Bu bölüm geçiş bölümüdür, artık olaylara yavaş yavaş başlıyoruz.
Selim bahçede otururken gözleri Leyla'nın üzerindeydi. Bu iki ay içinde onu defalarca çileden çıkarmış olduğunun farkında olsa da umursamıyordu. Güzelini bakan her gözden kıskanıyordu. Onu sevmesi için daha yumuşak davranmalıydı belki ama Selim'e sevmek de sevilmek de oldukça yabancıydı. Daha yeni yeni tanıştığı duygularıyla baş edemiyordu. Leyla'sını sonsuza kadar kendinin yapacaktı. Onu görmeden kokusunu almadan sanki nefes alamıyordu.
Leyla arkadaşları ile gülerken Selim de kendini sırıtırken buldu. sonra aklına gelen şeyle kaşlarını çattı, gördüğü güzelliği kimse fark etmesin istiyordu. Bu yıl okulu bitiyordu. Leyla'ya güzel bir sürprizi olacaktı, geçenlerde tesadüfen öğrendiği şey onu keyiflendirmişti. Onun için ne iyiyse onu yapacaktı. Gerekirse iki işte çalışacak gecesini gündüzüne katacak güzeli ile geleceklerini kendi emeği ile hazırlayacaktı. Çünkü yapmayı düşündüğü şeyler için maalesef ki para gerekiyordu. Babasından para isteyecek de değildi.
Eğer işler istediği gibi giderse Leyla'sına kavuşması işten bile değildi. Haftaya ilk adımı atacak olmanın heyecanıyla Leyla'sını seyre devam etti.
***
Hafta sonu Leyla'nın canı çok sıkılıyordu. Elif yine kendini derse vermiş sinema teklifini geri çevirmişti.
Yiğit yanına gelip ''abla biraz kendime kıyafet alacağım seninle birlikte AVM'ye gidelim mi?'' dediğinde gözleri ışıldamıştı. Çünkü en son ne zaman dışarı çıktığını hatırlamıyordu bile. ''Olur sonra da sinemaya gidelim izlemek isteğim bir film var korkma romantik değil'' dediğinde Yiğit gülerek onaylamıştı.
Avm'ye geldiklerinde hızlıca Yiğit'e birkaç bir şey almışlardı bile. Erkeklerin giyimi gerçekten de çok kolay ve rahattı. Bir gömlek bir t-shirt bir deri ceketle çok şık olabiliyorlardı. Kardeşi de yakışıklıydı hani. Şimdiden boyu gayet uzundu. Yakışıklı olduğunun farkında olması ve yaptığı ukalaca şımarıklıklar bile kardeşine yakışıyordu.
Birlikte sinemadan çıktıktan sonra gülerek kol kola çıkışa ilerliyorlarken kızların kıskanç bakışları Leyla'yı daha da keyiflendiriyor, onlara inat yaparmışcasına kardeşine daha çok sırnaşıyordu. Şakalaşarak yürürlerken ikisi de mutluydu. Ta ki Selim'i karşılarında görene kadar.
Leyla yine onunla karşılaşmış olmanın mutsuzluğunu yaşarken Selim hızla yanlarına gelip ikisini ayırdıktan Yiğit'in yüzüne yumruğu geçirmişti bile. ''Kimsin lan sen ne geziyorsun Leyla'nın yanında! Leyla benim, o benim anladın mı!" diyerek birbirlerini tartaklarken çevredekiler Selim ile Yiğit'i zar zor ayırmışlardı.
Leyla hışımla Selim'in önüne gelip tüm sinirini kusarcasına yüzüne bakmaya başladı. Yetmişti artık aylardır yaptıkları. Susmayacaktı artık. Onun yüzünden bir rahat nefes alamıyordu. Sürekli bir yerlerden çıkıp gelecek korkusu canına tak etmişti.
''Ne yapıyorsun sen! Kardeşim o benim gerizekalı! Uzak dur benden, hiçbir şeyim değilsin, sevgilim dahi olsa seni ne ilgilendirir ha ne ilgilendirir! Aylardır yaptıklarını görmezden geliyorum ama yeter, burama kadar geldi! Uzak duracaksın tamam mı, benden uzak duracaksın!''
