Ana içeriğe atla

SAPLANTIM BÖLÜM 8

Düğün Günü
Babam kapıdan bana bakıp ''hazırlanmaya başla istersen kendi düğününe geç kalmak istemezsin değil mi?'' dediğinde gözlerimi kaçırdım. Sanki ben istiyordum bu düğünü.
Dünyada en nefret ettiğim insanla nikah masasına oturacağım için çok heyecanlıydım(!) Bile bile kafese gidiyordum. O adam artık bana nefes aldırmazdı. Beni hayat arkadaşı olarak değil, çok istediği bir evcil hayvan olarak görecekti. Ve ben buna dur diyemiyordum.

Yataktan dahi çıkmak istemiyordum
Yataktan dahi çıkmak istemiyordum. Birazdan kuaför gelirdi. Duş alıp hazır olmalıydım.Kuaför salonlarından nefret ederdim. Orasının kendine has kokusu, o sesler bana hep itici gelirdi. Bu yüzden hazırlıklarım evde yapılacaktı. Kendi kendimi telkin etmek zorundaydım. Çok uğraşmama rağmen kurtulamamıştım. Telefonumun mesaj sesi ile irkildim. Tahmin ettiğim gibi O'ndandı. Bıkkınca bir nefes verip mesajı açtım...
''Sonsuza dek benim oluşunu resmileştirmeye hazır ol güzelim''
Sinirden yastığı ağzıma kapayıp uzun bir çığlık attım. Nefret ediyordum her zerrem her zerresinden hem de. Zaten zar zor kendimi sakinleştirmişken iki dakikada bütün sinir hücrelerimi zıplatabiliyordu. Ben böyle biri değildim. Ondan başka birine değil sinirlenmek ufacık bir kızgınlık hissettiğimi dahi hatırlamıyordum. Ama adi herif yaptığı en ufak şeyde bile tüm dengemi bozabiliyordu. Bana o mesajı atarkenki yüz ifadesini tahmin edebiliyordum. Bilerek benimle oynuyordu. En iyisi duşa girmek ve pek zannetmesem de azıcık rahatlayacağımı ummaktı.
***
Duşumu aldıktan sonra kahvaltı için masaya geçtim. Babam ve Yiğit başlamak için beni bekliyordu. Abim de birazdan burda olurdu. Kuşağımı o bağlayacaktı. Sessizce kahvaltımızı yaparken babamdan tarafa bakmamaya çalışıyordum. Hayatımın en önemli kararında bana sorma gereği bile duymamış üstüne üstün beni şımarıklıkla suçlamıştı. Zaten bir hafta sonra Yiğit ile okulu için temelli Amerika'ya gideceklerdi. Son kahvaltımızın böyle buruk olmasını istemezdim ama rol de yapamıyordum.
Beni hiçbir şekilde dinlememiş ona olan zaafımı kullanarak bu saçmalığı kabul ettirmişti. Annemin vefatından sonra daha da çok aileme bağlanmıştım. Hepsini kaybetmekten ölesiye korkuyordum ama şimdi de pek bir şey değişmemiş bu şehirde yapayalnız kalacaktım.
Annem yüzlerce hastayı iyileştirirken yine onlardan biri yüzünden vefat etmişti. Kurtarılamayan bir hastanın yakınları hastanede kavga çıkartmış annemle birlikte 3 kişinin hayatına sebep olmuşlardı. Sanki ölüm onların elindeymiş gibi. Belki şuan hepsi cezasını çekiyordu ama giden canlar yerine gelmiyordu.
En çok annemin yokluğunu bugün arıyordum o olsa belki bu duruma engel olur olamazsa da destek olurdu. Babam annemin ölümünden sonra hayata küsmüştü adeta. Bir şey söylettirmiyor kafasındakileri bize dikte ediyor ve bundan hepimiz nasibimizi alıyorduk.
Masayı topladıktan sonra odama geçtim kuaför de gelmişti zaten. Beni oturtup hazırlamaya başladılar. Sevgili müstakbel eşime(!) güzel görünmeliydim.

