Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 41

Okuldaki kafede bir yandan ders notlarımı okumaya çalışırken bir yandan da Kudret'in iki haftadır her gün sırası dahi değişmeyen sorularını yanıtlıyordum. Hep aynı yanıtları vermekten ben bıkmıştım ama anlaşılan o bıkmayacaktı.
"Şimdi senin kocan iki haftadan fazladır hâlâ seni aramadı mı?"
Seslice nefes verip "Aramadı." dedim. Belki vazgeçerdi.
"Barışmak için özür mahiyetinde bir takım girişimlerde de bulunmadı? Hatta hiç görmedin bile?"
"Kaç kere daha anlatacağım canım, bulunmadı görmedim. Sadece hafta sonları çocukları Yağız ile yanına gönderdim. Ona da hiç Selim'i sormadım oldu mu?"
"İkizler nasıllar peki?"
"Bu durumdan en çok onlar etkileniyor. Aras babasını gördükten sonra eve girmemek için çok ağlıyor keza geceleri de. Hazar da bu hafta önce gitmemek sonra da Aras gibi eve gelmemek için kendini parçaladı resmen. Doğduklarından beri bu kadar ağladıklarını hatırlamıyorum."
"Kuzularım benim ya. Artık bir şeyleri anlamayacak dönemleri geçtiler Leyla. Böyle tepki vermeleri normal. Alışırlar umarım."
"Umarım Kudret. Çünkü artık dayanamıyorum. Onlar ağladıkça içim parçalanıyor."
"Ben enişte beyi anlamıyorum. Anlattığın kadarıyla şimdiye kapında kamp kurması gereken adamdan hiç ses çıkmaması düşündürücü. Yoksa artık o da mı vazgeçti? Daha kötüsü başka biri olmasın sakın?" dediğinde öfkeyle ona döndüm.
"Selim'e bu konuda herkesten daha çok güvenirim. Hem ilk gittiğimiz gün Yağız söyledi. Selim çok üzgünmüş, yani öyle bir şey olamaz." dedim sonlara doğru kısılan sesimle. Yapmazdı değil mi? Onu başka biriyle hayal edince bile bir tuhaf oluyor, kıskançlığın tüm damarlarımda kol gezdiğini hissedebiliyordum.
"Ah nerden biliyorsun acaba Leyla? Erkek milleti sonuçta. Adam yıllardır Leyla da Leyla demiş ama hiç belli olmaz. Hem sen söyledin, siz sözlüyken az ceviz kırmamış." dediğinde sinirden gözlerimin karardığını hissedebiliyordum. Eğer öyle bir şey varsa onları mahvederdim.
"O basit bir sözdü ve benim için bir bağlayıcılığı yoktu. Biz evlendikten sonra asla böyle bir şey yapmadı, yapmaz." diyordum ama içimdeki fırtınaları bir de bana sormalıydı. Değil sözlüyken yaptıkları, ilkokulda bir kızdan hoşlanmış olma düşüncesi bile beynimi uğuldatıyordu. "Neyse ben eve gideceğim. Bu kafayla ders falan dinleyemem. Görüşürüz." diyerek hızlı adımlarla kampüsten çıkıp önüme gelen ilk taksiye bindim.
Sahi Selim artık benden sıkılmış olabilir miydi? Neden buna bu kadar takılıyorduysam sanki, ayrılmak isteyen ben değil miydim? Acaba o da mı bunu istiyordu. Yoksa bilmeden bir şeylerin önünü ben mi açmıştım?
Yol boyunca sürekli kendimle çatışmış, bir sonuca da varamamıştım. Kendimi daha da sinirlendirmem de cabasıydı. Kapının önüne geldiğimde içerden çocukların gülüşme sesleri geliyordu. Demek ki ikizlerin dayılarıyla keyifleri gayet yerinde olmakla birlikte bütün garezleri banaydı.
Oturma odasına geçtiğimde görmeyi beklediğim kesinlikle bu değildi. Bütün oyuncaklar yerlere saçılmış, ikizler oyun oynarken Selim de üzerindeki siyah takım elbiseye aldırmadan yanlarına oturmuş onlara eşlik ediyordu. O kadar dalmışlardı ki beni bile fark etmemişlerdi.
Gözlerim Yağız'ı ararken mutfaktan gelen seslerlerle oraya yöneldim. Ben gelmeden önce yenilmiş olan yemeğin dağınıklığını topluyordu. Beni gördüğünde konuşmasına fırsat vermeden konuya girdim.
"Ne oluyor burada abi? Selim'in içerde ne işi var?"
"Sana da merhaba abicim. Ben de iyiyim. Yeni yemek yaptım. Aç mısın?"
"Biraz kaba bir giriş yaptım haklısın. Ama bana bir açıklama borçlusun abi?"
