Selim'den
Leyla giderken elimden hiçbir şey gelmiyordu. Benimle olmaktansa kendini öldüreceğini söyleyen birini nasıl durdurabilirdim? Haklıydı, her şeyi kendi ellerimle mahvetmiştim. Beni seviyordu, seviyordum. Ama ona inanmamıştım. Yaptıklarıma rağmen beni sevebileceğine tam olarak inanmamıştım. Kendimi buna değer görmemiştim. Aptal kafam. Hangi kadın sevmediği adamın ismini bedenine kazıtırdı? Ve hangi kadın benim gibi bir adamdan aşık olmadan üçüncü bir çocuk isterdi?
Zaten tüm sorunların temeli benim böyle lanet bir adam olmamdan kaynaklanmıyor muydu? Ne olduğumun bilincinde ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmayan aptal, adi herifin tekiydim. Sadece iki dakika sakinliğimi korumayı başarıp ona her koşulda güvenmeyi tercih etseydim şuan dördümüz mutlu mesut evimizdeydik. Artık onu kazanabilir miydim bilmiyordum. Onların bensiz daha mutlu olduklarını görmeye katlanabilir miydim onu da bilmiyordum. Hiçbir yere sığamıyordum. Bu ev, eşyalar her şey beni sıkıyor, boğuluyormuşum gibi geliyor, aldığım nefes ciğerlerimi doldurmuyordu.
Kanepeye uzanmak için yastığı çekiştirdiğimde gördüğüm şeyle bugün ilk kez yüzüm gülümsedi. Sanırım bizim çocuklar yine bir oyuncak krizi yaşamış içlerinden biri çareyi oyuncağı yastığın altına saklamakta bulmuştu. Küçük peluş arabayı kokladığımda duyumsadığım koku direncimin son parçalarını da silip götürmüştü. Gerçekten kötü bir baba mıydım bilmiyordum ama onları canımdan bile daha çok seviyordum. Şuan tek istediğim düne dönmek ve o günü tekrar yaşamaktı.
Bizi bu duruma getiren her şeye lanet ettim. O kızın ismini koyan annesine, hatta en başta teyzesinin ismini koyan şerefsize kadar herkese. Tabi en çokta kendime.
Yağız'ın geldiğini haber aldığımda kalan son gücümle kapıya çıktım. Belki umduğum gibi kavga etmeye gelmişti. Bunu yaparsa biraz olsun kendimi daha iyi hissedebilirdim. Ama karşımda gördüğüm adamın pek de kavga etmeye niyeti yoktu.
"Arabanı getirdim."
"Gerek yok. Ben onu Leyla'ya almıştım. Geri götür lütfen."
"Senin hiçbir şeyini istemiyormuş. Hatta üzerine tazminat ödemeye bile razı. Yeter ki boşanalım diyor." dediğinde kaskatı olmuştum. Bilerek üzerime geliyordu.
"Öyle bir şey olmayacak!" dedim ama bu söylediğime kendimi bile inandıramamıştım. Kadınımı tanıyordum. Kesinlikle inatçı biri değildi ama bir karar aldığı zaman döndürebilmek çok zordu.
"Bak Selim aranızda ne geçti, yine nasıl bu raddeye geldiniz bilmiyorum ama halinden gördüğüm kadarıyla suç yüzde seksen sende. Onu ikna etmen, hatanı telafi etmen çok zor görünüyor ama denemek zorundasın. Ben karımı senin yarın kadar bile sevmezken ayrılmak benim için bu kadar sarsıcı olduysa seni düşünemiyorum bile." dediğinde hak vermemek elde değildi.
Yağız ile Leyla'm ne kadar da benziyorlardı. Benim gibi bir şeyleri kırıp dökmek yerine hep onaran taraf olmayı tercih ediyorlardı. Aynı şekilde ablam kapıma gelse enişteme kesinlikle Yağız'ın bana davrandığı gibi davranamazdım.
"Büyük eşeklik ettim Yağız. Leyla ne yapsa, ne söylese anlarım." dediğimde elini omzuma koydu.
"Kesinlikle yapmışsındır. Ama ölüm hariç her şeyin telafisi mümkün. Yeter ki hatandan gerçekten pişman olup bir daha yapma. Bir süre üzerine gitme. Barışmak için bir çabada bulunma. Bırak kendi iç hesaplaşmasını enine boyuna yapsın. Olay henüz sıcakken üzerine gidersen ters etki yapabilir." dediğinde onu onayladım. Bir şeyler yapacaksam Leyla'nın öfkesinin durulmasını beklemek zorundaydım.
