Selim'in doktorları yıldırma politikası sonuç vermiş sonunda eve çıkmıştık. Bunun için Selim'e minnettardım çünkü hastane ve ev arasında mekik dokumak beni de çocukları da yormuştu. En azından artık hepimiz aynı çatı altındaydık.
Selim de bu arada hasta psikolojisine girmiş sürekli nazlanarak benden bir şeyler istiyordu. Gün içinde kaç kez Leyla dediğini artık sayamıyordum. Ama beni nasıl iyi tanıyorsa artık çığrımdan çıkmak üzere olduğumda bir şekilde gönlümü alıyordu.
Ben de ondan arta kalan zamanda gidemediğim okulumun derslerini telafi etmeye çalışıyor maket ödevim üzerinde uğraşıyordum. Tam en önemli kısmını yapıştıracağım sırada Selim'in bana seslenmesiyle yapıştıramadım.
"Leyla'm!"
"Efendim canım?" dediğimde Selim hülyalı hülyalı bana bakıyordu. Bir kelimemden bile etkilenebildiğini yeni keşfetmiştim.
"Yıkanmam lazım yardımcı olur musun?" diye sordu kelimelerini toparladıktan sonra.
"Olur hayatım." dedim sesimin sitemli çıkmasını engelleyerek. Onun iyi olması en birinci önceliğimdi ve şimdilik kendi ihtiyaçlarını tek başına gideremiyordu. Bıkkın bir tavır sergileyip benden çekinmesini istemiyordum. Zaten omuzu ve boynu iyileştiği için koltuk değneği kullanabiliyor beni çok da zorlamıyordu. Geriye sadece ayaklarını sarmak kalmıştı.
Banyoya geçtiğimizde Selim'i tabureye oturtup yavaş yıkamaya başladım. Uzamış saçlarını şampuanlıyor gerginleşmiş omuzlarını ovarak gevşemesini sağlamaya çalışıyordum. Ama içerdeki buhardan ter içerisinde kalmıştım. Giydiğim şort ve askılı bluz ikinci bir deri gibi beni sarmıştı. Selim'e baktığımda pür dikkat beni izlediğini gördüm.
Banyoya geçtiğimizde Selim'i tabureye oturtup yavaş yıkamaya başladım. Uzamış saçlarını şampuanlıyor gerginleşmiş omuzlarını ovarak gevşemesini sağlamaya çalışıyordum. Ama içerdeki buhardan ter içerisinde kalmıştım. Giydiğim şort ve askılı bluz ikinci bir deri gibi beni sarmıştı. Selim'e baktığımda pür dikkat beni izlediğini gördüm.
"Sen bu halde mi kalacaksın?" deyip üzerimdeki kıyafetleri gösterdi.
"Senden sonra ben de duş alıcam Selim." dediğimde beni aniden kucağına doğru çekti.
"Suyu israf etmemize hiç gerek yok güzelim. Hem bu yarı kötürüm kocan hâlâ seni mutlu edebilir." deyip dudaklarıma uzandı. Biraz bu anın tadını çıkartıktan sonra kendimi geri çektim.
"Kimin daha mutlu olacağı konusunda endişelerim var Selim. Daha tam iyileşmedin be adam, azıcık uslu dur yerinde. Hem o üzerinde orurduğun tabureye güvenme pek de sağlam görünmüyor." dediğimde "ama klozet sağlam görünüyor" demiş, sonra yine kazanan Selim olmuştu. Asla yapmam dediğim her şeyi bana yaptırmayı başarabiliyordu.
Şimdi ikimiz de yatağımızda yüzümüz birbirimize dönmüş bir şekilde birbirimizi izliyor dokunarak yeniden keşfediyorduk. Yüzündeki yaraları tek tek okşuyordum. Sanki iyileştirebilecekmişim gibi.
