Tüm düşüncelerin aynı anda beynime hücum ettiğini, duvarlarımın yıkılarak korkularımı gün yüzüne çıkardığını an be an hissedebiliyordum. Ama tüm bunların içinde sadece bir tanesi en baskınıydı. 'Ya geç kaldıysam?'
Aras'ın 'bab bab' diyen sesi bana bu konuda hiç yardımcı olmuyordu. Abim beni sarsarken toparlanıp cevap vermem gerekiyordu ama sanki bu anı ben yaşamıyor, sadece uzaktan seyrediyordum.
Zar zor bulduğum sesimle 'Selim kaza' diyebildim sadece. Benim ağzımdan çıkacak kelimeleri merakla bekleyenlerin arasında olan Selim'in babası derhal telefona sarıldı. Bir süre sonra ne olduğunu öğrenmiş olacak ki "gidiyoruz" diyebildi o da sadece.
Apar topar kapıya doğru giderken "çocuklarım?" dedim. Onlar bile henüz aklıma gelmişti. Beni duyan Beren "ben ilgilenirim merak etme" deyip beni teskin etti. İçim rahat etmese de başka bir çarem yoktu. Şuan önceliğim Selim'di. Hepimiz arabada onun için dua ederken yol bitmek bilmiyordu sanki.
En son 'seni seviyorum' deyişi kulaklarımdan gitmiyordu. O bu kadar cesurken bir kez daha korkaklığıma ve aptal gururuma lanet ettim. Seviyordum işte ben de. Köpekler gibi seviyordum. Bunu kendime itiraf edebilmek için ille Selim'e bir şey mi olmalıydı?
Yaptıklarına rağmen her haliyle sevip sürekli affetmekten nefret ede ede seviyordum. En çokta bana olan sevgisini seviyordum. Beni babam bile tek kalemde silip atmışken onun her zaman yanımda olacağı güvenini bana vermiş olmasını ve daha bir çok şeyini seviyordum işte.
Hastaneye giriş yaptığımızda hemen acile koştum. Selim'i sorduğumda 'Selim'in ambulansta gelirken iki kez kalbi durduğunu şuan da iç kanamayı durdurmak zorunda oldukları için ameliyata aldıklarını' söylemişlerdi. Ama bize bilgi veren doktorun gözlerindeki umutsuzluğu görmem beni yıkmıştı.
Ameliyathanenin kapısında beklerken iki tane polis memuru Edim babaya bilgi vermek ve olayla ilgili soru sormak için gelmişlerdi. Selma anne çok kötü olduğu için diğerleri onunla ilgileniyor Ameliyat hanenin önünde sadece Edim babayla ben bekliyorduk.
"Geçmiş olsun, Selim Karahan'ın yakını sizler misiniz?" dediğinde Edim baba sadece başını sallamıştı. Bu olanların bir baba olarak onun için ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemiyordum.
"Amcacığım biz emniyetten geliyoruz. Mobese kayıtları incelendiğinde Selim bey'in karşısından hızla gelen araç sebebiyle direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kaza meydana gelmiş. Daha öncesinde de kimliği belirsiz iki araç tarafından Selim bey'in takip edildiğini tespit ettik. Düşüncemiz kazanın kasıtlı olabileceği yönünde, şüphelendiğiniz biri veya birileri var mı?" dediklerinde Edim baba "hayır benim bildiğim kadarıyla yoktu." dedi.
"Peki, biz Selim bey iyileşirse onun da ifadesini alıp soruşturmaya o doğrultuda devam edeceğiz. Geçmiş olsun tekrar." deyip gittiler. Onların ardından Edim babam bana dönüp "kim?" dedi. Gözlerinde yanan intikam ateşi beni korkutmuştu. Yeri geldiği zaman Selim'den bile daha yaman olabildiğini biliyordum. Yıllar önce babamın Edim amca ile ilgili anlattığı anılar aklıma geldiği zaman bu bakışlara sahip olan adamın o olduğunu daha iyi anladım.
"Bilmiyorum baba."
"Gelin hanım benim oğlum içeride yaşam mücadelesi verirken bunu yapan şerefsiz dışarda elini kolunu sallayarak geziyor! Sakın bana bilmiyorum deme! Efkan denen it yaptı değil mi?!" dediğinde başımı sallayarak onayladım. O da zaten anlayacağını anlamıştı bile. Telefonunu çıkarıp birini aradı.