"Bunu yapmak benim için çok zor ama deneyeceğim. Ama çocuklar var. Benim onları görmem lazım. Daha çok küçükler." dediğimde bir anda daha önce aklıma gelmeyen korkularım gün yüzüne çıktı. Ya bana yabancıymışım gibi davranırlarsa? Ya anneleri beni affetmezse? En önemlisi benim yüzümden darmadağın bir ailede büyümek zorunda kalırlarsa? İlerde bir zamanlar dördümüzün bir aile olduğunu hatırlayamayacak kadar küçüklerdi.
"Leyla çocuklar için ne düşünüyor bilmiyorum ama onları senden ayıracak biri değil. Bir süre Leyla okuldayken bir de hafta sonları görüşün olmaz mı?Onların sana ihtiyacı var. Ben de elimden geldiği kadar sizi görüştüreceğimden emin olabilirsin." dediğinde el mahkum onayladım. Sonunda Leyla'mın affını kazanacaksam her şeyi yapmaya hazırdım.
***
Yağız gittiğinde ağır adımlarla odaya ilerledim. Çocukların da bizimle uyumasına söylendiğim yatağımız hepsinin gidişiyle bomboştu. Göğsümde uyuyan Aras'ın, kara gözlü asi oğlumun ve Leyla'mın yokluğu o kadar barizdi ki. Sanki yatak diken olmuş tüm bedenime batıyordu. Uyuyamayacağımı bilsem de Leyla'nın yastığına iyice sarıldım. Hâlâ kokusu tazeydi. Sanki gözlerimi kapatsam yanımdaymış gibi. Gerçeğine bile doyamadığım kadınımın hayali ile yaşamaya çalışmak çok zordu.
Leyla'dan
Yağız'ın evine geldiğimde ikizler ilk kez gördükleri bu eve ilgiyle bakıyor, yarı çekinik bir şekilde keşfetmeye çalışıyorlardı. Abim artık bekar bir adam olduğu için çok düzenli bir ev beklemiyordum ama geldiğimizde salonun çöplükten pek de bir farkı yoktu. Biz gelince Yağız kendince biraz toplamıştı en azından.
"Anlatmayacak mısın Leyla. Sen büyük bir şey olmadıkça Selim'i terk edecek bir kadın değilsin."
"Nedenlerini konuşmak istemiyorum abi. Bir şekilde artık burdayız. Senden kararıma destek olmasan bile saygı duymanı bekliyorum." dedim bitkin çıkan sesimle. O da beni anlamış olacak ki irdelememişti. Eninde sonunda anlatacaktım zaten ama şimdi değildi. O konu hariç her şeyden konuşurken vakit biraz ilerlemişti. Evdeki son yiyeceklerle ikizlerin yemeğini hazırlamıştım. Dolap tam takırdı. Yağız alışveriş yapmak için dışarı çıkacağı sırada arabanın anahtarlarını uzatıp Selim'e götürmesini rica ettim. Bende kalmasını istemiyordum. Kendi ayaklarım üzerinde duracaksam buna bugünden başlamalıydım.
"Bunu kabul edeceğini pek zannetmiyorum Leyla."
"Umrumda değil, onun hiçbir şeyini istemiyorum. Hatta boşanırken nafaka dahi talep etmeyeceğim, üzerine tazminat bile verebilirim. Yeter ki sorunsuz bir şekilde bitsin!"
"Hiçbir şeyini istemediğin adamın iki çocuğuna sahipsin Leyla. Olaylar soğumadan fevri kararlar alma abicim." dediğinde onayladım. Ama aldığım kararın kesinlikle fevri olduğunu düşünmüyordum.
Yağız gittikten sonra valizleri alıp misafir yatak odasına taşıdıktan sonra ikizleri de odadaki çift kişilik yatağa oturtup üzerlerini değiştirdim. İkisi de kıyafet değişmekten nefret ediyorlardı.
Işığı kapatıp ortalarına oturduğumda Aras yatağın sol tarafına eliyle vurup 'bab bab' deyip bana bakıyordu. O da haklıydı. Bugüne kadar orası hep babasının yeriydi şimdi de yokluğunu sorguluyordu. Her gün aynı rutini yaşayan çocuklarımın bunu yadırgamayacaklarını düşünmek aptallık olurdu.
Aras'ı koltuk altlarından kaldırıp kucağıma oturttum. Altın sarısı saçlarını okşarken "anne var oğlum olmaz mı?" dediğimde dudaklarını büzdü. Mahmur mahmur bakmaya başladığında bir şeyler yapmazsam birazdan ağlayacağını biliyordum. Hazar da dizime yatmış bizi seyrederken aklıma hikaye anlatmak gelmişti ama feryat figan ağlamaya başlayan oğlumla pek de parlak bir fikir olmadığını anladım. Bu onun dilinde 'hikaye falan dinlemek istemiyorum, babam nerde?' demekti sanırım. Bazen oğullarımın çok akıllı olduklarını unutuyordum.