Selim bir an afallasa da kendinden ödün vermedi. Onu neredeyse soluduğu havadan dahi kıskanan biri için kolunda gördüğü adamın kardeşi olması obu rahatlatmıyordu. Sadece Leyla'yı üzmüş olması canını sıkıyordu.
''Sana sen benimsin dedim Leyla'm bu ne kadar çabuk kabullenirsen senin için o kadar iyi olur. Ayrıca kardeşin olması da zerre umrumda değil seni hiçbir herifle yan yana görmeyeceğim anladın mı beni?''
Leyla ''hastasın sen, ruh hastasısın'' dedikten sonra kardeşinin durumunu tarttı. Yüzündeki birkaç kızarıklık haricinde fiziksel olarak bir sorun görünmüyordu. Çabuk müdahale edildiği için Selim Yiğit'te çok zarar verememişti.
Yiğit'in sorgulamalarını geçiştirmiş rahatsızın biri işte boşver ben hallediyorum demiş, daha fazla soru sormasını engellemişti. Yiğit ablasının cevabından hoşlanmamış olsa da şimdilik çok üzerinde durmamaya karar vermişti. Kavga ettiği adamı düşününce ablasına olan sevgisini anlamaması için aptal olması gerekirdi. Çünkü yeryüzünde hiçbir erkek bir kadın tarafından hakarete uğrarken onun kadar sakin, onun kadar aşık bakamazdı. Ablasını bu kadar hakeden başka biri olabileceğini zannetmiyordu.
******
(Leyla'dan)
(Leyla'dan)
Okulda da Selim bu aralar pek karşıma çıkmıyordu. İnşalllah peşimi bırakmıştır diye ümit ederken her şeyin yavaş yavaş eskisi gibi olması beni mutlu ediyordu. Selim'den sonra kaybettiğim huzurumu geri kazanmaya başlamıştım bile.
Eve gittiğimde annem evdeydi. Onu nadir de olsa gündüz vakti evde görmek hepimizi daha da mutlu ediyordu. Tabi evde olmasının sebebinin biz değil de akşam gelecek olan misafirlerin olmasından pek de memnun olmamıştım. Ailece geçirdiğimiz kısıtlı zamanlarımıza birilerini ortak etme fikrinden hoşlanmıyordum. Yine de üzerimi değiştirip anneme yardımcı oldum. Tüm hazırlıklarla ilgilenip kendini yormasını istemiyordum. Babam da bize katıldığında el birliği ile tüm hazırlıkları tamamladık. Gelecek olan onun misafirleri olduğu için bilhassa iltimas göstermesini annemle keyifle izliyorduk.
Nihayet kapı çaldığında üzerimize çeki düzen verip kapıya yöneldik. Kapıyı açtığım zaman en az babam kadar heybetli bir adam, zarif bir kadın, 20'li yaşlardaki genç kızı ve Yiğit ile aynı yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim erkek çocuğunu içeriye buyur ettim. Arkalarından Selim bana göz kırparak içeri geçtiğinde küçük dilimi yutacaktım. İnanılır gibi değildi. Selim bizim eve gelmişti ve babamın ara sıra bahsettiği Selim O'ydu.
Hayatımda bundan daha iğrenç bir tesadüfle karşılaşmamıştım. Bu kadar talihsiz olduğuma inanamıyordum.
Bana bakışlarını görmezden gelerek Yiğit'in yanına oturdum. Selim'in kaşları çatılmıştı. Sebebini tahmin edebiliyordum ama burası benim bölgemdi burada borusu ötmezdi. Umursamadım. Babamla Edim amca eski anılarını tazeliyorlardı. Babam askerken bir çok görevde Edim amca ile birlikte bulunmuşlar onları konuşuyorlardı. Bir de babamın Edim amcaya olan manevi borcundan bahsediyorlardı ama pek anlayamamıştım.