"Bana çabuk Efkan Çağlayan denen şerefsizi buluyorsunuz. Hemen!" deyip kapattı. Çok geçmeden bulacaklarına emindim.
"Eğer bana o şerefsizin Selim'le hâlâ uğraştığını söyleseydiniz bunların hiçbiri olmazdı!"
"Baba ben de tam bilmiyorum ama Selim hallediyordu." dediğimde bana imayla "Evet gördük nasıl hallettiğini. Arslan sapanla avlanmaz." demişti.
Bunun üzerine daha fazla konuşmadan Selim'i beklemeye devam ettik.
Nihayet doktorlardan biri çıktığında o da son derece yorgun görünüyordu. Gözlerinin içine doğru baktığımızda ondan gelecek iyi haberi bekliyor olacağımızı anlamış olacak ki konuşmaya başladı.
"Selim bey'in iç kanamasını durdurduk. Bize ulaştığında kalbi iki kez duran birisi için ameliyat edilmesi oldukça riskliydi ama yapmak durumundaydık. Şuan için koma hali devam ediyor. Kaburgaları akciğerine zarar vermiş, boynunda ve sol omzunda da incinme söz konusu. Ayrıca iki ayağında da kırıklar var. Önümüzdeki 48 saat çok önemli. Uyandığında kazanın Selim bey üzerindeki etkilerini daha iyi belirleyebileceğiz. Biz elimizden gelini yaptık, artık bundan sonrası kaderin ve Selim beyin elinde. Metanetinizi koruyun ve bol bol dua edin. Uyanması en büyük temennimiz." diyerek yanımızdan ayrıldı.
Daha sonra ameliyathanenin kapısı tekrar açıldığında Selim'i sedye ile çıkarıyorlardı. Koşa koşa yanına gittiğimde doktorun kastettiği metanetin zerresi bile kalmamıştı bende. Selim'in güzel yüzü yara bere içindeydi ve çok kötü görünüyordu. Buradan bakınca kazanın şiddetini tââyyül bile edemiyordum.
Onu yoğun bakım yazan odaya aldıklarında biz dışarıda kalmıştık. İçeriyi gösteren camdan Selim'i izliyorduk. Onu ağzında hortum göğsündeki aletlerle bitkin bir halde yatıyor halde görmek bana hiç iyi gelmemişti. Çünkü o Selim'di kırardı yıkardı ama asla güçsüz görünmezdi. Ben bile olmayan gücümü çoğu zaman ondan aldığımı şimdi şimdi fark ediyordum.
Nermin hanımı arayıp çocukları sorduğumda arkadan sesleri geliyordu. Bu sefer ikisinin de huysuz ve huzursuz olduğunu söylemişti. Okula gittiğimde yaptığım gibi görüntülü aradığımda ikisi de pür dikkat bana bakıyordu.
Ben konuştukça onlar da kendi dillerinde meramlarını anlatıyor ellerini ekrana uzatarak bana ulaşmaya çalışıyorlardı. Hazar ellerini açıp kapayıp 'del del' dediğinde biriken göz yaşlarım yollarını kendiliğinden buldular.
Hepimiz ayrı ayrı perişan haldeydik. Nereden tutunacağımı ne yapacağımı bilemiyordum. En kötüsü de bunun bir kaza olmadığını bilmekti. Saçma sapan sebeplerle bu duruma gelmiş olmamız yakıyordu canımı.
Ertesi gün Selim'i görmemize kısa süre de olsa izin vermişler Selma anne ve Edim baba oğullarını görmüşlerdi. Şimdi de sıra bendeydi. Üzerimi giydirdikten sonra yoğun bakıma, Selim'in yanına geçtim. Ellerini tuttuğumda her zaman sıcacık olan elleri buz gibiydi.
"Selim" dedim, sanki beni duyacakmış gibi. Ama duysun istiyordum. Onun kocaman sevgisinin yanında küçücük kalan hislerimi bilsin ve güçlü bir şekilde gözlerini açıp bize geri gelsin istiyordum.
"Selim lütfen beni duyuyor ol. Sana yalvarıyorum beni ardında kimsesiz olarak bırakıp gitme. Senin sürekli bana sunduğun benim de elimin tersiyle ittiğim sevgine şuan öyle ihtiyacım var ki.