Ağlamaktan kıpkırmızı olduğunda onu ikna edecek her şeyi denemiştim. En son aklıma telefonumdaki Selim'in onlarla salonda oyun oynadıkları video geldiğinde bunun işe yaramasını umdum. Gözlerini acıtmaması için parlaklığı kısıp videoyu açtıktan sonra telefonu alması için uzatıyordum ama sürekli ittiriyor ağlamaya devam ediyordu. Hazar bile onu susturmak için kendince bir şeyler yapıyordu. En son videodan Selim'in sesi gelince Aras birdenbire sustu. Gözleri odayı tarıyor Selim'in varlığını arıyordu. Telefonun ekranını gösterdiğimde elimden alarak bana arkasını döndü. Ağlaması dinmişti ama içini çeke çeke ekrandaki babasını izliyordu. Hazar da kafasını onun üzerine yaslamış pür dikkat videoyu seyrederken gördüklerime kayıtsız kalamadım. Sabahtan beri olanların üzerine Aras'ın ağlaması, benim bir şey yapamamam ve en son bana arkasını dönüp içini çekmesi beni mahvetmişti.
Kısa sürede ikisi de uykuya daldığında üzerlerini örtüp dikkatli bir şekilde Aras'ın elindeki telefonumu aldım. Hâlâ video bitmemişti. Selim ikisini de sırtına almış atçılık oynarlarken öyle keyifli görünüyorlardı ki artık böyle bir manzaraya şahit olamayacağımın bilincine yeni yeni varıyordum.
Babalığına laf etmekle haksızlık etmiştim belki ama o sinirle bınları düşünecek halde değildim. O da babalığı yeni yeni öğreniyordu. Belki benim de çabalarımla çok daha iyi olabilecekti.
Çocuklar düşmesin diye yanlarına yastık koyduktan sonra duşa girdim. Suyu dayanabileceğim en sıcak ayara getirdikten sonra kendimi bıraktım.
En başından aklıma gelen, beni üzen ne varsa ağladım. Selim'in bir kez olsun bana güvenmeyi tercih etmeyişine, hâlâ nefret ede ede onu sevmeme, bir daha affedemeyeceğime çocukların düzenli bir ailede büyüyemeyeceklerine kadar her şeye ağladım. Sahi büyüdükleri zaman beni suçlarlar mıydı? Dünyaya gelmeyi onlar seçmemişken neden bir aile olarak kalamadığımızı sorgulamayacaklar mıydı?
Banyodan tüm zehirlerimi akıtıp öyle çıktım. Aynada gördüğüm ağlamaktan kızarıp şişmiş yüzümü önemsemedim. Bugün güçsüz olmak için kendime izin verdiğim son gündü.
Üzerimi değişip salona geçtiğimde Yağız da gelmiş televizyonda rast gele bir şeyler izliyordu.
"Verdin mi?" dedim çatallı çıkan sesimle.
"Kabul etmedi ama yine de verdim. Çok kötü görünüyordu. Hey sen de öyle görünüyorsun? Ağladın mı?"
"Önemli değil. Nasıl kötü görünüyordu? Hasta mı?"
"Hasta değil de daha çok senin gibi, nasıl desem üzgün, perişan ve pişman gibiydi. Anlamıyorum Leyla ikiniz de birbirinizi böyle severken nasıl ayrılacaksınız?"
"Böyle olmak zorunda, birlikteyken de olmuyor görüyorsun. Ona sorsan her şeyi yapan, kuran o. Önemli olan yapmak değil korumak." deyip bütün olanları anlattım. Yoksa sabaha kadar içi içini yiyecekti.
"Yaptıklarını, söylediklerini kesinlikle savunmuyorum beni yanlış anlama ama kim olsa o an aynı şeyi düşünürdü Leyla. Sence Selim sana neden güvenemedi? Bence sen de ben de cevabını çok iyi biliyoruz." dediğinde sinirlenmiştim.
"Bu onu haklı göstermez. Lütfen bu konuyu bugün burda kapatalım. Ee dayıcık hâlâ çalışmıyorsun. Ben okuldayken yeğenlerinle seve seve ilgilenirsin artık."
"İlgilenirim tabi Leyla. Sen yeter ki aldığın ve alacağın kararları iyice gözden geçir."
"Sen merak etme abi. Beni bilirsin, bir anlık sinirle hareket eden biri değilim. Bu birazda biriken şeylerin patlaması. Yine de iyice düşüneceğim. İyi geceler." deyip uyumak için odaya geçtim.
İkizler birbirlerine iyice sokulmuş bir şekilde uyuyorlardı. Sanki Hazar Aras'ın abisiymişcesine kardeşini kanatları altına almıştı. İçimden her zaman böyle olabilmelerini dileyip yanlarına uzandım. Gece yalnız kalınca düşünceler daha da bir üzerime üşüşmüşken merak ettiğim tek şey Selim'in şuan ne yaptığıydı...
*Bölüm Sonu*
Yorumlar
Yorum Gönder