Kuaför saçımı yaparken odaya kuzenlerim Beren ve Cansu geldiler
Kuaför saçımı yaparken odaya kuzenlerim Beren ve Cansu geldiler. Yüzüme İnandırıcı bir gülümseme yerleştirdim. Kimsenin zoraki bir evlilik gerçekleştirdiğimi bilip bana acımasını istemiyordum. Birine sorunlarını anlatmak çözüm getirmiyordu. Bir çözüm olabilse ben yıllar önce bulurdum. Kimsenin 'evlenme kaç git' gibi saçma tavsiyelerine ihtiyacım yoktu. Yapamazdım, bir de babamla arama uçurumlar koyamazdım. Mutsuz olmak, babasız ailesiz olmaktan iyiydi benim için.
Beren ve Cansu ile hoş geldiniz faslından sonra saçlarımın yapımına devam edildi. Onlar da aynadan hayranlıkla bana bakıyorlardı. Beren ''çok şanslısın kızım ya bana göre dünyanın en yakışıklı erkekleri top10 listesinde birinci sırada olan adamla evleniyorsun. Hem de sana kör kütük aşık'' dediğinde ''ya ne demezsin'' dememek için kendimi zor tuttum.
Yakışıklı olabilirdi ama bu bana göre göreceli bir kavramdı. Kıvanç Tatlıtuğ'u bile itici bulan pek çok insan vardı. Aynı şekilde O da bana son derece itici geliyordu. Ayrıca içi boş bir yakışıklılığı çekici bulmuyordum. Selim'in içi ne kadar dolu ne kadar boş orası tartışılırdı belki ama kesinlikle bana hiçbir anlamda hitap etmiyordu...
Saçım ve makyajım bitmişti. Şimdi sırada o iğrenç gelinlik altına giyeceğim çamaşılar ve tabiki gelinliğim vardı. Daha da çok gerilmiştim. O gelinliği giydiğim an bitecekti. O bembeyaz elbise şuan en iğrendiğim şeyler arasındaydı. Düşünmeyecektim. Bu oyunda bana biçilen rolü hakkıyla yerine getirecektim. Gerekirse kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyecektim.
Bir baba kızını böyle çabuk gözden çıkarabiliyorsa kimseden de merhamet beklemeyecektim.
Ellerim titreyerek zor da olda gelinliğimi de giydiğimde hazırdım.

Birazdan kuşağım bağlanacak, imam nikahımız kıyılacak, oradan da bu mutlu(!) günümüzü kaydetmek için fotoğraf çekimine gidecektik
Birazdan kuşağım bağlanacak, imam nikahımız kıyılacak, oradan da bu mutlu(!) günümüzü kaydetmek için fotoğraf çekimine gidecektik.
Kapım tıklatıldığında içeri abim geldi. Beğeni dolu gözleriyle beni süzüp alnıma bir buse kondurdu. Eskiden onunla ne çok şey paylaşırdık. Ama okula gittikten sonra abimin hayatı tepetaklak olmuş bu da bizi uzaklaştırmıştı. Onun zaten bir sürü sorunu varken bir de biz eklememek için yanında olmak dışında dertlerimizi paylaşmıyorduk.
Abim okuldayken bir kız hamile olduğunu ve bebeğin babasınının abim olduğunu iddia etmiş abime aylarca kan kusturmuştu. O da benim gibi bir nikah kurbanı olmak üzereyken kızın hamile dahi olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu habere de en çok Elif sevinmişti, o ders delisi kızın gönlünün abimde olduğunu bu sayede fark edebilmiştim.
''Çok güzel olmuşsun Leyla, sen benim göz bebeğimsin, bugünün benim için zorluğunu bilemezsin. Abi olmak, kız vermek hiç kolay değilmiş. Ama seni ne kadar çok sevdiği gözlerinden bile belli olan bir adamla evlendiğin için içim rahat. Keşke okulunun bitmesini bekleseydiniz ama aşık olunca beklemek zor oluyor sanırım.''