Edim amcanın eşi Selma hanım da annemle sohbet ediyordu. Yüz hatları Selim'i çok andırıyordu. Selim simasını annesinden alırken, vücut yapısı da babası gibiydi. Ben Selim'in aksine gayet hoşlandığım ablası Selvi ile daha çok muhabbet halindeyken Yiğit de insanlarla kaynaşmayı çok sevmese de Selim'in kardeşi Serkan ile ilgileniyordu. Aslında Selim olmasa akşamımızın gayet keyifli geçtiğini bile söyleyebilirdim. Çünkü Selvi ile birbirimize bayılmıştık. Son zamanlarda sadece dersler ile ilgili konuşabildiğim Elif'ten sonra birileriyle daha güncel şeyleri konuşabilmek bana iyi gelmişti. Şen bir görüntü çiziyordu. Selim'in aksine ablasına kanım fazlasıyla ısınmıştı.
Yemeğe geçtiğimizde tam karşımda yerini alan Selim ile bende iştah falan kalmamıştı. Babamın bile varlığından çekinmemesi beni daha da çok geriyordu. Gözüyle tabağımı işaret ettiğinde omuzlarımı silkip karıştırmaya devam ettim. Selma teyze bana hitaben konuştuğunda onun bakışlarından kaçabilecek olduğum için sevinmiştim.
"Kızım sen de Selim ile aynı okuldaymışsın. Nasıl gidiyor dersler? Karşılaşıyor musunuz Selim ile okulda?" dediğinde yalan söyleyerek "pek karşılaşmıyoruz, hatta ben de bizim okulda olduğunu az önce öğrendim." dedim Selim'e ima ile bakarak.
"Tabi kızım benimki de laf. Koskoca okul tabi." dediğinde başımı olumlu anlamda sallayıp yemeğime devam etmeye çalıştım.
Yemeklerimiz bittikten sonra sohbet ederken Selvi'ye okumasını önerdiğim birkaç kitabımı ödünç vermek için odama geçtim. Arkamdan kapatılan kapıyı duyduğumda Selim ile göz göze geldik.
"Ne işin var odamda çık çabuk!" dedim dişlerimin arasından. Ama o gördüğüm kadarıyla içeride olan ailemizden benim kadar çekinmiyordu.
"Odan da en az senin kadar güzelmiş güzelim. Duvarında herhangi bir zibidinin posterinin olmaması sevdim."
"Yarın ilk işim tüm duvarı yakışıklı erkek posterleriyle kaplamak olacak öyleyse."
"Sakın! Senin görebileceğin ve yakışıklı olarak addedebileceğin tek erkek benim. Bu odayı bana yaktırtma güzelim."
"Ben senin güzelin değilim! Bana öyle seslenmekten vazgeç."
"Sen benim güzelimsin, hatta şöyle söyleyeyim sen benim her şeyimsin. Buna alışmaya çalış, artık daha sık karşılaşacağız." dedikten sonra arkasında sinirden kuduran bir ben bırakıp gitmişti.
***
Sınıfta dersi dinlerken nöbetçi öğrenci sınıfa girmiş müdür yardımcısın beni çağırdığını söylemişti. Neden çağrıldığımı merak ederek odaya geldim. Müdür yardımcısı oturmam için koltuğu işaret ettiğinde tedirgin bir şekilde oturdum. Ne için çağırdığını çok merak etmiştim.
''Kızım malesef bunu söylemenin kolay bir yolu yok ama senden metanetini korumanı istiyorum." dediğinde derin bir nefes aldı. Ben kalbim ağzımda onun söyleyeceklerini beklerken geçen her saniyede daha da panik oluyordum. "Leyla kızım hastanede bir karışıklık çıkmış annen yaralanmış, durumu hakkında net bir bilgim yok. Bir an önce Erdal Hocam seni annenin yanına götürecek. İyi olduğu temenni ediyorum." değinde kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Nasıl okuldan çıktım nasıl hastaneye gelmiştim bilmiyordum. Koridorda babam omuzları çökmüş gözlerini sabit bir noktaya dikmiş öylece bakıyordu. Yiğit bana sarıldığında göz yaşlarıma engel olamadım saçlarımı okşayıp ''şşt sakin ol abla iyi olacak annem bırakma kendini'' dedi. Benim onu teselli etmem gerekirken o beni teselli ediyordu.
Saatlerce koridorda bekledikten sonra doktor acı haberi vermişlerdi.