"Selim sen okuldayken uğrayıp çocuklarıyla vakit geçiriyor Leyla. Hepsi bu."
"Daha önce de geldi yani. Peki bunu bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun? İkiniz bir olup bana karşı erkek dayanışması mı yapıyorsunuz? Sanki bana söylesen karşı mı çıkacaktım? Söylesene ben o kadar kötü bir anne miyim?"
"Değilsin tabi abicim ama kabul et bu aralar Selim'in adını duymaya dahi tahammülün yok. Hafta sonları bile onu görmemek için çocukları benimle gönderiyorsun. Ayrıca o gelmeden seninkiler hayatta yemek yemiyor." dediğinde bir şey demedim. Ama bana göre kesinlikle haksızlardı. Böyle gizli kapaklı şeylerden ve sürprizlerden hoşlanmıyordum.
"Yağız benim gitmem gerekiyor. Yarın gelirim." diye koridordan seslenen Selim'in sesini duymamla kalbimin dört nala koşuya çıkması bir olmuştu. Bu kadar kısa sürede onu delicesine özlediğim gerçeği gün yüzüne çıkarken onunla karşılaşmak için koridora çıktım. Selim kucağında ikizlerle onlara veda ediyordu.
Yine mi uyuyamıyordu bu adam? Yüzünü incelediğimde koyulaşan göz altları barizdi. Nihayet beni farkettiğinde yorgun bakışları beni buldu.

"Merhaba Leyla, seni görmeyi beklemiyordum
"Merhaba Leyla, seni görmeyi beklemiyordum." dediğinde kocaman bir 'Hah' sesi çıkarmamak için kendimi zor tuttum.
"Ne tesadüf ben de." dedim iğneleyici bir tonda. Ama pek önemsemiş gibi görünmüyordu.
"Seninle uzun uzun konuşmak isterdim ama bu seferlik acil bir işim çıktı." deyip çocuklara yöneldi. Sanki boşanma aşamasındaki karısından çok eski bir arkadaşıyla karşılaşmış gibi davranıyordu.
Daha sonra az önce yere indirdiği çocuklarla aynı hizada olmak için dizlerini kırıp eğildi. "Şimdilik gitmem gerekiyor. Yarın yine geleceğim. Ağlamak yok tamam mı? Özellikle de sen Aras. Ağlayıp anneyi, dayıyı üzmek yok." dediğinde Aras tüm neşesini yitirmiş, ağladım ağlayacak vaziyette Selim'i dinliyordu. "Sizi seviyorum." deyip ikizlerin saçlarından öptükten sonra bana yarım ağız "hoşçakal" diyerek hızlı adımlarla evden çıktı.
Arkasından deli gibi tepinmek istiyordum. Selim'e bir şey olmuştu. Benim tanıdığım Selim kesinlikle bu değildi. Kudret'in içime düşürdüğü kurt beynimin içini kemirip duruyordu.
İçeri geçen çocuklarla ben de yanlarına gittim. Ağlamamaları gözlerimden kaçmamıştı. Demek ben okuldayken onlar her gün babalarını görebiliyorlardı. Ne yalan söyleyeyim Selim'den böyle bir şey beklemiyordum.
Çocuklar oyun oynarlarken gözlerim artık boş olan parmağıma takıldı. Ne yalan söyleyeyim Selim'in aldığı alyans ile yüzüğe bayılmış bu zamana kadar seve seve takıyordum. Acaba Selim yüzüğünü çıkarmış mıydı? Allah kahretsin hiç dikkat etmek aklıma gelmemişti ki. Ya o da çıkardıysa? Eğer çıkardıysa gerçekten biri bile olabilirdi.
İyice bu düşüncelere dalmışken Yağız'ın sesi ile irkildim.
"Bizim sarı oğlan ağlamadı bak. Hatta iki de sabahkinden daha neşeliler. Babalarıyla vakit geçirmek onlara iyi geliyor."
"Haklısın. Ama zaten benim oğullarım öyle çok ağlamazdı. Aras'ın ki de tamamen alışkanlıklarını yadırgadığından. Bebekliğinden beri belirli bir rutinin dışına çıkmayı sevmez. Genelde aynı saatte uyur, uyanır ve acıkır, hep aynı oyuncaklarıyla oynar. Yeni düzeni yadırgadığından böyle yaptığını düşünüyorum."
"Bence sen onları fazla hafife alıyorsun. Onlar babalarının yokluğunu yadırgıyorlar. Selim burdayken senin yanında olduklarından çok daha farklı oluyorlar farkında değil misin? Bu arada kızdın mı bana?"
"Yoo kızmadım ama benden saklamana alındım ve böyle beklenmedik bir anda öğrenince şaşırdım."