Tabiki abimin söylediklerine şaşırmadım. Selim oyununu öyle güzel oynuyordu ki bazen ben bile 'büyük bir aşk yaşıyor muyuz?' diye kendime soruyordum.
''Teşekkür ederim abi darısı başına inşallah'' dediğimde malesef söz ağızdan bir kere çıkmıştı. Ne kadar dikkat etsem de arada böyle patavatsızlıklarım oluyordu. Abim yüzünü ekşitir gibi oldu ama çabuk toparladı. Ağzında 'kısmet, inşallah' deyip geveledikten sonra ''hani kurdalemiz nerde benim bugünki asli görevim buymuş halam öyle dedi'' dediğinde gülüşmüştük.
Abim kırmızı kurdalemi de bağladıktan sonra buğulanan gözlerimi dikkat ederek sildim. Artık elim sonuma biraz daha yaklaşmıştım.
Biz abimle konuşurken Selim ''gelinimi almaya geldim'' dediğinde herkes bizi odada yalnız bırakmak için çıktılar. Selim duvağımı kapatmadan önce alnınmdan öpüp duvağımı kapattı.
''Bugünden itibaren hem Allah katında hem resmiyette karım olacaksın. Boşanmak ayrılmak kesinlikle olmayacak, senin ilkin de sonun da ben olacağım sen zaten benim sonumsun Leyla'm. Karı-kocalık yükümlülüklerimizi yerine getireceğiz ve sen seveceksen lutfedip beni seveceksin. Ben de seni sonsuza kadar seveceğime söz veriyorum.''
Elimden tutarak odadan çıkarttı. Babamın halamın Selma Teyze ve Edim Amca'nın ellerini öptük. Halam gelinliğimin üstünü ve başımı örtmek için örtü verdikten sonra hazırlanıp imam nikahımızı kıydırdık.
Fotoğraf çekimi için geldiğimiz yerde bu mutlu(!) günümüzden hatıra kalması için bol bol fotoğraf çektirdik.

Fotoğraf çekiminden sonra düğünümüzün yapılacağı yere geldik
Fotoğraf çekiminden sonra düğünümüzün yapılacağı yere geldik. Henüz giriş saatimiz gelmediği için gelin&damat yazan odada beklemeye başladık.
Ne gelin damattı ama. Selim benim yaşamam gereken her duyguyu da benim adıma yaşıyordu. Mutluydu, heyecanlıydı, gözlerinin içi gülüyordu ve sabırsızlanıyordu. O yıllarca bugünü beklemiş ben de bu günden kaçmanın yollarını aramıştım. Bu sadece ikizimin olduğu bir savaşsa kabul etmem gerekirdi ki Selim beni mağlup etmeyi başarmıştı. En başından beri şans hep ondan yanaydı.
Nikah vakti geldiğinde birlikte masaya yöneldik. Selim burda da centilmenliğini konuşturup sandalyemi tutmuş sonra da kendisi oturmuştu. Gözlerim konukları tararken hepsi yüzlerinde tebessümle bizi izliyordu.
Kapı tarafına doğru baktığımda Mehmet'i gördüm. İnanamıyorum buraya gelmişti. Kesinlikle onu Selim görmemeliydi. Bir tatsızlık çıksın istemiyordum.
Selim'e döndüğümde çoktan Mehmet'i farketmiş ona bakıyordu. Benim baktığımı görünce kulağıma eğilip "merak etme bir tatsızlık çıkaracak değilim. İyi oldu geldiği senin kime ait olduğunu daha iyi anlar, seni son görüşü zaten." dediğinde nikah memuru buraya geldiği için cevap veremedim.
Memurun başlangıç konuşmasının ardından o meşhur sorunun sorulma zamanı gelmişti.
"Siz Edim oğlu Selim Karahan, Ertuğrul kızı Leyla Özener'i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
"EVET!"
