Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 37

Miray'dan
Serkan bütün gün ablasının yanında olacağını söylediği için kaç zamandır ihmal ettiğim arkadaşlarımla kız kıza vakit geçirmek için sözleşmiştik. Her zaman Serkan'ı önceliğim yapmanın burukluğunu yaşıyordum. Arkadaşlarımla onun arasındaki dengeyi bir türlü sağlayamamış olmak beni üzmüştü.
Keyifli sohbetimiz ilerlerken Yeliz yeni başlayan ilişkisini anlatıyor, çocuğun Yeliz'in peşinden nasıl koştuğunu, onun için yaptıklarını birinci ağızdan dinliyorduk. Anlattıkları o kadar tanıdıktı ki. Serkan'la ben de tıpkı böyleydik. Sık sık beni mutlu edecek sürprizler yapıyor her fırsatta beni ne kadar çok sevdiğinden bahsediyordu.
Ama son iki aydır sanki bir şeyler benim iteklememle ilerliyor en ufak şeyde ilişkimiz tökezliyordu. Onun yanında sürekli kendimi yetersiz ve değersiz hissetmeye başlamıştım ama yine de ondan vazgeçemiyordum. Bu bir süreç ve düzelecek diyordum kendi kendime. Aslında bu yaptığımın kendimi kandırmaktan başka bir şey olmadığını çok yakın bir zamanda anlayacaktım.
Telefonumun titremesiyle Aycan'ın bana fotoğraf gönderdiğini gördüm. Yüklenirken içimi yiyor göreceklerimden korkuyordum.
Nihayet fotoğraf açıldığında bana tüm gün evde olacağını söyleyen Serkan'ın, karışık arkadaş gurubuyla bizden iki sokak ötedeki kafede gayet keyifli bir şekilde oturduğunu gördüm. Benim yanımda nemrut bir suratla gezen adamın başkalarına gülücük dağıttığı görmek içimde bir yerleri taşırmıştı. Artık bugün bazı şeylerin dönüm noktası olacaktı.
Kızlara ne olduğunu söylemeden alelacele vedalaşıp Serkan'ın olduğu yere doğru adımlamaya başladım. Yolda ona söyleyeceğim her şeyi aklıma yazıyor sanki o karşımdaymış gibi kavga ediyordum.
Nihayet kafenin önüne geldiğimde sinirden elim ayağım titriyor, içimden lütfen beni ikna edecek geçerli bir bahanesi olsun diye sürekli dua ediyordum.
Serkanların olduğu masayı tarayan gözlerim çok geçmeden aradığını bulmuş fotoğraf ta gördüklerimin canlısını yaşatmışlardı bana.  Derin bir nefes alıp yanlarına gittim. Erkeklerden sadece ikisini kızlardan hiçbirini tanımıyordum. Beni farkettiklerinde bu kim dercesine birbirlerine bakıyorlardı. En son farkeden ise Serkan olmuştu.
Beni görünce an be an değişen ve asılan yüzü diken olmuş yüreğime batıyordu. Eskiden beni on dakika görebilmek için kırk takla atan adamın yerinde yeller esiyordu.

Kendini toparladıktan sonra arkadaşlarına bir şey söylemeden elimden tutup dışarı çekiştirmeye başladı
Kendini toparladıktan sonra arkadaşlarına bir şey söylemeden elimden tutup dışarı çekiştirmeye başladı. O an bile ellerinin ellerimde olmasından mutluluk duymam tamamen benim aptallığımdı.
"Sen ne yapmaya çalışıyorsun Miray! Beni mi takip ediyorsun! Kalkıp buraya gelmek ne demek! Amacın ne senin!" diye kükrediğinde bu kadar aptallık yeter deyip ipleri elime almam gerektiğini söylüyordum kendi kendime.
"Seni takip ettiğim falan yok tamam mı! Ben sadece bana tüm gün evde ablasıyla olacağını söyleyen sevgilimi dışarıda görüp yanına geldim hepsi bu. Sen söyle! Bana neden yalan söyledin!"