"Onları kapatamaz mısın? Ben oğullarımı görmek istiyorum artık." dediğinde neden daha önce aklıma gelmedi diye kendime kızmıştım. Yataktan makyaj malzemelerimi almak için çıkmamla Selim'in boğuk bir sesle arkamdan seslenmesiyle gülümsememe engel olamadım.
"Bir de üstüne bir şeyler giy artık. Yoksa bütün gün bu odadan çıkamayacaksın Leyla'm!"
•••
Üzerimi giyindikten sonra elime geçen bütün kapatıcı özellikli makyaj malzemelerimle yatağa geri döndüğümde Selim şok olmuş gözlerle bir bana bir de yatağa yığılmış malzemelere bakıyordu.
"Leyla'm sana altı üstü yüzümdeki yaraları kapat dedim, bana yeniden bir yüz yap demedim ki. Bunlar ne Allah aşkına! Hepsini kullanıyor musun sen bunların!"
"Abartma Selim bunlar daha en temel şeyler. Hepsini görsen vereceğin tepkiyi tahmin bile edemiyorum."
"Sanırım yapacağım ilk iş kartını kozmetik alışverişine kapatmak olacak güzelim." dediğinde sözlerine alınmıştım.
"Kapatırsan kapat Selim hatta al hepsi senin olsun. Ben kendi paramı kazanabilirim." dedim küskünce. Bana baba parasını çar çur eden zengin liseli ergen kız muamelesi yapması canımı sıkmıştı.
"Şşt küsme bana. Sadece şaka yapmak istedim ama biraz tatsız oldu sanırım. Kendi param ne demek Leyla'm? Ben kimin için çalışıyorum? İstersen hepsini son kuruşuna kadar harca gıkım çıkmaz." dediğinde yine gönlümü almayı bilmişti. "Hadi sür bakalım şunları yüzüme oğullarımı göreceğim daha." dediğinde hevesle işe koyuldum.
Önce baz, sonra kapatıcı, fondöten ve pudra sürdükten sonra olmuştu sanırım. Sadece dudağının kenarındaki yara tam olarak kapanmamıştı.
Ben bu çok aşamalı işi yaparken Selim de sabırla bekliyor, pür dikkat beni seyrediyordu.
"Ya hayatım böyle ruh gibi oldun sanki, yanakları da biraz pembeleştirsek mi ha ne dersin?" dediğimde Selim benimle polemiğe girmek istememiş olacak ki gözlerini devirmişti.
"İnsan karısına göz mü devirirmiş. Ne ayıp. Hiç yakıştıramadım. Yirmi yedi yaşındasın. Oluyor mu böyle?" diye dırdır yapıp bir yandan da eşyaları topluyordum. Selim de benim söylenmelerime kahkaha atıyordu. Onun bu erkeksi sesini her duyduğumda kalbimde oluşan depremleri bilse böyle gülmeye devam eder miydi acaba? Bu adam cidden kalbe zarardı.
Odadan çıktığımda ikizlerin ağlama seslerini duymamla telaşla salona indim. Belgin ve Nermin hanım ikisini zor zapt ediyordu. Hazar elinde peluş arabasını sıkı sıkıya tutuyor Aras da ona uzanmaya çalışıyordu. Yine bir oyuncak krizi yaşıyorduk anlaşılan. Aldığımız her şeyi iki tane almamıza rağmen yine de bu durumdan kurtulamıyorduk. Belgin hanım Aras'a Hazar'ın elindeki oyuncağın aynısını veriyor yine de benim oğlum inatla onu istemeye devam ediyordu. Selim kaza geçirdiğinden beri en uysal oğlumu bile tanıyamaz olmuştum.
Yanlarına gittiğimde bu sefer ikisi de deminki oyuncak kavgalarını unutmuş kucağıma gelmek için çırpınmaya başlamışlardı bile. Ben de bekletmeden ikisini de kucağıma aldım.
"Hadi bakalım, baba bizi bekliyor." deyip mis kokulu saçlarından öptüm.