"Bir süre bilmemen daha iyi olur diye düşündüm. Bu arada zaten haftasonu arkadaşlarla iki günlük bir plânımız var ben olmayacağım. Selim gelip çocukları burdan alacak bilgin olsun."
"Tamam, sorun değil." dedim. Benimde ihtiyacım olan buydu.
***
Sabah hafta sonu olmasına rağmen erkenden uyandım. Şimdi ihmal ettiğim ama çocuklarla evimizdeyken her hafta hazırladığım kahvaltıyı bu kez kendim için hazırladım. Zaten artık çocuklar da hemen hemen bizim yediğimiz şeylerden yiyebiliyorlardı. Selim gelmeden onlarla güzel bir vakit geçirmek istedim.
Çocuklara bakmak için mutfaktan çıkmayı düşündüğüm sırada bacaklarıma sarılan minik kollarla yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamadım. Hazar daha gözünü bile açamıyordu ama uyanır uyanmaz beni bulmuştu bile. Kucağıma aldığımda tek eliyle gözünü ovalayarak mahsun mahsun bana bakıyordu.
"Günaydın oğlum" dediğimde bir şey demeden kollarını boynuma dolayıp başını omzuma yasladı. Hazar pek sabah insanı olmayacaktı sanırım.
Aras'ı da uyandırmak için odaya geçtiğimizde o da henüz uyanmıştı. Yine tam zamanındaydı.
Üçümüz güzel bir kahvaltı keyfi yaptıktan sonra ben de hazırlanmaya başladım. Bugün Kudret'le alışveriş yapacaktık. Aslında hazırlanmam için erkendi ama içten içe Selim'in beni böyle görmesini istiyordum. Vermek istediğim mesaj gayet açıktı. 'Sensiz hayatıma devam ediyorum.'
Ben makyaj yaparken ikizler şaşkın şaşkın beni izliyorlar, muhtemelen içlerinde ne yaptığımı sorguluyorlardı.
Bugün daha rahat olmak istediğim için saçlarımı toplayıp siyah pantolon, beyaz v yaka t-shirt ve deri ceket kombini yaptım. Çanta olarak yine siyah deri bir sırt çantası hazırladıktan sonra tamamdım. Sadece evden çıkarken çantamı alıp botlarımla ceketimi giymem kalmıştı.
Kapı zilinin sesini duyduğumda parfümümden biraz daha sıkıp daha fazla bekletmeden kapıyı açtım. Selim de bugün spor tarzda giyinmiş elleri kabanının ceplerinde bekliyordu. Beni gördüğünde önce yüzüme baktı daha sonra da baştan aşağı sürdüğünde kaşları çatıldı.
"Birinin düğünü falan var da ben mi bilmiyorum Leyla?"
"Ne düğünü Selim, sence öyle bir şey olsa t-shirt ile mi giderim?"
"Burdan bakınca pek de öyle görünmüyor. Leyla çıldıracağım kırmızı ruj bile sürmüşsün! Nereye gideceksin! Yüzüğüde çıkarmışsın!" dediğinde onu böyle görmekten mutlu olmuştum. Geçen gün beni umursamadan çıkıp giden Selim'den eser yoktu. Ben de onun parmaklarına baktığımda hâlâ yüzüğünü takıyordu.
"İstediğim yere giderim, istediğim ruju da sürerim tamam mı! Hem sen hâlâ benden yüzük takmamı nasıl bekleyebiliyorsun? Senin kıskançlıkların yüzünden bu haldeyiz yine de aynı davranmaya devam ediyorsun!" dediğimde Selim'i çıldırtmanın mutluluğunu yaşıyordum.
"Biz daha boşanmadık ve zaten boşanmayacağız da! Ben senin kocansam o yüzükler takılacak Leyla hanım!"
"Görürsün Selim, bak bakalım boşanıyor muyuz boşanmıyor muyuz?" dediğimde daha fazla uzatmak istemediğim için çocukların montlarını giydirdim. Aras hemen babasının kucağına gitmişti bile. Hazar da bir bana bir de kardeşi ile babasına bakıyordu. Selim elini uzattığı zaman yarı istekli yarı isteksiz bir şekilde yanına gidip elini tuttu. Şimdi dikkat etmiştim Hazar sabahtan beri çok durgundu.
Selim'e çocuklarla ilgili gerekli uyarıyı yaptıktan sonra arkalarından ben de çıktım. Ama içimde bir sıkıntı vardı. Hiçbir şeye kendimi veremiyordum. Biraz daha Kudret'le vakit geçirdikten sonra gerisin geri eve döndüm. Belki uyursam geçer diye düşünüp üzerime ince bir battaniye aldıktan sonra oturma odasındaki kanepeye kıvrıldım. Uyandığımda hava kararmıştı ve vakitsiz uymam bana baş ağrısı olarak geri dönmüştü. İlaç alıp çocuklar için yemek hazırlamaya başladım. Gelmek üzereydiler.