"Senin yüzünden. Yoksa kim onlar falan diye başlayıp beynimi yiyecektin." demesiyle hayal kırıklığıyla dinliyordum söylediklerini.
"Ya kendini masum çıkarmak için beni ortaya atma Serkan! Amacın ne senin! Neden böyle yapıyorsun! Son zamanlarda neden bana böyle uzaksın!"
"Off belli değil mi Miray. Sence de ilişkimiz aşırı sıradanlaşmadı mı? Söylemek için sınavlarının bitmesini bekliyordum ama madem gerçekleri duymaya bu kadar meraklısın söyleyeyim o zaman. Sıkıldım anlıyor musun, boğuluyorum artık."
"Ben mi seni boğuyorum? Allah'ım kafayı yicem! Aylarca peşimde sen dolaşmadın mı! Beni bu ilişkiye sen ikna etmedin mi! Ne oldu da böyle yüz seksen derece değiştin!" deyip derin bir nefes aldım. Malum soruyu sormak için biraz daha güçlü olmalıydım. "Biri var değil mi?" dedim daha düşük perdeden çıkan sesimle.
"Bu yani. Benim sana ilgim, sevgim kendiliğinden bitmiş olamaz değil mi. Başka biri falan yok! Kafanda kurma. Evet dediklerinin hepsi doğruydu ama artık o hislerin hiç biri yok bende. Ben abim gibi tek bir kadına aşkla bağlı kalacak bir adam değilmişim. Sen de gördün. Denedim ama olmuyor Miray." dediğinde başım uğulduyor kalbime binlerce balyoz darbesi aynı anda iniyordu.
"Peki" dedim son gurur kırıntılarımla. "Ama bunun asla geri dönüşü olmayacağını bil Serkan." deyip bir şey söylemesine izin vermeden arkamı dönüp gittim. Belki ağlayacaktım, belki üzülecektim ama bir daha asla arkama dönüp bakmayacaktım.
***
Bakmamıştım da. Ta ki ayrılığımızın birinci ayında kafamı dinlemek için gittiğim sahilde onu başkasıyla el ele görene dek.
Kendimi bu görüntüye alıştıracağıma dair bir aydır telkin ediyordum ama ne kadar hazırım dersem diyeyim yaşamak hayal etmekten çok daha ağırdı. Ona da bana baktığı gibi bakıyor, en önemlisi benim yanımda olmadığı kadar mutlu görünüyordu.
Bu görüntüye daha fazla katlanamayacağımı anladığımda önüme gelen ilk taksiye binmiştim. Nereye gideceğimi bir süre kafamda tarttıktan sonra annemin çalıştığı yere gitmeye karar verdim. Belki Yiğit yine orda olurdu. Son zamanlarda onun arkadaşlığı benim için çok kıymetli olmuştu. Çünkü yanında kendim olabiliyor, içimden geldiği gibi davrandığımda beni yargılamayacağını biliyordum. En önemlisi onun yanında huzurlu hissediyordum.
Taksiden indiğimde artık patlayacak gibi hissettiğim için daha fazla kendimi tutamadım. Ayrıldığımızdan beri arka plana attığım her şey bugün gün yüzüne çıkmıştı. İçeri girdiğimde kimseyi gözüm görmeden direkt annemin odasına geçtim. Ama ağladıkça daha çok ağlayasım geliyor ve kendimi durduramıyordum.
Kendimi o kadar soyutlamıştım ki Yiğit'in odaya geldiğini beni kendine çekene kadar hissetmemiştim bile. Başımı omzuna gömdüğümde elleri saçlarımdaydı ve söylediği ilk cümle "Öğrendin değil mi?" oldu.
Konuşamayıp başımı salladığımda cevabını almış. Ağlamam biraz daha durulduğunda yüzümü ellerinin arasına alıp gözlerinin içine bakmamı sağladı. Diğer eliyle de göz yaşlarımı silerken hipnotize olmuş gibiydim. Gözlerinden geçen duyguları an be an görebiliyordum.