"Siz Ertuğrul kızı Leyla Özener, Edim oğlu Selim Karahan'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Nikah memuru soruyu bana yönelttiğinde artık son durağa gelmiştim. Ne kadar istemesem de cılız bir sesle sorusunu yanıtladım.
"Evet."
"Bende Büyükşehir Belediyesi'nin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum."
İmzalarımızı da attıktan resmî olarak da karı koca olmuştuk. Varlığına dahi tahammül edemediğim bir adam belki de bir ömür benim eşim sıfatını taşıyacaktı.
İlk dansımızı yaptıktan sonra Selim beni masaya oturtup "mümkün oldukça oynamamaya çalış güzelim, zaten bugün sana bakan her gözü yerinden çıkarmamak için kendimi zor tutuyorum. "
Ben sanki çok meraklıydım bu en mutlu günümde oynamaya.
Selim'e baktığımda arkadaşlarıyla zeybek oynamaya başladılar. Zeybeği çok severdim. İtiraf etmek gerekirse Selim de güzel oynuyordu ve ona yakışmıştı.
Ben otururken Beren yanıma geldi. Beni öpüp "tebrik ederim kuzum çok güzelsiniz."
"Teşekkür ederim."
"Mehmet de buradaydı gördün mü? Bana 'Leyla benden hoşlanıyordu nerden çıktı bu saçmalık anlamıyorum bu işte bir yanlışlık var ben de onu bulacağım' deyip gitti. Hiçbir şey anlamıyorum sizin Mehmet ile aranızda bir şey mi vardı?"
"Tabiki hayır. Mehmet kendince öyle bir kanıya varmış demek ki. Hem öyle olsa neden Selim ile evleneyim ki değil mi?" Beren'e tüm olanları anlatamazdım. Böyle bilmesi daha iyiydi.
"Haklısın kuzum Mehmet kendi kendine gelin güvey olmuş anlaşılan, hadi kalk oturma böyle hadi" deyip oynayanların arasına sürükledi.
Bütün gece kah dans edip kah oynadık. Kızlar oturmama müsade etmemişlerdi.
****
Düğün bittiğinde babamla vedalaştım. Haftaya gideceklerdi, abim de şehir dışında yaşıyordu zaten. Onlar da gidince yapayalnız kalacaktım.
Abim ile de vedalaştıktan sonra eve gitmek için yola koyulduk. Selim arada başını çevirip bana baktığını hissedebiliyordum.
Eve geldiğimizde Selim arabadan inmem için yardım etti. Sonra da beni kucağına aldı.
"Ne yapıyorsun sen indir beni!"
"Bir ömür seni böyle taşıyabilirim güzelim, hem adet yerini bulsun değil mi?"
Eve girdiğimizde beni yatak odasında kucağından indirip alnımdan öptü. "Karımsın." dedikten sonra yavaşça biraz da uğraşarak duvağımı çıkardı. Eli gelinliğimin arkasına gittiğinde kalbim deli gibi atmaya başladı. Gelinliğimin düğmelerini de açmayı bitirdiğinde düşmemesi için elimle tuttum. Selim eliyle çenemi kavrayıp ona bakmamı sağladığında bir süre dünyadaki en güzel şeyi seyrediyormuşcasına bana baktıktan sonra dudaklarıma kapandı. Dediğini yapmış evlenene kadar bana hiç dokunmamıştı ve bu bizim ilk öpüşmemizdi.
Dudaklarımız ayrıldıktan sonra Selim alnını alnıma yaslamış soluklarını düzenlemeye çalışıyordu.
"Bugün kalpten gitmezsem iyidir güzelim. Şimdi pek namaz kılmış olmasam da evliliğimiz için şükür namazı kılacağım. Babamın dediğine göre evliliğimizin huzurlu olması için bu gerekliymiş. Sen de bu arada duşa girebilirsin istersen. " deyip odadan çıkmıştı.
Ben de ilk iş olarak gelinlikten kurtulduktan sonra kendimi duşa attım. Kalbim deli gibi atıyordu. Bundan bir kurtuşum yoktu.