Son olarak hazırladığım çorbayı blendırdan geçirecekken çalan zille kapıyı açmak için koridora yöneldim. Aras babasının kucağında Hazar da Selim'in yanında beni bekliyorlardı. Aras'ı almak için uzandığımda benden kaçınarak Selim'e iyice sokulup ağlamaya başladı. O kadar şiddetli ağlıyordu ki ne Selim ne de ben ne yaptıysak fayda etmemiş, Aras ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu bile.
"Bu böyle olamayacak Leyla. Aras bu gece bende kalsın. Hem zaten yarın yine almaya gelecektim." dediğinde el mahkum kabul ettim. Oğlumu daha fazla yıpratmaya gönlüm el vermemişti. "Hazar'ın karnı tok. Nermin hanım gelmeden bir şeyler yedirmişti. Ama bugün pek keyfi yok bir şey olursa ararsın." dedikten sonra Aras'ı da alıp gitti.
Biz de oğlumla başbaşa kalmıştık. Üzerini değiştikten sonra huysuzlanmaya başladı. Kardeşi ile ilk kez ayrı kalmışlardı. Haliyle onun varlığını arıyordu. Sonunda yorgunluğuna yenik düşmüş olacak ki yanıma gelip kucağıma kıvrıldı. Çok geçmeden uyuduğunda yatağa yatırıp yanına uzandım. Ama aklım Aras'taydı. Ben zaman geçtikçe alışacaklarını düşünürken her şey daha da sarpa sarıyordu. Hazar'ın saçlarını okşarken fark ettiğim terslikle hemen doğruldum. Yüzü kıpkırmızı olmuş ateşi çıkmaya başlamıştı. Islak havluyla vücudunu silerken artık sayıklamaya başlamıştı. Gözlerini açtığında doğrulup yediklerini çıkarmaya başladı. Kucağıma alıp banyoya götürdüğümde titriyordu. Üzerini çıkarıp ılık suya girdirdiğimde ağlamaya bile hali yoktu. Onun hali beni büyük bir panik dalgasına sürüklüyordu. Havluya sarıp çıkardıktan sonra Selim'i aradım. Ne yapacağımı şaşırmıştım.
İlk kez hasta olmuyordu ama içlerinde en şiddetli olanı sanırım buydu ve bu sefer yanımda beni sakinleştirip işleri kontrol altına alan Selim de yoktu. Hazar'ı sıkı sıkı giydirdikten sonra kucağıma alıp dışarı çıktım. Selim hala gelmemişti. Onu bekleyene kadar taksiyle gitmeye karar verdim ama çok şükür ki Selim tam zamanında yetişmişti. Bir şey söylemeden arka koltuğa oturdum. Hazar uyur uyanık bana bakıyordu.
"Sakin ol Leyla. Az kaldı, hem güçlüdür benim oğlum. Göreceksin şimdi çarçabuk toparlanacaktır." dediğinde söylediği her şeyi ben de biliyordum ama bu yine de beni rahatlatmıyordu. Hastaneye geldiğimizde hemen Hazar'ı acil bölümüne aldılar. Durumu ile ilgili doktora bilgi verdiğimde muayene edip tahlil için örnek aldılar. Kan alınırken ağlayışı canımı yakmıştı. Serum da bağlandıktan sonra doktor korkulacak bir şey olmadığını, tahlillerin temiz çıktığını ve psikolojik bir durum olabileceğini söylemişti.
Hasta yatağında uyuyan oğlumun yanına oturduğumda kendimi suçlamadan edememiştim. Hazar Aras gibi değildi. Bir problemle yada sevmediği bir durumla karşılaştığında belli etmek yerine kendi halletmeye çalışırdı. Bebekliğinden beri bu hep böyleydi. Ve ben Aras'la ilgilenmekten asıl yıpranan kişinin Hazar olduğunu görememiştim. Selim de karşımdaki sandalyeye oturduğunda ikimiz de aynı anda aynı şeyi söyledik.
"Selim biz ne yapıyoruz?"
"Leyla biz ne yapıyoruz böyle?"

*Bölüm Sonu*

Yorumlar

  1. Titanium Sheet Jewelry Jewelry - Las Vegas - TITADIA
    T-TRAIGHT titanium bolt - T-TRAIGHT. $1.50. FOR SALE! Custom Made Jewelry with T-TRAIGHT in the nipple piercing jewelry titanium shape of a stone. Made in Las Vegas. T-TRAIGHT. $1.50. titanium 4000 FOR SALE! Custom Made Jewelry with T-TRAIGHT in the aftershokz titanium shape of citizen promaster titanium

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım. "Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor." "Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum. "Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?" "Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor." "Biraz dah...