"Bana bak prenses, ağlamak yok tamam mı? Sen çok değerlisin ve inci tanelerin aptal bir adamın arkasından heba edilemeyecek kadar değerliler. Aslında sen de onu sevmiyorsun. O ayrılmasa sen bitirecektin büyük ihtimal. Sadece haksızlığa uğradığını düşünmek seni yaralıyor, ve bu kesinlikle aşk değil güzellik." dediğinde haklılığı karşısında bir şey diyemedim. Şuncacık zamanda beni benden daha iyi tanımıştı.
Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdıktan sonra "Bir daha ağlamak yok tamam mı?" dedi. Gözlerindeki merhamet ve sesindeki sıcaklık içime işlemişti ve o an asla yapmamam gereken bir şey yapıp onu öpmeye başladım. Onun da bana karşılık vermesi çok uzun sürmemişti.
Yanlış yaptığımı biliyordum ama malesef ki bu yanlış çok iyi hissettiriyordu. Bu yüzden dakikalardır birbirimizden kopamamıştık.
Leyla ablanın "Ne oluyor burda" demesiyle az önce önemsemediğim her şey hızlı bir tokat gibi yüzüme vurmaya başlamış Yiğit'i hemen kendimden ittirmemi sağlamıştı. Utancımdan başımı yerden kaldıramıyordum.
Ama ben böyleyken Yiğit hiç beklemediğim bir şey yapıp sımsıkı bir şekilde güç verircesine elimi tuttu. Leyla abla da en az benim kadar Yiğit'e şaşırmış gibi görünüyordu. Ağzını açıp bizimle konuşacağı sırada Selim abinin ona seslenmesiyle "Sonra görüşeceğiz." deyip çıkmıştı.
O gittikten sonra ikimiz de şaşkın şaşkın birbirimize bakıyorduk. İster istemez "Şimdi ne yapacağız?" sorusu çıkmıştı ağzımdan.
"Şöyle yapacağız prenses. Bu eller bir daha asla birbirinden ayrılmayacak."
"Ama Yiğit!" dediğimde beni konuşturmamıştı bile.
"Biliyorum güzellik bir ilişki falan istemiyorsun, az önce başka biri için omzumda ağladını da unutmadım ama izin ver. Yaralarını sarmama ve mutlu olmamıza izin ver." dediğinde bana kalan sadece onu onaylamak olmuştu.
Leyla'dan
Hâlâ aklım almıyordu. Kardeşimle Miray dudak dudağa. Hem de benim evimde. Olacak şey değildi! Hem Miray Serkan'la birlikte değil miydi? Onu kardeşimle mi aldatıyordu şimdi?
Sorularımın cevabını bugün alamayacak olmanın gerginliği çökmüştü üzerime. İkisi de yemekten sonra kaçar gibi gittikleri için cevapları bir süre daha bekleyecek gibi görünüyordu. İçimden bir ses kardeşimin yanlış bir şey yapmayacağını söylese de yine de rahatlayamıyordum. Böyle yatakta sabaha kadar debelenmiş durmuş ne ben uyumuş ne de Selim'i uyutmuştum. Zaten çocukların bizimle uyumasını istemediğinden sinir olmuş vaziyetteydi bir de üzerine ben de uykusuzluk eklemiştim.
O sabaha karşı daldığında ben hâlâ gözümü bile kırpmamıştım. Uyuyamayacağımı anladığımda proje ödevimle uğraşmaya karar verdim. Ne kadar yoğunlaşmışsam sabah olduğunu Hazar'ın ağlamasıyla fark etmiştim. Diğerlerini de uyandırmaması için kucağıma alıp odadan çıktım. Bezini değiştirdikten sonra Aras'ın da uyanmasını beklemeden karnını doyurdum. En az bir saate kadar uyanmazdı benim uykucu oğlum.