Kurtarılamamıştı. Sadece bir kelimenin insan hayatında ne denli önemli olduğunu yeni idrak ediyordum. Babamın ilk kez yıkıldığına şahit olmuştum. O sarsılmaz duruşu saniyeler içinde yok olmuştu. Annemi morga kaldırırlarken babam da bizi ne kadar dirensek de amcamla eve göndermişti. Bizi acımızla başbaşa bırakırken annemi bırakıp bizimle gelemeyeceğini biliyorduk.
Amcam abimi arayıp buraya gelmesini söylediğinde sesimizi duymaması için kendimizi sıkıyorduk. Amcam üzülmemesi için başka bir bahane bulmuş, geldiğinde öğrenmesinin doğru olacağını söylemişti. Yiğit'e daha sıkı sarıldığımda ağlamamız daha da şiddetlenmiş gözlerimiz adeta kan çanağını andırıyordu.
Saatler içinde evimize bir sürü insan gelmiş bize baş sağlığı dileklerinde bulunuyordu. Kötü haber gerçekten çabuk duyuluyordu. Teselli bulurum ümidiyle teyzeme sarıldığımda anne kokusunu bulamamıştım. Bir daha hiç bulamayacaktım.
Ruhum boşalmıştı sanki ne uyuduğumu anlıyor ne yaşadığımı hissediyordum. Asla annemin cenazesine gitmedim. Onun ölü bedenini görmedim. Aklımdaki gibi kalacaktı. Ölmemişti o her zaman ki gibi yurt dışında bir seminere katılmıştı. Gelecekti, gelmeliydi, anneler ölmezdi.
***
Annemin ölümünün üzerinden aylar geçmiş hepimiz sanki o yaşıyormuş gibi davranmaya onun düzenini devam ettirmeye çalışıyorduk. Ama dokunsalar dağılacaktık sanki.
Birkaç gün önce Edim amca gelmiş babamla saatlerce konuşmuşlardı. Ne konuştuklarını bilmiyordum.
Kitabımı okurken babam odama geldi. Şaşırmıştım çünkü annem gittiğinden beri bizimle de kendisi ile de pek ilgilenmiyordu. Doğrulup oturduğumda babam da yanıma oturdu.
''Kızım sizinle pek ilgilenemediğimin farkındayım ama yapamıyorum, annen gittiğinde ruhumu benliğimi de birlikte götürdü sanki. Sizden başka yaşamak için sebep bulamıyorum. Özellikle sen benim değerlimsin. Ya bir gün bana da bir şey olursa sana ne olur düşünmekten uyuyamıyorum.
Geçen gün Edim amcanla konuştuk oğlu Selim seni çok beğenip istiyormuş. Şimdi değil zaten okulun bitince de seninle evlenmek istiyormuş. Onun da senin de yaşınız küçük ama Edim amcana güvenim tam oğlu da aklı başında ki şimdiden bu kadar olgun düşünüyor. Ben uygun gördüm okulların kapanmasına 2 hafta var aile arasında bir yüzük takalım, siz de bizim bilgimiz dahilinde birbirinizi tanırsınız'' dediğinde kan beynime sıçramıştı.
''Baba sen ne diyorsun ben daha kaç yaşındayım Allah aşkına, daha annemin yasını tutarken beni evlendirmek derdine mi düştün? Sen bana fikrimi dahi sormuyorsun, inanamıyorum sana!'' dediğimde babam hiddetle ayağa kalktı.
''Bana bak küçük hanım görüyorum ki senim çok şımartmışım, benimle nasıl böyle konuşabiliyorsun, ben böyle uygun gördüm. Kararım da kesin. Sana güzellikle anlatmaya çalıştım ama anlamayacaksın anlaşılan. Haa dersen ki baba benim kararım kati kabul etmeyeceğim o zaman aileni de yok saymayı kabul edersin. Benim kararlarımı sorgulayan bir kızım olamaz!" deyip kapıyı sertçe çarpıp çıkmıştı.
Arkasında bir enkazdan farksız beni bırakarak.Gözlerimden akan yaşı hırsla kuruladım. Babam kendi korkuları yüzünden beni harcıyordu farkında değildi.
*Düzenlenmiştir.*
Yorumlar
Yorum Gönder