru eğildiğimde hemen boynuma atladı. Ama onu tam kucağıma almadığım için ayakları beşiğin içinde bana tırmanmaya çalışıyordu.
Onun çırpınmalarına kayıtsız kalamayıp kucağıma aldım. Emzirip üzerini giydirdikten sonra hazır olmuştuk. Aras'ı uyandırmadan dışarı çıktık.
Bahçede Belgin ve Nermin hanım hazırlıklarla ilgileniyor Miray da annesine yardımcı oluyordu. Çıtı pıtı çok tatlı bir kızdı Miray. Bugün onun da aramızda olmasını özellikle istemiştim.
Onunla sohbet ederken telefonu çaldığı için yanımdan ayrıldı. O gider gitmez kucağında uykusundan zorla uyandırılmış oğlumla Yiğit yanıma geldiler.
"Aşk olsun Yiğit! Ne güzel uyuyordu benim oğlum. Neden uyandırdın?" diye sitem ettim.
"Abla ya, senin bu oğlun çok uykucuysa ben ne yapayım. Özledik heralde. Hem senin oğlan kocan tarafına çekmiş, bizim ailede bu kadar çok uyuyan yok."
"Daha küçücük bebek o Yiğit. Tabiki uyuyacak. Ki bence kesinlikle dayısına çekmiş, seni yataktan neredeyse vinçle kaldıracağımız günleri ne çabuk unuttun?" dediğimde gülümsedi. Gözleri etrafı taradığında bakışları Miray da durdu. Arsız arsız Miray'ı süzmeye başladı. Tavrına dayanamayarak kolumla Yiğit'i dürtüklediğimde bana döndü.
"Abla, bir şey soracağım? Kim bu fıstık?" deyip bakışlarıyla Miray'ı gösterdi. Ama hiç gerek yoktu. Kimden bahsettiği ayan beyan ortadaydı. Ondan oldukça etkilenmiş gibi gözüküyordu ama Yiğit'i Miray'dan uzak tutmalıydım. Bildiğim kadarıyla zaten Selim'in kardeşi Serkan ile aralarında bir birliktelik vardı.
"Nermin hanımın kızı ablacığım. Ama sakın sarkıntılık ettiğini görmeyeyim zaten başı bağlı. Senin tabirinle "O kapıdan sana ekmek çıkmaz" anlayacağın." dediğimde ağzının içinde 'göreceğiz' gibisinden bir şeyler gevelemişti ama tam anlamamıştım.
"Duydun beni değil mi Yiğit?"
"Duydum abla ya. Ne kıymetli kızmış." dediğinde duymazlıktan geldim. Hazar'ı Yiğit'e verip Aras'ı aldıktan sonra onu giydirip üzerini değişmek için içeri geçtim. Bizim odamızdan Selim'in sesleri geliyor, anladığım kadarıyla biri ile telefonda çok fena tartışıyordu. Aras kucağımda huysuzlanınca odalarına geçip mamasını yedirip üzerini değiştim.
Tekrar bahçeye indiğimizde Selim de bahçeye çıkmış Hazar ile ilgileniyor, Beren de gelmiş Yiğit ile hasret gideriyorlardı. Selim'in ailesi de geldiğinde gelmeyenler sadece abim ve Begüm'dü. Onlar da geldiği zaman bütün sevdiklerimizle güzel bir gün geçirebilecektik.
Selim ile birlikte dördümüz aile fotoğrafı çektirirken gözlerim Yiğit'e takıldı. Kısık gözlerle ilerde başbaşa oturan Miray ile Serkan'ı izliyordu. Yiğit her zaman istediğini elde eden bir çocuk olmuştu ve şımarıklığında hepimizin emeği vardı. Ama ikinci bir Selim vakası görmek istemiyordum. Hoş benim kardeşim hiçbir zaman zorba biri olmamıştı ama küçük bir tedbir almak en iyisiydi.
Begüm de geldiğinde arkasından abim de gelmişti. Nedense Begüm abimi görür görmez hafif bir telaşa kapılmıştı. Dışarıdan belli etmediğini düşünüyordu sanırım ama bu halleri çok tatlıydı. Bugün sadece gözlem yaparak öğrendiklerim beni hem keyiflendirmiş hem de korkutmuştu. Begüm ile abim olabilir miydi bilmiyorum ama abimin uzun bir süre kapılarını kimseye açmayacağı barizdi. Ben de hemen iki dakika da kafamda senaryo kurmuştum. Belki de Begüm'ünki basit bir beğeniden öte bile değildi.