Derim buruşana kadar suyun altında kaldıktan sonra bornozumu giyip saçlarımı kuruladım. Kremlerimi sürüp en uzun geceliğimi de giydikten sonra hazırdım. Sanki bu beni koruyabilecekmiş gibi.
Banyodan çıktığımda Selim'i beni beklerken buldum.
" Bir an hiç çıkmayacaksın zannettim güzelim."
Karşıma gelip saçlarımı arkaya doğru attıktan sonra "Bundan sonra seni ben yıkayıp, saçlarını kurutup, kıyafetlerini ben giydirmek istiyorum. Hatta sen yorulma diye odadan odaya bile kucağımda taşıyabilirim."
"Sen beni oyuncak bebek zannediyorsun heralde, abartma istersen böyle bir şey olmayacak."
Cevap vermeden çenemden tutup dudaklarımı öpmeye başladı. Elini belime koyup beni kendine bastırdı. Karşılık vermem için beni zorluyordu.
"Karşılık ver"
Dakikalar içinde kucağına alıp sırtımı yatakla buluşturdu. Sanki beni öpmeye doyamıyor, öyle yoğun duygularla öpmeye devam ediyordu. Üzerimizdekiler tek tek yeri boylarken daha önce tatmadığım duygularla baş etmeye çalışıyordum.
Beni hazırladıktan sonra üzerimde yerini aldı. Korunduğunu gördüğümde şaşırdım. Bir an önce çocuğumuzun olmasını istediğini düşünmüştüm.
Kendini yavaş yavaş içime ittirirken acıdan gözlerim dolmuştu. Alnını alnıma bastırdıktan sonra " acıdı mı güzelim" dedi. Hayır anlamında başımı salladığımda devam etti. Onun dokunuşlarını hissetmemek için kendimi zorluyordum.
Artık onun kadınıydım. Hiçbir gerçek bunu değiştiremezdi. Bittikten sonra yana devrilip beni kucağına çekti.
Yüzümün her yerini öpmeye devam ediyordu. "Hep bu günü bekledim, sonunda kollarımdasın ve benimsin." Başımın üstüne öpücük kondurup "hadi güzelim çok yorulduk uyuyalım" dediğinde benim çoktan bilincim kapanmaya başlamıştı bile.
***
Sabah uyandığımda Selim'in beni kendine sarmalamış, bir yandan da beni izlerken buldum.
"Günaydın karıcığım" dediğinde ister istemez yüzümü buruşturdum.
"Günaydın"
"Hadi bakalım kahvaltı hazır, kollarım rahat geldiyse demek ki öğleye kadar uyudun. Seni bir yıkayıp karnını doyuralım." der demez beni kucağına aldı. Utancımdan ölecek gibi hissediyordum.
"Bırak beni, saçmalama Allah aşkına, ben dün sen şaka yapıyorsun zannettim."
"Gayet ciddiyim karıcığım" deyip beni küvetin kenarına oturttu. Suyu ayarladıktan sonra küvetin içine oturup beni de kucağına çekti. Saçlarımı yıkamaya başladı.
"Ağrın var mı güzelim, canını yaktım mı?"
"Hayır, hafif bir sızlama haricinde bir şeyim yok. Ama ben dün korunmana çok şaşırdım. Hemen bir çocuğumuz olsun istersin zannediyordum."
"Hmm yanlış düşünmüşsün güzelim, ben hiçbir zaman çocuğumuz olsun istemiyorum."
İster istemez gülümseyip "sen ciddi misin? Neden peki?" dediğimde "Seni biri ile paylaşamam güzelim. Bu her ne kadar ikimizin çocuğu da olsa. Tüm ilgini ona yöneltmiş olduğun bir çocuk istemiyorum."
Bende babasının sen olacağı bir çocuk asla istemiyorum dememek için kendimi zor tuttum. Ters etki gösterip benimle inada binebilirdi. Onun yerine "Anladım" dedim.