Belgin ve Nermin hanımın yardım tekliflerini reddettim. En azından odaya kadar taşıyabilirdim. Odaya doğru adımlarken onlar da kendilerini koltuğa bırakmışlardı. Baya yorulduklarını tahmin edebiliyordum.
Odaya geçtiğimizde Selim sırtını yatak başlığına dayamış bizi bekliyordu. Göz göze geldiğimizde yüzü aydınlanmıştı. Çocukların yüzü bana dönük olduğundan hâlâ babalarını görmemişlerdi. Onları Selim'in kucağına bıraktığımda yüzlerinin aldığı şekil çok komikti. Önce şaşırmışlar sonra neşeli bir halde babalarıyla oyun oynamaya başlamışlardı.
Hazar parmağını Selim'in yüzündeki yarasına bastırdığında istemsiz yüzü ekşimişti. Daha sonra parmağını yaradan çekip "fuff" dediğinde hayretle onu izliyorduk. Aras da Hazar'ın dediğini duymuş ve görmüş olacak ki o da yaraya parmağını dokundurup durmadan "bab fuf" gibi şeyler söylemeye başladı.
"Leyla'm bizim çocuklar biraz fazla mı zeki yoksa bana mı öyle geliyor?" demişti Selim onların bu hallerine şaşırarak. Ama ben de ondan farksız değildim.
"Bilmiyorum ki Selim. Kıyas yapabileceğim kimseyi tanımıyorum. Ama senin oğulların. Şaşırmamak lazım." dediğimde keyiflenmişti. Ama söylediklerimin arkasındaydım. Selim gerçekten çok zeki bir adamdı.
Akşama kadar odada vakit geçirmiştik. Ne onlar bizden ayrılıyor ne de bizim onlardan ayrılmaya gönlümüz el veriyordu. Hatta dördümüz birden aynı yatakta uyuyakaldığımızda en huzurlu uykulardan birini yaşamıştım. Uyandığımda Selim hâlâ ilaçların etkisiyle derin uykusuna devam ederken ikizler de babalarının göğsünde uyuyorlardı. Acıktığımı hissettiğim için sessizce yanlarından ayrıldım. Mutfaktan çok güzel yemek kokuları geliyordu.
Selim için ilik suyuyla yapılmış çorbaya kadar her şeyi düşünüp hazırlamışlardı. Onlar olmasa ne yapardım hiç bilmiyordum. Kapımız çalındığında ben bakmaya gittim. Beren ile kardeşim Yiğit gelmişti. Onun bu aralar bize sık sık gelmesine sevinsem de altında yatan nedenleri sorgulamadan edemiyordum.
"Hoşgeldiniz, çabuk geçin. Dışarısı buz gibi." deyip içeri aldım.
"Senin bu kardeşin soğuktan, laftan anlıyor mu ki Leyla. Sabahtan beri ablama gidelim diye yedi beni. Okulun açılmadı mı senin?"
"Çok sağol Beren, iki dakika da sattın. Ne yani ablamı, eniştemi, yeğenlerimi özleyemez miyim?"
"Özlediysen beni kullanma canım. Kalkıp kendin gel." demişti Beren. Yiğit ona karşı cevap verecekken bakışlarımla susmasını işaret ettim. Bu neydi böyle canım. Geldiklerinden beri tartışıyorlardı.
"Tekrar hoş geldiniz ama evimde tartışma istemiyorum anlaştık mı?" dediğimde ikisi de somurtuk bir şekilde başlarını sallamak zorunda kaldılar. Daha sonra biz Beren ile koyu bir sohbete girerken gözlerim ara ara Yiğit'e takılmadan edemiyordu. Sürekli mutfak tarafına bakıyor sanki birini bekliyormuş gibi davranıyordu.