İkizlere pastalarını üflettikten sonra hepimiz masanın etrafında oturmuş sohbet ediyorduk. Hatta Selim'in annesi Selma hanım benimle birebir ilgileniyordu. Yaptıklarını affetsem de unutamıyordum ama bunu ona belli etmek aramıza daha da kalın çizgiler çekmek istemiyordum.
Bu arada ben kucağımda uyuklayan Hazar'a mamasını yedirirken Selim'in telefon'u sürekli çalıyor Selim de meşgule alıyordu. Sonunda ayağa kalkıp cevap vermek için içeri geçtiğinde ben de arkasından gittim. Bizim odamıza girmişti. Hazar'ı beşiğine yarırıp odaya geçtim. Selim yine bugünki tartıştığı kişiyle konuşuyordu sanırım.
"Tamam lan geliyorum. Bu sefer elimden kurtuluşun olmayacak. Elinde kalan azıcığı da alıp seni tamamen bitireceğim!" dediğinde ilk önce kimden bahsettiğini algılayamadım ama sonra aklıma Selvi'nin söyledikleri gelmişti.
"Leyla benim bir işim çıktı. İki saate kadar dönerim tamam mı güzelim?" dediğinde başımı iki yana salladım.
"Tamam değil Selim. Hiçbir yere gidemezsin. Bugün hep birlikte olacağız demiştik. İşin oğullarımızın doğum günlerinden daha mı önemli?"
"Değil tabiki güzelim ama bu iş bugün bitmek zorunda. Hadi hoşçakal." deyip saçlarıma öpücük kondurduktan sonra hızla aşağı indi. Arkasından sesleniyordum ama bana aldırmıyordu bile.
Arabasına binip hızlıca gittiğinde hırslarına yenilmemesi ve sağ salim eve geri dönmesi için dua etmekten başka elimden bir şey gelmiyordu.
Bahçeye geri döndüğümde herkes bir terslik olduğunu anlamış gibi yüzüme bakıyordu. Selma anne Selim'i sorunca işinin olduğunu söylemek zorunda kalmıştım.
Sanırım yüzüm çok kötü görünüyor olmalı ki Yiğit sürekli beni güldürmek için çabalıyor çocukluk anılarımızdan bahsediyordu. Tabi aklım tamamen Selim de olduğu için söylediklerinin yarısını anlıyorsam gerisini duymuyordum. Boğazıma bir yumru oturmuş benim huzurlu hissetmemi engelliyordu.
Elimde sıkı sıkıya tuttuğum telefonum titrediğinde hemen ekrana baktım. Selim arıyordu. Daha gideli çok olmamıştı işlerini halledip geldiğini mi söyleyecekti acaba? Daha fazla bekletmeden hemen cevapladım.
"Selim! Nerdesin sen! Öldüm meraktan! Geliyorsun değil mi?"
"Leyla güzelim" dediğinde ses tonundan anlamıştım bir şeyler olduğunu ama üzerine kondurmak istemiyordum.
"Selim cevap ver! Geliyorsun değil mi?"
"Leyla'm tabiki geleceğim ama olur da gelemezsem seni her şeyden çok sevdiğimi sakın unutma tamam mı?"
"Selim beni korkutuyorsun. Nerdesin sen?" dediğimde sesim titriyordu. Ama Selim cevap veremeden keskin bir fren sesi doldurdu kulaklarımı. Daha sonra da çarpışma sesleri.
"Selim! Selim ne oluyor!"
"Selim beni duyuyor musun?" diye hayrıyordum ama hiçbir şekilde Selim'den yanıt alamıyordum.
Sesler kulaklarıma dolarken bir süre sonra hat kesilmişti. Yaşlar gözlerime hızla dolarken tüm duyguları aynı anda yaşıyordum.
Salonda göz göze geldiğim Selim'in fotoğrafı ile artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Tüm düşünceler aynı anda beynime dolarken dizlerim beni taşıyamadığı için yere çökmüştüm. Bir şeyler yapmalıydım. Belki Selim şuan can çekişiyordu ama beynim durmuş bir haldeyken tek yapabildiğim Selim'in fotoğrafına sarılıp aynı şeyleri tekrar edip söylemekti.
"Ben de seni seviyorum Selim, ben de."
*Bölüm Sonu*
Yorumlar
Yorum Gönder