Banyodan çıktıktan sonra dediği gibi saçlarımı tarayıp kuruladı. Kıyafetlerimi de giydirdikten sonra elimden tutarak mutfağa götürdü. Eve şöyle bir göz gezdirdiğimde "iyi de bunlar benim ilk seçtiğim mobilyalar değil ki" dedim.
''Karıştırmışım demek ki üzülme değiştirirz.''
''Sorun değil bunlar da güzel.''
Mutfağa geldiğimizde gerçekten mükellef bir sofra ile karşılaşmıştım. ''Hiç göstermiyorsun ama çok marifetliyiz bakıyorum.''
''İlk kez yaptığım bir şeyi beğenmene ne kadar mutlu oldum anlatamam karıcığım."dediğinde gözlerimi devirdim. Sandalyeye oturup beni de kucağına oturttu.
"Ne yapıyorsun sen sabahtan beri yapışık ikiz gibi bu ne böyle?"
"Şşt rahat dur seni ben yedirmek istiyorum" deyip kucağına sabitledi.
"Sen iyice beni evcil hayvanın zannetmeye başladın farkında mısın?"
"Ne evcil hayvanı kızım karımsın sen benim, seviyoruz ki yapıyoruz." deyip lokmaları ağzıma tıkıştırmaya başladı. Tıka basa doymuştum hala yedirmeye devam ediyordu.
"Doydum artık lütfen, uçak geliyor aç bakayım ağzını demeğin kaldı" dediğimde kahkaha attı. "Aklıma gelmedi değil güzelim."
"Yaparsın sen şaşırmam."
****
1 haftadır sürekli evdeydik. Selim işe de gitmiyordu. Acayip bunalmıştım ondan, bu evden, yaptığı sevgi gösterilerinden. Zaten hoşlanmıyordum bir de sürekli yanyana olmaktan gına gelmişti.
Babamları yolcu etmek için havaalanına gidiyorduk. Kendimi çok buruk hissediyordum. Birkaç ay içinde yapayalnız kalmıştım. Ve bunun tek sorumlusu Selim'di benim gözümde. Kendisi hariç herkesi bir şekilde hayatımdan çıkarmıştı.
Havaalanına geldiğimizde babamla kardeşim ilerideydi. Koşup sımsıkı sarıldım. Her ne kadar beni bu evliliğe mahkum da etse babamdı. Bir haftada bile çok özlemiştim. Gittiğinde ne yapacaktım bilmiyordum. Kardeşime de sarıldıktan sonra babam Selim'e " Kızım sana emanet" dediğinde Selim de "Gözünüz arkada kalmasın." dedi.
***
Babamları yolcu ettikten sonra eve dönüş yolunda Selim farklı bir yola girmişti. "Nereye gidiyoruz? Burası evin yolu değil."
"Gidince görürsün güzelim sürpriz."
"Sürprizlerden nefret ederim."
"Biliyorum."
****
Şehrin dışında çiftlik gibi bir yere geldiğimizde arabayı durdurdu. "Gel bakalım, yeni evimize hoşgeldin." Elimden tutup evin içeri götürdüğünde gözlerime inanamadım. Bunlar benim seçtiğim mobilyalardı. Selim'in en baştan beri planı buydu anlaşılan. Arkamdan sarılıp kulağıma "Seni ilk gördüğüm zaman böyle bir güzelliği sadece benim görebileceğim bir yere götürebilsem keşke demiştim. Sonra bu fikir bana çok mantıklı gelmeye başladı. Burası için yıllarca çalıştım. Yani anlayacağın güzelim seni tüm gözlerden saklayacağım mabedimize hoşgeldin."
Bana bir ömür mahkum olacaksın demişti. Şimdi de beni buraya hapsedecekti. Ben böyle bir oyuna nasıl gelmiştim? Şimdi ne yapacaktım?