Bu kadar direttiğim, işleri zorlaştırdığım için affet beni Selim. Ama sen beni bilyorsun korkağın tekiyim ben. En başından beri seni sevmekten ölesiye korktum. İncinmekten korktum Selim. İçimde senin için tomurcuklanan her yeni filizi kökünden söküp attım. Çoğunda buna sen de yardımcı olsanda hepsi benim seçimimdi.
Seni seviyorum Selim. Sen uyanınca bunu binlerce kez dile getirmekten çekinmeyeceğim yemin ederim ama ne olur uyan.
Senin kadar büyük sevebilir miyim bilmiyorum ama senden özür dilerim Selim. Mehmet ile buluşup onunla seni bir an için bile olsa kıyasladığım için affet. Sen olsan asla bunu yapmadızdın biliyorum. Evliliğimiz sürecinde bana olan sadakatin hakkında sana güvenimin tam olduğunu bilmeni istiyorum." dedikten sonra gözyaşlarımı silip kalbinin üzerinden öptüm.
"Burası senin dedin. Eğer burası benimse ben yaşadığım sürece durmasın istiyorum Selim." deyip dudaklarına da kısa bir öpücük kondurup odadan çıktım. Ama çıktığımda artık kendimi daha fazla tutamamıştım. İçimde tuttuklarımın birazını olsun onunla paylaşmak ve gerçeklerle yüzleşmek beni fazlasıyla yormuştu.
Benim ağladığımı gören Selma anne bana kağıt mendille göz yaşlarımı silip sıkı sıkıya sarıldı.
"Ağlama kızım, güçlüdür benim oğlum. İyileşecek göreceksin. Hem kör öldü badem gözlü mü oldu. Hani sevmiyordun sen benim oğlumu?" diye takıldığında gözlerimi kaçırıp ağzımın içinde "seviyorum" diye mırıldandım ama duymuştu.
"Seversin tabi. Hem o da seni öyle çok seviyor ki daha önce birinin böyle sevdiğini ne gördüm ne de duydum. Onun dünyası sen ve çocuklarınız sizi bırakıp hiçbir yere gitmez." dedi.
Benim ona destek olmam gerekirken o yine anne rolüne bürünmüş beni de kanatlarının altına almıştı. Onun yaşadıklarını, üzüntüsünü benimkiyle kıyas dahi yapamazdım. Aras yada Hazar bu halde olsa Selma annenin yarısı kadar bile metanetli olamazdım sanırım.
Biz Selma anne ile oturmuş Selim ile ilgili anılarımızı paylaşırken karşıdan abim yanında kırklı yaşlarda bir kadınla bize doğru geliyordu. Ben abime soru soran gözlerle bakarken onlar çoktan yanımıza ulaşmışlardı bile. Kadın birden bire "geçmiş olsun kızım" deyip bana sarıldığında şaşırmıştım ve hâlâ kim olduğunu düşünüyordum. Acaba tanımadığım akrabalarımızdan biri mi diye düşünürken kadın sonunda kendini tanıtmaya karar vermişti.
"Merhaba Leyla kızım. Benim adım Türkan Özener. Tanışmak kısmet olmadı ama babanın eşiyim. Onları Yağız'dan öğrenince yanında olmak istedik." deyip göz ucuyla koridorun sonunu gösterdiğinde bir şoktan kurtulamadan diğerine girmiştim. Babam elleri ceplerinde başı öne eğik halde bekliyordu. Evlendiği kadına tekrar baktığımda içimde oluşan kıskançlığa engel olamadım.
Annemin yerinde artık bu kadın mı vardı? Neden onu buraya getirmişti?
Daha fazla bu ortamda kalamayacağımı hissedip güç almak için Selim'i izlediğim camın önüne gittim. Bu haldeyken bile sert çehresinden bir şey kaybetmemesine gülümsedim. Yoğun bakımda bile olsa Selim kendinden bir şey kaybetmiyordu. Onu izlerken biraz olsun sakinleşmiş ve gördüğüm şeyle mutluluğum iki katına çıkmıştı.
Selim parmaklarını hareket ettiriyordu.
*Bölüm Sonu*
Yorumlar
Yorum Gönder