"Hayırdır ablacım kime bakınıp duruyorsun sen sabahtan beri öyle." dediğimde Yiğit elini ensesine götürerek konuşmaya başladı. Yalan söyleyecekti. Farkında değildi ama ne zaman yalan söyleyecek olsa ensesini kaşırdı Yiğit.
"Kime bakınıcam abla ya, eniştemle yeğenlerimi bekliyorum. Akşam oldu. Daha uyanmadı seninkiler." dediğinde tek kaşımı kaldırdım. Bu ona inanmadığım anlamına geliyor, Yiğit de gayet iyi biliyordu. Ben öyle yapınca gözlerini kaçırmasından yalan söylediğine bir kez daha emin olmuştum. Nedenini daha sonra öğreneceğimi aklıma not edip Beren ile olan sohbetimize geri döndüm.
"Ee anlat bakalım Leyla hanım maşallah Selim ile aranızdan su sızmıyor. İyice aşk kuşları gibisiniz. Geldiğimden beri Selim de Selim. Ağzından başka kelime çıkmadı. Baksana adını söylememle bile ağzın kulaklarına vardı."
"Ne diyebilirim ki Beren. Kocama aşığım o da bana. Sevilmenin keyfini çıkarıyoruz. Kendimi sanki Selim ile yeni evlenmişim gibi hissediyorum. Sanki gözümde bir perde varmış da yeni kalkmış gibi."
"Kız tanımasam Romeo'dan bahsediyorsun zannedeceğim. Ayı anacım senin kocan. Hiç anlattıklarınla onu bağdaştıramıyorum." dediğinde bozulmuştum. Selim'e benden başka kimse o türden kelimelerle hitap edemesin istiyordum.
Cevap vereceğim sırada Miray eve gelmiş doğrudan annesinin kaldığı odaya yönelmişti. Gözlerindeki kızarıklıktan ağladığı anlaşılıyordu. Birazdan yanına gidip ne olduğunu öğrenirdim. Büyük ihtimalle konu yine Serkan'dı.
"Leyla ne oldu kuzu daldın?" demesiyle Beren'e yöneldim.
"Aklıma bir şey geldi de. Evet ne diyorduk? Seviyorum işte kocamı. Ayı da olsa Hanzo da olsa seviyorum. Sen kendinden haber ver yok mu birileri?" deyip konuyu değiştirdim.
"Ahh nerde. Bakma sen bana. Herkes senin gibi şanslı değil malesef." dediğinde içim burkulmuştu. Yıllarca tek istediği sadece sevilmekti ama karşısına hiç doğru dürüst biri çıkmamıştı bir türlü. Gözlerim odayı turlarken Yiğit'i görememiştim.
"Beren Yiğit'i gördün mü? Nereye gitti?"
"Hiç görmedim canım." dediğinde ona bakmak için salondan çıktım. Aklıma bir yer geliyordu ama umarım orda değildir diye umut edip önce bizim odamıza çıktım. İçeri girdiğimde üçü de uyanmış oyun oynuyorlardı. Selim geldiğimi hemen farketmişti bile.
"Annesi biz acıktık. Yemek hazır mı? Bu aslanlar beni yiyecek yoksa. Sabahtan beri her yerimi ısırdılar." dediğinde Selim'in yüz ifadesine kahkaha attım. Oğullarımızın ısırmayı çok sevdiğini yeni öğrenmişti sanırım. Onlara yemeğin hazır olduğunu söyledikten sonra Yiği'e bakmak için alt kata indim. Nermin hanımın ara sıra kaldığı odanın önüne geldiğimde içerden hiç ses gelmiyordu. Kapıyı tıklatıp yavaşça içeri girdiğimde korktuğum başıma gelmişti işte. Yiğit ve Miray kendilerinden geçmiş bir şekilde öpüşüyorlardı. Gördüğüm manzara karşısında tüm sinir hücrelerim beynime doğru hücum etmeye başlamıştı.
"Ne oluyor burda!"
*Bölüm Sonu*
Yorumlar
Yorum Gönder