*Düzenlenmiştir.*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAPLANTIM ÖZEL BÖLÜM (SON)

Leyla zaten tetikte bir şekilde uyurken kızının beşikten yükselen sesi ile gözlerini açtı. Havanın iyice kararmış olmasına şaşırdı. Sadece akşam yemeğinden sonra üzerine çöken rehavetle biraz dinlenmek istemişti ama günlerdir uyku yüzü görmemiş bedeni onunla aynı fikirde değildi anlaşılan. Saat gece on olmuştu bile. Selim'in çocuklarla ne yaptığını merak etmiyor değildi. Kızını kucağına aldığında bir an önce karnını doyurup onlara bakmak istiyordu. Çünkü ikizleri ihmal etmek en son isteyeceği şeydi. Üçüne birden yetişmek çok zor olsada anne olmak bunu gerektiriyordu. Zaten Selim olmasa hayatta başaramayacağını biliyordu. İkisi de çocuklarının üzerlerine titriyor, hergün yeni bir şeyler öğrenerek anne baba olmayı keşfediyorlardı. Minik kızı uyuduğunda üzerini düzeltip çocuklarının odasına doğru yöneldi. Kapı aralığından gördüğü manzarayla bir kez daha Allah'a şükretti. Aras babasının göğsünde uyuyakalmış bir vaziyetteyken Selim Hazar'ın kırmızı arabalı yatağında Haz...

SAPLANTIM BÖLÜM 42

Birbirimize 'biz ne yapıyoruz?' sorusunu sorduktan sonra ikimizin de aynı şeyi düşündüğünü anladım. Artık bu gece her şey bir netliğe kavuşacak, önceliğimiz ise çocuklarımız olacaktı. Kendimizi bir yana bırakıp ebeveyn olmanın gerçek sorumluluğunu almalıydık. Hazar'ın serumu bittikten sonra çıkabileceğimizi söyleyen doktorla Yağız'ın evinin yolunu tuttuk. Eve vardığımızda bitkince uyuyan oğlumu arabanın arka koltuğuna yatırıp evden gerekli eşyaları almak için yukarı çıktım. Burada çok kalmayacağımızı hissettiğimden midir bilinmez çok da yerleşmemiştik. Bir valiz ve küçük bir çanta neredeyse tüm eşyalarımızı almaya yetmişti. Binadan çıktığımda Selim sessiz olmaya dikkat ederek yanıma gelip valizleri bagaja yerleştirdi. Arka koltukta uyuyan oğlumu tekrar kucağıma aldıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Selim ile dikiz aynasından sık sık göz göze gelsekte bakışlarını kaçıran taraf ben oluyordum. Onu affedip affetmeyeceğimi bilmesem de ailemizin bütün olarak kalması ...

SAPLANTIM BÖLÜM 43

2 Yıl Sonra Sıcaktan bunalmış bir şekilde uyandığımda saat daha çok erkendi. Selim her zamanki gibi uyurken kıskacına almış, nefes alacak alan bırakmamıştı. Üzerine bir şey de giymediği için vücut ısısını daha net hissediyordum. Ondan kurtulmak için hareket ettikçe bir şeyler mırıldanıp daha da sıkı sarılıyordu. Bu böyle olmayacağı için sesimi yükseltip söylenmeye başladım. "Ahh eskiden benim romantik kocam her zaman benden önce uyanıp sonra da tatlı tatlı beni uyandırırdı. Ehh artık sıkıldı tabi. Beni peluş oyuncak niyetine kullanıyor." "Senin romantik kocan bin yıl geçse de senden sıkılmaz. Sadece hamile karısı gece rahatsız olmasın diye kabus gören oğlunu yatıştırdığı için biraz uykusuz" dediğinde hemen doğruldum. "Kim kabus gördü? Beni neden uyandırmadın? Ahh çok mu korkmuştu benim oğlum?" "Sakin ol Leyla'm. Aras görmüş ama tam emin olamıyorum. Bu ilk değil. Kardeşi olacağını öğrendiğinden beri böyle yapıyor." "Biraz dah...