Saat sabah dokuz buçuk olduğunda Selim'in dün bahsettiği asistanı gelmişti. Selim biriken çok iş olduğu için onu buraya çağırıp bitirmeyi daha uygun görmüştü. Tahminlerime göre alçılı ayaklarıyla işe gidip güçsüz görünmek istemiyordu. Güvenliğe içeri alması için talimat verdikten sonra karşılamak için dışarı çıktım.
Kapıyı açtığımda son derece alımlı bir kadın karşımdaydı. Şimdi bunlar aynı odada akşama kadar çalışacaklar ve benim de okul da içim içimi yemeyecek miydi öyle mi?
İçim içimi yiye yiye içeri davet edip Selim'i uyandırmaya gittim. Bilmiyordum benim hayal ürünüm müydü ama kadından görür görmez kötü elektrik almıştım.
Selim'i uyandırıp üzerini değişmesine yardımcı olduğumda ona en yakışmayacak kıyafetleri bulmaya çalıştım ama pek başarılı olduğumu söyleyemeyecektim. Her giydiği yakışıyordu ayrı bir hava katıyordu bu adama.
O kadın hakkında sorular sormamak için karşısında kıvranıyordum bu kadar kıskandığım için kendime hayret ediyordum. Bana öyle yabancı duygulardı ki bunlar. Bu yüzden en iyisi düşünmemek diye üzerimi giyinip okula geçtim.
Ama bir türlü derse adapte olamıyordum. Bugün de önceden çok sevdiğim kaydımı dondurup geri geldikten sonra bana acayip zıt giden hocanın üst üste dersi vardı. Ne zaman yanına bir şey söylemek için gitsem konuyu bir şekilde benim evliliğime getiriyor motivasyonumu al aşağı ediyordu.
Bünyem üst üste bu kadar gerginliği kaldıramayacağından biraz sahilde oturup doğru eve gittim. Ben gelirken Selim'in asistanı da gidiyordu. Başımla hafif bir selam verip içeri geçtim.
Selim bu arada televizyondan haberleri izliyordu. Yanına gidip oturduğumda kısa bir sohbet etmiş geri sessizliğe gömülmüştük. Bu böyle olmayacağı için ben de bir yerden başlamaya karar verdim.
"Selim bu asistanın yeni mi?"
"Hayır Leyla'm neredeyse Türkiye'ye döndüğümden beri aynı asistanla çalışıyorum." dediğinde yüzüm düşmüştü.
"Yani o sence de asistan olmak için çok güzel değil mi?" dediğimde ağzımdaki baklanın birazını çıkarmıştım.
"Evet bence de Leyla'm. Güzel bir asistanım var." dediğinde elimdeki yastığı kafasına fırlattım. Adam ciddi ciddi benim dediklerimi onaylamıştı! Üstüne üstün daha bir de utanmadan gülüyordu!
"Ahh güzelim sabahtan beri bu yüzden kıvrandığını anlamadığımı mı sandın? Ama ne yapayım kıskanman çok hoşuma gitti."
"Evet kıskandım oldu mu! Kocamsın bugüne bugün! Ya özellikle mi yapıyorsun. Öyle asistan mı olur çıldıracağım!" dediğimde "Evet özellikle onun asistanım olmasını istedim." dedi ciddi bir şekilde.
"Neden?"
"Çünkü güzelim onun güzel olduğunu biliyorum ve bana karşı ilgisinin olduğunu da. Ama ne kadar güzel olursa olsun kimse benim gözümde senden güzel görünmüyor, o kadın da her gün bana bunu ispatlıyor. Ve bir de bir gün onunla karşılaşıp beni böyle kıskanmanı istemiş olabilirim." dediğinde mest olmuş şekilde gözlerinin içine bakıyordum. O an ne söylesem az gelecekmiş gibiydi. Bu yüzden ben de en kolay olanını seçtim.
"Seni seviyorum Selim."
"Sana ölüyorum Leyla'm."

*Bölüm Sonu*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım. "Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor." "Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum. "Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?" "Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor." "Biraz dah...